V ÜNİTE V. ÜNİTE : EN UZUN YÜZYIL (1800 - 1922) 1. KONU: XIX. YÜZYIL BAŞLARINDA ASYA VE AVRUPA 2. KONU: II. MAHMUT DÖNEMİ SİYASİ OLAYLARI 3. KONU: TANZİMATTAN MEŞRUTİYETE 4. KONU: OSMANLI DEVLETİ’NDE ANAYASAL DÜZENE GEÇİŞ VE SİYASİ GELİŞMELER 5. KONU: XIX. YÜZYILDA OSMANLI DEVLETİ’NDE KÜLTÜREL GELİŞMELER 6. KONU: XX. YÜZYILDA OSMANLI DEVLETİ VE SAVAŞLAR TEMEL KAVRAMLAR TANZİMAT PANSLAVİZM PANTÜRKİZM OSMANLICILIK BATICILIK KANUNUESASİ MECLİSİMEBUSAN FIRKA MİLLİYETÇİLİK 156 157 1 KONU XIX. YÜZYIL BAŞLARINDA ASYA VE AVRUPA HAZIRLANALIM Osmanlı Devleti’nde XIX. yüzyılda yapılan ıslahatların amaçlarının neler olabileceğini araştırınız. 1. ASYA VE AVRUPA’DAKİ DEVLETLERİN GENEL DURUMU BİRLEŞİK İSVEÇ NORVEÇ Y O S K E R E DA AN LL HO Hannover Berlin Saksonya Ve s n de Bohemya ye YA ya Ba Piyem Ceno onte va A To vola r Tos i kan no a İZ EK K A R A D E N İ Z İstanbul L I D E V L E T İ istan 400 an k ı 200 n Yuna vutlu lığ al Kr N Girit İ 0 ğd Arna ya cil Sicilya E Tunus AZAK DENİZİ Kırım YA Tİ Si D C e z a y i r FA S Bo Rİ İZİ K Eflâk Bosna Belgrad H er se Bulgaristan k K O S DE Nİ M A Zİ N AD TİR Roma EN Sardinya DE N A Ç A R L I Ğ I ra Korsika dl. R U S Y A Varşova Dükalığı ez i İk Papalık RT Sil US İsviçre İ S PA N YA ar A PR Viyana Budapeşte AVUST URYA Tirol - MAC Milano ARİST AN Venedik Tiryeste F R A N S A Bale Litvanya B tfa A T L T DE TI AL Zİ İL Nİ A Nİ DE G lya K Y İN Osmanlı Himayesindeki Yerler Zİ Lüksemburg Ba v PO Estonya ZE A KU N U S U Alman Federasyonu Sınırları Prusya Krallığı Alman Prenslikleri 600 Km Kıbrıs Z 1815 Yılında Avrupa’nın Siyasi Durumu XIX. yüzyıl başlarında Osmanlı Devleti’nin çağdaşı olan İngiltere, Fransa, Rusya, İspanya, Hollanda ve Avusturya dünya politikalarına yön veren devletler durumundaydı. XIX. yüzyılda milliyetçilik ve liberalizm, Avrupa’nın siyasi ve sosyal gelişimini yönlendirdi. Bu yüzyılda Avrupa’da liberalizmin etkisi eşitlikte değil özgürlükte görüldü. Hükümdarların izledikleri mutlakiyetçilik zayıfladı ve Avrupa ülkelerinde demokrasi anlayışı güçlendi. XIX. yüzyılın ikinci yarısında siyasi birliğini sağlayan İtalya ve Almanya, Avrupa devletler sahnesine katıldı. XIX. yüzyılda Avrupa devletlerinde demokrasi anlayışının güçlenmesini sağlayan etkenler neler olabilir? 158 XIX. yüzyılda dünya politikalarına yön veren devletlerin genel politikaları; İngiltere Kralı IV. George İngiltere’de aralıklarla açılıp kapanan parlamento, yeniden açılmış ve 1689’da insan hakları bildirisi kabul edilmişti. XIX. yüzyılın en güçlü devleti olan İngiltere, büyük bir sömürge imparatorluğu kurmasına rağmen Fransa ile birlikte milliyetçilik düşüncesine sempati ile bakmaktaydı. Çok uluslu devletlerin parçalanmasının sömürgelerindeki hâkimiyetine hizmet edeceğini düşünüyordu. Fransa, sömürgecilikte İngiltere kadar başarılı bir sonuç alamamasına rağmen gücünü koruyor ve özellikle Osmanlı topraklarına yönelmek amacıyla ittifaklara giriyordu. 1848 ihtilali sonrasında Fransa’da ikinci cumhuriyet ilan edilmiş ve herkese oy verme hakkı tanınmıştı. Fransa Kralı XVIII. Louis Philippe Avusturya Başbakanı Metternich Avusturya, Osmanlı Devleti gibi çok uluslu bir yapı taşıdığından Fransız İhtilali’nin sonuçlarını bir tehdit olarak görüyordu. Orta Avrupa’nın en etkin gücü olan Avusturya ile Rusya arasında Balkan toprakları üzerinde üstünlük mücadelesi başladı. Yine XIX. yüzyılın ikinci yarısında Avusturya, Alman birliğinin sağlanmasında Prusya ile mücadeleye girişti. XVIII. yüzyılda Rusya, sıcak denizlere ulaşmak için bir yandan Osmanlı Devleti üzerindeki politikalarına ağırlık verirken diğer yandan da Orta Asya’ya doğru Türk-İslam ülkelerine yayılma politikasını hızlandırdı. Bu yüzyılda Orta Asya’da Yaka Türkmenleri, Yamud ve İmralı gibi Türkmen boyları ile bir araya gelerek güç birliği yapmışlardı. Akdeniz çevresinde yetiştirilen pamuğun İngiltere ve Fransa’nın kullanımında olduğunu gören Rusya, Orta Asya pamuğunu ele geçirmek ve sömürgeler kurmak için işgallere başladı. Rus Çarı XIX. yüzyılın ikinci yarısında Rus ilerleyişi Orta Asya’ya yayıldı. Kuşid Han’ın I. Alexander başında bulunduğu Türkmenler, 1879’da Rusları ağır bir yenilgiye uğrattılar ancak bu başarı uzun sürmedi. Sonunda Çarlık Rusya’sının egemenliğine girmek zorunda kaldılar (1884). Türkmenlere uygulanan Rus baskıları Sovyetler Birliği döneminde de devam etti. Bu dönemde Türkmenistan Sovyet Rusya’ya bağlandı. 