Diüretikleri nasıl kullanmalıyız? Dr. Nurol Arık Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi, Nefroloji Bilim Dalı, Samsun Ö dem intersitisiyel sıvı volümünde gelişen anormal artım ile karakterizedir. Eğer bu artış anormal miktarlarda ve tüm vucuda yayılır ise anazarka olarak tanımlanır. Ödem oluşturan pek çok hastalık varlığına rağmen erişkin hastalarda yaygın nedenler kalp yetmezliği, siroz ve nefrotik sendrom olarak özetlenebilir. Yaygın ödem oluşumu için kapiller düzeyde sıvı alışverişini sağlayan kuvvetlerden biri yada daha fazlasının ödem oluşturacak biçimde değişmesi ve renal su ve tuz retansiyonunun olaya katılması gereklidir. Kapiller düzeydeki sorun; a) Artmış kapiller hidrostatik basınç b) Azalmış kapiller onkotik basınç c) Artmış kapiller permeabilite olabilir. Ödemli hastanın öyküsünde kalp, karaciğer ve böbrek hastalığına dönük öykünün yanı sıra ödem yaratabilecek ilaç öyküsüde önem taşır. Ödemin lokalizasyonu da asıl neden hakkında fikir verebilir. Sol ventrikül disfonksiyonu pulmoner konjesyon yaratır iken, miyokardiyopatilerde genellikle her iki ventrikül disfonksiyonu olduğu için periferal ödemde vardır. Karaciğer sirozunda asit öndedir. İzole periferal ödem ise sıklıkla lokal sorun yada böbrek hastalığı düşündürür. İntermittan ödem varlığı sıklıkla önemli dahili sorundan uzaklaştırır ve idiyopatik ödem tanısına yaklaştırır. Ödemli hastada fizik inceleme tanıda değer taşır. Hastalık Pulmoner ödem CVP Asit/pedal ödem Sol kalp yetmezliği + Değişken - Sağ kalp yetmezliği - ↑ + - ↓-N + Değişken ↑ + Nefrotik sendrom - Değişken + İdiyopatik ödem - ↓-N + Venöz yetmezlik - N +/asimetrik olabilir Siroz Renal hastalık Ödemli hastada genel tedavi prensipleri Doğal olarak tedavide asıl amaç ödem yaratan primer hastalığın tedavisidir. Ödemin konservatif tedavisinde ise tuz kısıtlaması ve diüretik kullanımı temel iki yöntem olarak tanımlanabilir. Ödem tedavisi planlar iken şu soruların cevapları verilmelidir; 1. Ödemi nezaman tedavi etmeliyiz? 2. Ödem sıvısını uzaklaştırmanın hangi sonuçları doğurabilir? 3. Ödem sıvısını hangi süratle uzaklaştırılmalıyız? 1. Ödemi nezaman tedavi etmeliyiz? Acil tedavi gerektiren tek ödem formu pulmoner ödemdir. Diğer ödem formlarında acil tedavi gereksizdir. Ödem sıvısının yavaş uzaklaştırılması esastır. 2. Ödem sıvısını uzaklaştırmak hangi sonuçları doğurabilir? Eğer ödemli hastada renal tuz ve su retansiyonu kalp yetmezliği ve hepatik sirozda olduğu gibi efektif volümün kompansas- yonuna yönelik ise bu durumda ödem sıvısının hızlı uzaklaştırılması volüm kontraksiyonu yaratır. Bu durum düşük kardiak outputlu yada bazal efektif volümü düşük olgularda kardiak output ve doku perfüzyon bozukluğu yaratabilir. Doku perfüzyon bozukluğunun klinik yansımaları genellikle halsizlik, yorgunluk, postural baş dönmesi, konfüzyon gibi serebral hipoperfüzyona ilişkin bulgulardır. Günlük klinik uygulamada BUN yüksekliği doku hipoperfüzyonu için ipucu niteliği taşıyabilir. Primer renal sodyum retansiyonu ve buna ikincil efektif volüm fazlalığı olan nefropatili olgularda ise ödem sıvısının uzaklaştırılması benzer handikapları yaratmaz. 3. Ödem sıvısını hangi hızla uzaklaştırmalıyız? Eğer ödem yaygın ise ve özellikle periferal ödemde varsa bu durumda diüretik tedavi sonrasında azalan plazma volumü dokudan ödem sıvısının mobilizasyonu ile yerine konur ve ciddi klinik sorun yaşanmaz. 2-3 litrelik günlük sıvı uzaklaştırılması bile tolere edilebilir. Buna karşın eğer ödem hepatik sirozda olduğu gibi bir seröz boşluğa lokalize ise bu durumda ödem sıvısının mobilizasyonu sadece peritoneal kapiller sistemden olacağı için günlük sıvı uzaklaştırılması 500-750 ml ile sınırlı kalmalıdır. Daha agresif sistemik sıvı uzaklaştırılmaları volüm kontraksiyonu ve doku hipoperfüzyonu yaratabilir. Lokal venöz yada lenfatik sistem hastalıklarına ilişkin ödemde doğal olarak diüretik tedavinin yeri yoktur. Diüretik kullanımı Ödemli durumlarda furosemid en yaygın kullanılan diüretiktir.Ancak bazı klinik durumlar farklı diüretiklerin kullanılmasını gerektirebilir. Sirozda ödem sıvısının yavaş mobilizasyonu nedeni spironolakton tercih edilebilir. Asit sıvısının ciddi mekanik sorun yarattığı olgularda parasentez tedaviye eklenebilir. Kalp yetmezliği olgularında doku hipoperfüzyonu gözlenerek diüretik dozu artırılabilir. Nefrotik sendrom olgularında diüretiklerin albuminle renal tubüllerde bağlanması, böbrek yetmezliğinde ise fonksiyone nefron sayısının kısıtlı olması nedeniyle diüretik dozlarının yüksek tutulması gerekebilir. Dirençli ödemli olgularda farklı mekanizmalara sahip diüretiklerin kombinasyonu uygun olabilir. Diüretik dozu Furasemidin diüretik etkisinin başlaması için tubül lümeninde belli bir konsantrasyona ulaşması gerekir. Her hasta için standart doz belirlemek genellikle imkansızdır. Normal renal fonksiyonlu olgularda furasemidin i.v. diüretik dozu genellikle 10 mg’dır. 40 mg ise maksimum diüretik etkinin gözlendiği dozdur.Günlük maksimum oral doz 320-400 mg’dır. Konjestif kalp yetmezliği, siroz ve renal sorunlu olgularda kullanılan dozlar daha yüksektir. Parenteral tedavide dozlar oral dozların yarısıdır. Stabil hastalarda i.v. kullanımın genellikle bir avantajı yoktur. Tedaviyi sürdürür iken eğer sıvı mobilizasyonu sağlanamıyor ise hastaya doz sonrası diürezis olup olmadığı sorulmalıdır. Diürez yok ise doz artırılmalıdır. Diürez var fakat sıvı mobilizasyonu yok ise doz gün içinde tekrarlanmalıdır.