1991 yılında Rusya’nın dağılması üzerine bağımsızlığını ilan ederek Türkmenistan Cumhuriyeti adını aldılar. Osmanlı Padişahı II. Mahmut Osmanlı Devleti, XVIII. yüzyıldan itibaren iç ve dış meselelerini kendi başına çözemiyordu. XIX. yüzyılda daha da belirgenleşen bu durum Osmanlı Devleti’nin Avrupa devletleri ile çeşitli ittifaklar kurmasına neden olmuştur. Siyasi, sosyal ve ekonomik alanlarda büyük sıkıntılar yaşanmasına rağmen Osmanlı Devleti’nin sınırları kuzeyde, Kırım’a; güneyde, Kuzey Afrika’nın tamamına; doğuda, İran’a ve Arap Yarımadası’nın tamamına; batıda ise Balkan Yarımadası’na kadar uzanıyordu. Denizlerde Kıbrıs, Girit, Rodos ve On iki Ada Osmanlı’nın elindeydi. Osmanlı toprakları Sanayi İnkılabı’nın ardından hızlanan sömürgecilik faaliyetleriyle başta İngiltere olmak üzere bütün Avrupa devletlerinin iştahını kabartıyordu. XIX. yüzyıl başlarındaki Osmanlı Devleti’ni yukarıda adı geçen Avrupa devletleriyle siyasi ve ekonomik özellikleri açısından karşılaştırınız. 159 2. II. MAHMUT DÖNEMİ ISLAHATLARI II. MAHMUT II. Mahmut’a ait yukarıdaki görsellere bakarak XIX. yüzyılda Osmanlı Devleti’nde yapılan ıslahatların niteliği hakkında neler söyleyebilirsiniz? a. Senediittifak (1808) II. Mahmut, kendisini tahta çıkaran Rusçuk âyanı Alemdar Mustafa Paşa’yı sadrazam yapmıştı. Anadolu ve Rumeli’deki âyanların hayli güçlendiğini ve başına buyruk hareket ettiğini düşünen II. Mahmut, bu duruma son vermek istedi. Alemdar’ın aracılığı ile âyanlarla görüşülerek Senediittifak imzalandı (1808). Bu belge ile ilk kez padişahın mutlak otoritesi sınırlandırılmış, âyanların hakları ve varlığı tanınmıştır. Senediittifak’ın imzalanmasında rol oynayan Alemdar Mustafa Paşa, kısa bir süre sonra Sekbanıcedit ocağına tepki gösteren yeniçerilerin isyanı sonucu öldürüldü. Âyanların gittikçe güçlenmesinden rahatsız olan II. Mahmut, âyanları ortadan kaldırarak merkez üzerindeki baskılarını yıkmaya çalıştı. SENEDİİTTİFAK (1808) Osmanlı padişahı II. Mahmut’un âyanlarla yaptığı antlaşmadır. Ü Padişahın otoritesi devletin temel dayanağıdır. Reayaya karşı haksızlık ve zulüm yapanlar, devlete bildirilerek bu durumun önlenmesine çalışılacaktır. Ü Âyanların varlığı ve devletle âyanların birbirine güven duyması şarttır. Âyanlar, devletin eyaletlerden asker almasına karşı gelmeyecektir. Toplanacak olan tüm askerî güçler devletin askeri olacaktır. Ü Âyanların bulunduğu yerlerde hazine gelirlerinin, devletin koyduğu kanun ve hükümlere göre âyanlar tarafından toplanması sağlanacaktır. Âyanlık haklarının babadan oğula geçmesi kabul edilecektir. Ü Padişah ağır vergiler koymayacak, eşit ve adaletli vergi alacaktır. Ü Sadrazama saygı gösterilecek ve emirlerine uyulacaktır. Âyanlar da devlet adamları gibi antlaşmaya uyacak, uymayanlara karşı padişahla birlikte hareket edeceklerdir. Ü İstanbul’daki yeniçeri ve diğer ocaklarda isyan çıktığında âyanlar emir beklemeksizin İstanbul’a gelerek isyanı önleyeceklerdir. www.devletarsivleri.gov.tr Senediittifak’ı padişah yetkileri açısından değerlendiriniz. 160 Babası Annesi : I. Abdülhamit : Nakşidil Valide Sultan Doğumu : 1785 Vefatı : 1839 Saltanatı : 1808 - 1839 Amcası III. Selim’in eğitimine büyük önem vererek yetiştirdiği II. Mahmut, cesur, temkinli, sabırlı ve azimliydi; edebiyat, müzik, yazı ve topçuluk alanlarında iyi bir eğitim almıştı. Müziğe karşı özel ilgi duyan, tambur ve ney çalan büyük bir bestekârdı. Günümüze yirmi altı adet bestesi ulaşmıştır. Şiire olan merakıyla da bilinen II. Mahmut Adli mahlasıyla şiirler yazmıştı. Usta bir sedefkâr ve hattattı. Ava ve spora meraklı olan II. Mahmut; okçuluk, tüfek atma, güreş, binicilik gibi sporlarla yakından ilgilenmiştir. Eğitim ve öğretimi en üst seviyeye çıkarmak için Avrupa’dan hocalar getirtti. İlk defa Avrupa devletlerine eğitim için öğrenci gönderildi. Kendi portresini yaptırarak devlet dairelerine astırdı. Halk arasında dolaşmayı ve onların dertlerini dinlemeyi gerekli gören II. Mahmut, yaptığı ıslahatlarla Osmanlı Devleti’ni ileri bir ülke yapmaya çalıştı. Ülkenin kalkınmasının eğitim ve teknoloji ile gerçekleşeceğini anlayan bir padişahtı. Yaptırdığı ilim,sanat eserleri, hayır kurumları ve sosyal müesseseleri ile de ülkeyi imar etti. www.ttk.gov.tr b. Yönetim Alanında Yapılan Islahatlar Osmanlı Devleti’nde XIX. yüzyıla kadar devlet yönetiminde yapılmak istenen yenilikler, yeniçeriler ve ulema tarafından hoş karşılanmadığı için başarıya ulaşamamıştı. II. Mahmut, yeni kurumlar kurarak batı tarzı hükûmet anlayışını yerleştirmek için aşağıdaki düzenlemeleri yapmıştır. Merkez teşkilatında yapılan düzenlemelerle ilgili aşağıdaki tabloda boş bırakılan bölüme günümüzdeki karşılıkları yazınız. MERKEZ TEŞKİLATINDAKİ DÜZENLEMELER ESKİ DÜZEN YENİ DÜZENLEME Divanıhümayun Nazırlıklar Sadrazamlık Başvekâlet Reisülküttab Hariciye Nezareti Sadaret Kethüdası Dâhiliye Nezareti Darphane Hazinesi, Hazineiamire Maliye Nezareti Vakıflar Evkafıhümayun Nezareti Şeyhülislamlık Babımeşihat Dairesi II. Mahmut döneminde yapılan diğer ıslahatlar; Ü Devlet memurları iç işleri ve dış işleri olarak ikiye ayrıldı. Memurlara pantolon ceket ve fes giyme zorunluluğu getirildi ve memurlar maaşa bağlandı. Ü Köy ve mahallelerde muhtarlıklar oluşturuldu. Ü Karantina ve posta teşkilatı kuruldu. Ü Askerî amaçlı ilk nüfus sayımı yapıldı. Ü Yurt dışına çıkışlarda pasaport uygulaması başlatıldı. Ü Takvimivakayi adlı ilk resmî gazete yayımlandı. Ü Devletin kişilerin mallarına el koyma (müsadere) usulüne son verildi. GÜNÜMÜZDEKİ KARŞILIKLARI İstanbul’a Vize Uygulaması Sultan II. Mahmut Anadolu’dan İstanbul’a gelecek olan kişiler için Mürur Tezkeresi (geçiş belgesi) alma zorunluluğu getirdi. Buna göre, Anadolu ve Rumeli’deki kent yöneticileri İstanbul'a gitmek isteyenler hakkında soruşturma yaptıktan sonra dâhilî pasaport da diyebileceğimiz geçiş belgesini ve İstanbul’a girebilmek için gerekli onayı veriyorlardı. Ancak iş bununla bitmiyordu. İstanbul’a gelenlere, iş buluncaya kadar, kentte hatırlı bir kişinin kendilerine kefil olması zorunluluğu da getirilmişti. Popüler Tarih, Haziran 2001, s. 18 II. Mahmut’un İstanbul’a yapılan göçler için aldığı önlemlerin sebepleri neler olabilir? c. Askerî Alanda Yapılan Islahatlar II. Mahmut, idari alanda yaptığı yeniliklerin yanında devletin gelişiminin önündeki en büyük engeli oluşturan Yeniçeri Ocağı’nı ve askerî yapıyı da düzenleyecek Batı tarzı ıslahatlar yaptı. ? Osmanlı Devleti’nin ıslahat çabaları sırasında askerî alanda yapılan ıslahatlara öncelik vermesinin sebepleri neler olabilir? Padişah II. Mahmut, Şeyhülislam Tahir Efendi ve Yeniçeri Ağası Celalettin Ağa’nın Bir Divan Toplantısında Yeniçeri Ocağı’nın Kaldırılış Süreci Hakkında Yaptıkları Görüşme: II. Mahmut: Devletlere, imparatorlara hâkim olan atalarımızın arkasındaki en büyük güç olan yeniçeriler, artık zaptedilemez duruma gelmiştir. Atalarım I. Abdülhamit ve III. Selim dönemi Avusturya ve Rus Savaşlarında başarısız olan yeniçeriler her yapılana kazan kaldırıp isyan ederler. Sekbanıcedit ocağını kurdum, yeniçeriler ayaklandı. Eşkinci ocağını kurdum, yeniçeriler yine ayaklandı. Talim terbiye istemezlermiş. Onun için bu ocak da kapatıldı. Halk da bu ayaklanmalardan bıktı ben de... Tahir Efendi: Bu durumda ne yapmak gerekir ki sultanım? II. Mahmut: Devleti Ali Osman’a verdikleri zarar sona ermeli, tez bir fetva yazın ki bu ocağı kaldırıp yerine yeni bir ordu kuralım. Celalettin Ağa: Ferman padişahımızındır. II. Mahmut: Yunan isyanı ile başa çıkamayan, her an çıkabilecek bir Rus savaşında ne yapacağı belli olmayan bir ordu ile yola çıkamam. Tahir Efendi: Yeni bir ocak kurulmasının lüzumuna dair fetva hazırdır sultanım! 161 II. Mahmut: Tez elden hazırlıklara başlansın! (Birkaç gün sonra…) Celalettin Ağa: Emrettiğiniz gibi yeni askerlere Avrupa tarzında üniforma giydirilip talime başlandı sultanım! Ancak üçüncü gün sonunda yeniçeriler kazan kaldırıp yeniden ayaklandılar. Şimdi ne yapalım? II. Mahmut: Sancakışerif’i Sultanahmet Meydanı’na dikin. Vatanını seven her İstanbullu sancak altında toplansın. Tophane’den bataryalar getirilsin. (15 Haziran 1826 günü İstanbul…) O gün, Osmanlı tarihinde olmayan bir şey olmuş, kadınlar bile sokağa dökülmüştü. Yeniçeri Ocağı dışındaki tüm ocaklar sultana bağlılıklarını bildirmiş, tüm İstanbul ve ulema Sancakışerif’in altında toplanmıştı. Topçu zabiti Karacehennem İbrahim, yeniçeri kışlalarını top ateşine tutmuş akşam olduğunda 465 yıllık ocaktan geriye hiçbir şey kalmamıştı. II. Mahmut: Bu Vakayıhayriye ile önümüzdeki en büyük engel kalkmış oldu. Tez elden yeni ordu donatılsın, sayıları artırılsın ve adı da Asakirimansureimuhammediye olsun! Yazarlar tarafından düzenlenmiştir. Metinden yola çıkarak II. Mahmut’un askerî alanda yaptığı yenilikleri aşağıdaki tabloya yazınız. Ü Ü Ü Ü d. Eğitim ve Kültür Alanında Yapılan Islahatlar XIX. yüzyıl başlarında Osmanlı’nın eğitim sistemi çağın ihtiyaçlarını karşılayamaz duruma gelmişti. II. Mahmut, açtığı okullar ve yaptığı ıslahatlarla bu durumu düzeltmek istedi. Medrese eğitiminin yanında yeni anlayışla eğitim yapan okulların açılmasına öncelik verdi. Ü İstanbul’da kız ve erkek çocuklarına ilköğretim zorunlu hâle getirildi. Ü İşlevini kaybeden Enderun’un yerine Devlet Adamı yetiştirmek amacıyla Mektebimaarifiadliye açıldı. Ü Tercüme odaları kuruldu. Ü İlk defa yurt dışına öğrenci gönderildi. Ü Mektebi Tıbbiye (Tıp Fakültesi) açıldı. Ü Mektebi Harbiye (Harp Okulu) açıldı. Ü Mızıkayıhümayun (Bando ve Mızıka Okulu) açıldı. Ü Mektebiulumuedebiye ve Rüştiye adlı orta dereceli okullar açıldı. ? II. Mahmut devrinde açılan okulların Osmanlı eğitim sistemine hangi yenilikleri getirdiği söylenebilir? e. Ekonomi Alanında Yapılan Islahatlar II. Mahmut, ekonomi alanında da birtakım yeni uygulamalar başlattı. Ticaret nezareti kurularak tarım ve ticaret işleri düzene sokuldu. Ayrıca açtığı imalathane ve fabrikalarla ülke sanayisini canlandırmak istedi. Ü Yerli malı kullanımı teşvik edildi. Ü Ordunun fes ihtiyacını karşılamak için feshane kuruldu. Ü Bakırköy’de bez fabrikası açıldı. Ü Osmanlı tüccarlarının Avrupalı tüccarlarla rekabet edebilmeleri için gümrük vergilerinde kolaylık sağlandı. ? Avrupalı tüccarların Osmanlı tüccarlarından daha az gümrük vergisi ödemelerinin hukuki dayanağı nedir? II. Mahmut döneminde yapılan ıslahatları aşağıdaki tabloda uygun yerlere yazınız. Askerî Alanda Yapılan Islahatlar Yönetim ve İdari Alanda yapılan Islahatlar Ekonomi Alanında Yapılan Islahatlar 162 Eğitim Alanında Yapılan Islahatlar 2 KONU II. MAHMUT DÖNEMİ SİYASİ OLAYLARI HAZIRLANALIM 1. Fransız İhtilali'nin yaygınlaştırdığı özgürlük ve milliyetçilik kavramlarından neler anladığınızı ifade ediniz. 2. Fransız İhtilali, Osmanlı Devleti'ni nasıl etkilemiş olabilir? Araştırınız. 1. MİLLİYETÇİLİK HAREKETLERİ VE İSYANLAR Rus çarı I. Alexander “Devletimizin çıkarları gereği Ortodoksları korumalıyım. Hatta Osmanlı yönetiminden kurtarmalıyım.” İngiltere Başbakanı Gladstone “Bizim başlangıçtan beri savunageldiğimiz Osmanlı Devleti'ne bağlı Hristiyan ulusların bekasıdır.” Avusturya başbakanı Metternich “Rusya’nın Balkan Slavlarını kışkırtması Avusturya sınırları içinde yaşayan Slavları da etkilemektedir. Bu kabul edilemez. Doğmakta olan Sırbistan, Rusya ile Avusturya arasında bir oyuncaktan başka bir şey değildir. Böyle olmaktansa Sırbistan’ın Osmanlı’da kalması daha hayırlıdır.” Devlet adamı ve tarihçi Ahmet Cevdet Paşa “İstanbul'daki Fransızlar cumhuriyet sembolü olarak kokart takıyorlardı. Özgürlük ağacı etrafında şenlik yapıyorlardı. Dünya bunlardan kuşkulanıyor ama biz soğukkanlı, kendimizden emin bir durumda aldırış bile etmiyorduk. Çünkü devrimin ortaya attığı düşüncelerin anlamını ve doğuracağı tehlikeyi bilmiyor, göremiyorduk. Hâlbuki bu düşünceler Avrupa ile beraber bizi de temelimizden sarsarak yıkılmamızı hızlandıracaktı.” 1. II. Mahmut’un çağdaşı olan Avrupalı yöneticilerin Osmanlı Devleti’ndeki azınlıkların durumları ve isyanlarına bakış açılarını yorumlayınız. 2. Ahmet Cevdet Paşa'nın yukarıdaki açıklamalarını inceleyerek Osmanlı Devleti'nin Fransız İhtilali karşısındaki tutumunu açıklayınız. 163 Osmanlı Devleti, Fransız İhtilali’ni, Fransa’nın iç sorunu olarak değerlendirmiş hatta bu rejimi tanıyarak Fransa ile iyi ilişkilerini sürdürmüştü. Osmanlı Devleti Batılılaşma girişimleri esnasında Fransız İhtilali ile ortaya çıkan milliyetçilik ve özgürlük düşüncelerinden etkilenmeye başladı. Rusya sıcak denizlere Balkanlar üzerinden inebilmek için milliyetçilik fikirlerini kullanarak Osmanlı’ya bağlı Balkan uluslarını kışkırtıp Osmanlı’dan ayırmak ve daha sonra kendi etkisine alarak (parçala, böl, yönet) Akdeniz’e inmek istiyordu. Rusya'nın bilgi notunda açıklanan Panslavizm politikası ve Avrupa devletleri ile arasındaki sömürgeciliğin hızlanması Osmanlı topraklarında aşağıdaki milliyetçilik isyanlarını beraberinde getirdi. a. Sırp İsyanı Fatih döneminde Osmanlı Devleti'ne bağlanan Sırplar dil, din ve kültür serbestliğine sahip olarak yaşamışlardır. Osmanlı Devleti'nin Avusturya ile olan Panslavizm: Rusya’nın Slav asıllı savaşlarında çoğu kez savaş alanı hâline gelen bütün halkları kendi yönetimi altında Sırbistan, Avusturya ve Rus casusları vasıtası ile milliyetçilik ve bağımsızlık konusunda kışkırtılı- toplayarak dünya Slav birliğini sağlama yorlardı. Fransız İhtilali'nin yaygınlaştırdığı milliyetçilik amacını ifade eder. Rusya XIX. yüzyılda Panslavizm politiakımının etkisi ve Rusların kışkırtmaları ile ilk isyan Sırbistan'da çıktı. Sırp isyanının nedenleri şu şekil- kası ile büyük çoğunluğu Osmanlı'nın Balkan topraklarında yaşayan Ortodoks ve Slav de sıralanabilir: Ü Milliyetçilik ve özgürlük prensiplerinin Sırplar toplulukları kışkırtmış ve Osmanlı Devleti'ne karşı isyanlar çıkmasına yol açmıştır. üzerindeki etkisi, (Slav toplulukları; Rus, Sırp, Hırvat, Ü Sırbistan'ın savaş alanı olması, Sloven, Karadağlı, Leh, Çek, Ukrayna ve Ü Avusturya ve Rusya'nın Sırpları kışkırtmaları, Bulgarlar.) Bulgarlar Türk boylarından Ü Bölgedeki yeniçerilerin halka kötü davranmaları. Sırbistan'da ilk ayaklanma, 1804’te Kara Yorgi olduğu hâlde asimile oldukları için önderliğinde çıktı ve aralıklarla 1878’e kadar sürdü. Bu kendilerini Slav olarak ifade etmişlerdir. süreç içinde Sırplar Bükreş Antlaşması (1812) ile bazı ayrıcalıklar elde etti. Böylece milliyetçilik hareketleri sonucunda imtiyaz elde eden ilk toplum Sırplar olmuştur. Bu gelişmelerin diğer Balkan topluluklarını da cesaretlendirmesi yeni isyanlara neden oldu. Sırplar, Edirne Antlaşması (1829) ile özerklik kazandılar ve Berlin Antlaşması (1878) ile de tam bağımsız oldular. Bütün bu gelişmelerde ve yapılan savaşlarda Rusya, Sırbistan'ın yanında yer alarak antlaşmalara Sırbistan lehine maddeler koyduran devlet oldu. BİLGİ NOTU Fransız İhtilali ile ortaya çıkan milliyetçilik akımı Osmanlı’dan başka hangi devletlere de etki etmiştir? Tartışınız. b. Yunan İsyanı (Megali İdea): Azınlıklar içerisinde en ayrıcalıklı yere sahip olanlar Rumlardı. Fatih döneminden itibaren Osmanlı Devleti'ne bağlanan Rumlar dil ve dinlerinde serbesttiler. Osmanlı Devleti yabancı dil bilen Rumları tercümanlık gibi devlet hizmetlerinde görevlendiriyordu. Avrupa devletleri Rumları Rönesans ile tanıdıkları eski Yunan uygarlığının torunları olarak görüyor ve Helen Çocukları nitelemesini yapıp onlara sempati ile bakıyorlardı. Avrupa'da yaratılan bu Yunan hayranlığı Osmanlı Devleti'ni olumsuz etkiledi. Fransız İhtilali'nin etkisi ile Sırplardan sonra ikinci ayaklanma da Rumlar tarafından çıkarıldı. Rum isyanının nedenleri ise: Ü Fransız İhtilali'nin getirdiği milliyetçilik akımı, Ü Ruslar ve Yunanlıların eski Bizans İmparatorluğu'nu yeniden kurmak istemeleri (megali idea), Ü Avrupa devletlerinin kışkırtmaları, Ü Rum aydınlarının çalışmaları, Ü Rus çarı tarafından kurdurulan Filikieterya (1894'te Etnikieterya olarak değiştirilmiştir.)cemiyetinin çalışmaları, Ü Fener Rum Patrikhanesi'nin Rumları isyana teşvik etmesi, Ü Yanya valisi Tepedelenli Ali Paşa'nın isyanıdır. ? ?Rusların yardımıyla Rumlar ilk isyanı 1820'de Eflâk'ta başlattılar. Bu isyan başarılı olmayınca Tepedelenli Ali Paşa’nın isyanından Rumlar nasıl yararlanmış olabilirler? 1821'de Mora'da yeniden isyan ettiler. Birçok yerde kiliseler silah depoları hâline getirildi. Mora’daki Müslüman halk isyancılar tarafından katledildi. Osmanlı Devleti'nin isyanı bastırma çabaları Avrupa devletlerinin tepkisini çekti. Avrupa'nın birçok yerinden Rumlara yardım için gönüllüler geldi. 164 Yunan isyanını kendi çabaları ile bastıramayan II. Mahmut, Mısır valisi Mehmet Ali Paşa'dan yardım istedi. Girit ve Mora valiliklerinin kendisine verilmesi karşılığında Mehmet Ali Paşa yardım isteğini kabul etti. Oğlu İbrahim Paşa komutasındaki donanma Mora'ya gelerek isyanı bastırdı. Fakat Yunan sorunu bitmedi. İngiliz şairi Lord Byron dahi 1823'te Rumları desteklemek için Yunanistan'a geldi. Şiirleriyle ve yazılarıyla Yunanlıların sevgi ve sempatisini kazandı. Don Juan adlı eserinde İngiltere, Rusya ve Osmanlı Devleti'ndeki soyluların yaşamını anlatan şair, ateşli bir hastalığa yakalanarak savaşa katılamadan öldü (1824). Lord Byron Ünlü şairimiz Yahya Kemal aşağıdaki şiirinde Balkanların Osmanlı’nın elinden çıkmasından yıllar sonra Lord Byron'a da atıfta bulunarak hüzünle şöyle bahseder: “Balkan şehirlerinde geçerken çocukluğum; Her lahza bir alev gibi hasretti duyduğum. Kalbimde vardı 'Byron'u bedbaht eden melal! Gezdim o yaşta dağları, hülyam içinde lal... Aldım Rakofça kırlarının hür havasını, Duydum akıncı cedlerimin ihtirasını, Her yaz, şimale doğru asırlarca bir koşu... Bağrımda bir akis gibi kalmış uğultulu. Mağlupken ordu, yaslı dururken bütün vatan, Rüyama girdi her gece bir fatihane zan.” Yahya Kemal Beyatlı Y. Kemal BEYATLI 1. Avrupalı sanatçıların Yunan isyanına destek vermelerinin nedenleri neler olabilir? 2. Yahya Kemal’in şiirinden yola çıkarak Balkan topraklarının kaybedilişinin Türk toplumu üzerindeki etkileri hakkında neler söylenebilir? İngiltere, Fransa, Rusya kendi çıkarlarını dikkate alarak Osmanlı Devleti'nden Yunanistan'a özerklik verilmesini istediler. Osmanlı Devleti bu isteği kendi iç işlerine karışmak olarak değerlendirip kabul etmedi. İngiltere, Fransa ve Rusya isteklerini zorla kabul ettirebilmek için Osmanlı Devleti’ne savaş açtılar. 1827'de Navarin'deki Osmanlı donanmasını yaktılar. Osmanlı Devleti bu devletlerden zararın karşılanmasını istediyse de vermediler. Hatta Rusya bu isteğe savaşla karşılık verdi. Osmanlı Devleti Yeniçeri Ocağı'nı kaldırmış, yerine yeni bir ordu kurmuştu. Ama kurulan bu ordu savaşa hazır değildi. Donanması da Navarin'de yakılmıştı. Bu durumdan faydalanan Rusya batıda Edirne'yi, doğuda da Kars ve Erzurum'u işgal edip Trabzon'a doğru ilerledi. Prusya'nın aracılığı ile zor durumda kalan Osmanlı Devleti, Ruslarla 1829'da Edirne Antlaşması'nı imzaladı. Bu anlaşmaya göre: Ü Yunanistan bağımsız olacaktı. Ü Prut Nehri Osmanlı-Rusya arasında sınır olacak ve Rus ticaret gemileri Boğazlardan serbestçe geçecekti. Ü Eflâk, Boğdan ve Sırbistan özerk hâle getirilecekti. Ü Osmanlı Devleti, Rusya’ya savaş tazminatı ödeyecekti. Navarin Baskını’nı Gösteren Tablo 165 Yunanistan Osmanlı’dan bağımsızlık kazanan ilk azınlıktır. Bu durum Osmanlı egemenliğindeki diğer azınlıklara örnek oldu. Eflâk, Boğdan ve Sırbistan'a tanınan özerklik Osmanlı Devleti'nin Balkanlardaki egemenliğinin kaybolmasına yol açtı. Bu şartların yer aldığı Edirne Antlaşması, Küçük Kaynarca Antlaşması'ndan sonra imzalanan en ağır şartlı antlaşmadır. Ayrıca Mora'nın elden çıkması, Osmanlı Devleti'nde Mehmet Ali Paşa sorununu çıkardı. ? BİLGİ NOTU Ü Ü Ü Ü Donanma Baskınları Osmanlı donanması tarihte dört kez yakılmıştır. İnebahtı Baskını - Haçlılar (1571) Çeşme Baskını - Rusya (1770) Navarin Baskını - Rusya,İngiltere ve Fransa (1827) Sinop Baskını - Rusya (1853) Yunan isyanı sonra çıkmasına rağmen Yunanlıların Sırplardan önce başarılı olmasının nedenleri neler olabilir? OSMANLI DEVLETİ’NDE MİLLİYETÇİLİK HAREKETLERİ VE İSYANLAR SÜREÇ Avrupa Devletlerinde Sömürgeciliğin Gelişimi Balkanlarda Osmanlı - Rus, Avusturya Savaşları ve İstikrarsızlık 1789 Fransız İhtilali ve Milliyetçilik Akımı Avrupa Devletleri ve Rusya’nın Kışkırtmaları Osmanlı Devleti’nde Azınlık Ayaklanmaları SONUÇ Azınlıklar ( ( ( ( ( ( Bağımsızlık Aşamaları A. 1812 Bükreş Antlaşması B. 1829 Edirne Antlaşması C. 1878 Berlin Antlaşması D. II. Meşrutiyet ve 31 Mart Olayı ) Sırbistan’ın Özerkliği ) Yunanistan’ın Bağımsızlığı ) Sırbistan’ın Bağımsızlığı ) Karadağ’ın Bağımsızlığı ) Bulgaristan’ın Bağımsızlığı ) Romanya’nın Bağımsızlığı 1. Yukarıdaki tabloda adı verilen azınlıklarla bağımsızlık aşamalarını eşleştiriniz. 2. Osmanlı Devleti’nde çıkan azınlık ayaklanmalarının nedenleri nelerdir? Pontus İddiaları ve Gerçeği Selanik'te Sözde Soykırım Anıtı-AA Yunanistan'ın Selanik kentindeki Kordelyu Belediyesi tarafından bir sözde Pontus Rum soykırım anıtı açıldı. Atina Haber Ajansı'nın (ANA) haberine göre, Elefteriyu Kordelyu Meydanı'ndaki Aya Yorgi Kilisesi'nin karşısına dikilen, kucağında bir çocuk taşıyan bronzdan yapılmış kadın heykelinden oluşan anıtın dün akşamüstü yapılan açılış törenine Kordelyu Belediye Başkanı, Selanik valisi, spordan sorumlu Bakan Yardımcısı ile muhalefet milletvekilleri ve Pontus dernekleri temsilcileri katıldı. Selanik'te daha önce de 7 Mayıs'ta kent merkezindeki Ayasofya Meydanı'na bir sözde Pontus Rum soykırımı anıtı dikilmişti. Yunanistan parlamentosu, 1994 yılında aldığı bir kararla 19 Mayıs gününü Sözde Pontus Rum soykırımını anma günü ilan etmişti. 28.05.2006 Tarihli Bir Gazete Haberi Yukarıdaki haberden de anlaşıldığı gibi Kurtuluş Savaşı'nın başlangıcı olan 19 Mayıs gününü sözde “Pontus Rum Soykırım Anma Günü” ilan eden Yunanistan'ın Türkiye toprakları üzerindeki emelleri devam etmektedir. Şimdi bu meselenin aslını tarihî gerçekler ışığında öğrenelim: 166 Pontus, eski Grek ve Latin kaynaklarında Karadeniz'e verilen isimdir. Ancak bölgenin dönem dönem sınırları değişmiştir. Bazen Yeşilırmak, Kızılırmak ve Kelkit Havzası için söylenirken bazen de Kafkasya'dan başlayarak Sinop'u içine alan bölge için söylenmiştir. Bu bölgenin yaşadığı tarihî süreç şu şekilde gelişmiştir. Karadeniz kıyılarında öncelikle Fenike kolonileri bulunuyordu. Fenikelilerden sonra bölgede İyon ve Grek kolonileri kuruldu. Bu dönemde burası için Pontus Euxinos adı kullanılıyordu. Araştırma sonuçlarına göre Pontus, Grekçe'de deniz anlamına gelirken Euxinos ise Pers diline göre karanlık anlamına geliyordu. Zaten Türkler de daha sonra bu adlandırmadan etkilenerek bölgeye Karadeniz adını vermişlerdi. İran'da Perslerden önce Med adı verilen bir devlet hâkimdi. Medler MÖ 625'te Anadolu'da ele geçirdikleri bölgeleri bir eyalet hâline getirdiler ve bölgeye de Kapadokya dediler. Daha sora Persler İran'a egemen olup bu bölgeyi de ele geçirdiler. MÖ 520 yılında Doğu Karadeniz Bölgesi'ni Kapadokya Satraplığından ayırarak kıyı eyaleti anlamında Pont Satraplığı adını verdiler. Bu eyaletin sınırları Doğu Karadeniz ile Kızılırmak yayı içinde kalan bölgeyi kapsıyordu. Pont Satraplığı içinde yaşayan halka gelince, yerli halktan kalan yazılı belge olmadığı için kesin bir şey söylemek zor olacaktır. Ancak araştırmalar bu bölgenin tarih boyunca çeşitli ulusların gelip yerleştiği bir yer olduğunu göstermektedir. Bölgedeki kişi veya yer adları bunun göstergesidir. Bu isimlerin Grek ya da Rumlarla ilgisi yoktur. Doğu Karadeniz coğrafyasından ilk kurulan devlet ise Pers Satrapının oğlu Mithridates (Mitridad)'ın kurduğu Pont krallığıdır (MÖ 298). Bu krallık yaşadığı dönemde çok güçlenerek Roma İmparatorluğu ile rekabet edecek güce ulaşmıştır. MÖ 66'da Roma orduları komutanı Pompe tarafından alınarak Roma topraklarına katıldı. Pont krallığı direniş gösterdi ise de MÖ 63'te tamamen yıkıldı. Bu bölge Roma İmparatorluğu ikiye bölününce Doğu Roma sınırları içinde kaldı. Ancak bölgede Venedik ve Ceneviz kolonileri de vardı. Dördüncü Haçlı Seferi sırasında Latinler İstanbul'u kuşatıp işgal edince buradan kaçan Bizans imparatorluk ailesinden Aleksios Komnenos Trabzon'a gelerek Trabzon devletini kurdu (12041461). Sınırlarını Karadeniz Ereğli'sinden Batum'a kadar genişletti. Yeni kurulan bu devletin tarihteki Pontus devleti ile hiçbir bağı olmamıştır. Trabzon çeşitli Türk devletleri ve beylikleri tarafından ele geçirilmek istendiyse de başarı sağlanamadı. Trabzon 1080 yılından itibaren Kıpçak Türkleri’nin ve daha sonra ise Moğolların baskısından kaçarak buraya gelen Türkmenlerin sayesinde büyük ölçüde Türkleşti. 1461 yılında Fatih Sultan Mehmet'in Trabzon'u ele geçirmesiyle bölgede Bizans'ın son kalıntıları da ortadan kaldırılmış oldu. Fatih, Karamanoğulları halkının bir kısmını bölgeye yerleştirdi. İran üzerinden Anadolu'ya giren Türkmenlerin büyük çoğunluğu da bölgeye gelince Türk nüfus Ortodoks nüfusa göre çoğunluk oldu. Bölgede yaşayan Ortodokslar, Osmanlı Devleti'nde hoşgörü ve millet anlayışı içinde her türlü haklara sahip olarak yaşamaya devam ettiler. Bu halkın konuştuğu dil hiçbir zaman Yunanca olmadı. 1300 yıllarında bölgeye gelen Latin gezginler burada konuşulan dilin farklılığını anlatmak için Trabzon dili veya Trabzon Yunancası ifadesini kullanmışlardır. Bu yönüyle de Trabzon devletini bir Rum devleti saymak tarihsel gerçeklerle bağdaşmaz. Tüm bu açıklamalardan anlaşılacağı gibi Doğu Karadeniz Bölgesi'nin tarihî, siyasi ve nüfus yapısı bakımından Yunanistan ile bir ilgisi yoktur. Böyle olmasına rağmen ilk Pont devleti ile 1204'teki Trabzon krallığı tarihini birbirine karıştırıp bağlayarak tarih içinde bölgenin kendi toprakları olduğunu ifade etmişlerdir. Bu amaçla XX. yüzyıl başlarında Doğu Karadeniz kıyılarında bir Pontus Rum devleti kurma hayalini gütmüşlerdir. ? 1. Yunanistan’ın sözde Pontus Rum iddiaları ile ulaşmak istediği amacı nedir? Açıklayınız. 2. Doğu Karadeniz Bölgesi’nin nüfus yapısı nasıl oluşmuştur? Yunanistan'ın Anadolu'da Yayılmacı Emelleri İngiltere, Fransa ve Rusya’nın desteğini alan Yunanistan; eski Bizans İmparatorluğu'nu canlandırmak ve büyük Yunanistan'ı kurmak için Osmanlı Devleti'nden Kıbrıs, Girit, Batı Anadolu, Ege Adaları, İstanbul ve Doğu Karadeniz Bölgesi'ni almak istiyordu. Megali İdea (Büyük Hedef) adını koyduğu bu amacını gerçekleştirmek için Osmanlı Devleti'nin güçsüzlüğünden faydalanarak Osmanlı topraklarını işgale başladı. Yunanistan'ın bu çabalarını üç döneme ayırmak mümkündür. I. Dünya Savaşı Öncesi, I. Dünya Savaşı Yılları ve I. Dünya Savaşı Sonrası. I. Dünya Savaşı Öncesi: Yunanistan’ın Pontus devleti kurmak için Doğu Karadeniz Bölgesi'nde çalışmalarını hızlandırdı. Özellikle bölgede yaşayan Rumların nüfusunu artırmak için Yunanistan'dan bölgeye sistemli göçler yaptırdı. Göç edenler arasında ayrılıkçı, eğitilmiş militanlar bulunuyordu. 167 Atina'da yetişen bu kişiler siyasi çalışmalar yaparak ilk Rum çetelerini Amasya metropolitinin desteğiyle Samsun'da oluşturuldular. Yunanistan’ın bağımsızlığını sağlamak için daha önce kurulmuş olan Etnikieterya'nın dışında Mavri Mira (Kara Kader) ve Pontus cemiyetleri de kuruldu. Merzifon'daki Amerikan Koleji öğretim elemanlarının çalışmaları ile Pontus cemiyeti kısa sürede Anadolu'da şubeler açtı. Pontus Cemiyetinin amacı Batum'dan İnebolu'ya kadar uzanan bölgede Samsun merkezli Pont devletini kurmak ve Yunanistan'a bağlamaktı. Ayrıca mukaddes Anadolu Rum Cemiyeti silahlı eylemleri başlattı. Rum okullarının izci örgütleri ve Yunan Kızılhaçı da bu çalışmalara katıldı. Bu örgütler heyet ve cemiyet adını kullanarak siyasi parti görünümüne sahip gerçekte birer terör örgütü idiler. Pontus devleti kurabilmek için isyan çıkarmanın dışında çetecilik, soygun, tecavüz gibi olayları gerçekleştirdiler. Kiliseler silah depoları hâline getirildi. Rum Ortodoks Patrikhanesi ve Yunanistan'ın kurduğu çeşitli derneklerle Anadolu’da tam bir anarşi ortamı oluşturuldu. I. Dünya Savaşı Yılları: I. Dünya Savaşı'nda Rus ordularının Trabzon'u işgal etmeleri ile Yunanistan'ın Pontus devleti kurma çabaları daha da hızlandı. Bölgede yaşayan bazı Rumlar, Rusya ve Yunanistan adına casusluk yaptılar. Osmanlı Devleti'nin seferberlik emrine karşı çıkan bölgedeki Rumlar yeni çeteler oluşturdular. Cephe gerisinde masum halka karşı saldırılar düzenlediler. Metropolit Hrisantos, Rus işgalindeki Trabzon'un yönetimini ele geçirdi. Rus birliklerini desteklemek için 12.000 kişilik gönüllü Rum birliği oluşturdu. 1917 yılında Rusya'da çıkan Bolşevik İhtilali'nden sonra Rus birlikleri bölgeden çekildi. Bundan sonra bir süre sessiz kalan Rumlar Paris Konferansı sırasında yeniden eylemlere Rum Çete Reislerini Gösteren Fotoğraf başladılar. Rum çetelerinin Türklere saldırıları Avrupa kamuoyuna Türklerin Rumlara saldırısı olarak yansıtıldı. Rumlar da tıpkı Ermeniler gibi abartılı nüfus istatistikleri yayımladılar. 1914 Osmanlı nüfus istatistiklerine göre bölgede %10 oranında Rum nüfus yaşıyordu. Son elli yıl içinde bölgeye çoğu Rusya'dan olmak üzere 30.000 Rum getirilip yerleştirilmişti. Böyle olmasına rağmen Paris Barış Konferansı'nda Venizelos'un verdiği istatistiklere göre Trabzon, Sivas ve Kastamonu illerinde 477.828 Rum nüfusa karşılık 2.735.000 Türk vardı. Rumlar abartarak oranı ancak %18'e çıkarabilmişlerdi. Bu gelişmeler yaşanırken İngiltere, Fransa ve Rusya Osmanlı Devleti'ni parçalamak ve topraklarından pay almak üzere geliştirdikleri doğu politikası gereği Yunanistan'ın Pontus iddialarını desteklediler. Hatta İngiltere ve Fransa, Rusya'nın I. Dünya Savaş’ından çekilmesinden sonra Amerika'yı da yanlarına alarak Pontus devletinin kurulmasını siyasallaştırma faaliyetlerine başladılar. I. Dünya Savaşı Sonrası: Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı'nda Mondros Ateşkes Antlaşması'nı imzalayarak yenilgiyi kabul etmişti. İtilaf Devletleri Mondros Ateşkes Antlaşması ile ordumuzu terhis ettirerek Osmanlı topraklarını işgale açık hâle getirdiler. 1918 Kasım'ında Rum çetelerinin ilk saldırıları Bafra'da başlayarak Samsun, Çarşamba, Vezirköprü, Terme, Amasya, Merzifon, Kavak, Ladik, Havza, Tokat, Erbaa ve Sivas yörelerine dağıldı. Özellikle İngilizlerin Samsun ve Merzifon'u işgal etmeleri, Pontusçu çetelerin saldırılarının artmasına yol açtı. Gizli antlaşmalarla Anadolu paylaşımlarını kâğıt üzerinde Yunan Ordusunu Rum Çeteleri İle belirleyen İtilaf Devletleri özellikle İngiltere, İzmir'e, İtalya'nın Gösteren Fotoğraf yerine Yunanistan'ın çıkartma yapmasını uygun buldu. Paris Konferansı’nda İngiltere’nin bu fikrine İtalya karşı çıksa da İzmir’in Yunanistan’a verilmesini engelleyemedi. Yunanistan 15 Mayıs 1919'da İzmir’i işgal etti. Sevr Antlaşması ile bu durum Türklere kabul ettirilmek istendi. Ancak hesap etmedikleri bir şey vardı. O da Sevr Antlaşması'nı kabul etmeyen Türk Milleti ve Mustafa Kemal'di. Yunan başbakanı Venizelos'un amacı Anadolu'daki millî hareketi yok etmek ve işgallerini orta Anadolu'ya kadar genişletmekti. Türk ordusunu iki ateş arasında bırakmak için bu amaçla Rum çetelerinin isyanları hızlandırıldı. Bu büyük tehlike karşısında Türkiye Büyük Millet Meclisi hükûmetince 10.000 kişilik merkez ordusu kuruldu. Daha sonra bu sayı 20 bine çıkarıldı. Merkez ordusu Rum çetelerinin ayaklanmalarını bastırmak üzere 1921 yılında harekete geçti. 168 Samsun ve çevresindeki metropolit ve papazlar isyana katıldıkları için İstiklal Mahkemelerinde yargılandı. Millî mücadelede en uzun süren Pontus ayaklanması 1923'te tamamen sona erdirildi. Rum ayaklanmasının bastırılmasında Giresun civarında faaliyet gösteren Kuvayımilliye şeflerinden Topal Osman’dan yardım alındı. Dört yıl süren bu ayaklanmada 10.886 Rum çeteci yakalandı. Bölgede kalan Rumların çoğu Yunanistan'a göç etti. Bu tarihî gerçeklere karşı Yunanistan 1985 yılından itibaren Pontus isyanını bir soykırım olarak gündeme getirmeye çalıştı. Uluslararası görüşmelerde Türklerin 350.000 Pontuslu'yu öldürdüğünü ileri sürdü ve 19 Mayıs gününü Pontus Soykırımını Anma Günü ilan eden bir yasa çıkardı. 1. Megali İdea nedir? Yunanistan bu ideali gerçekleştirmek için Türkiye’den nereleri almak istiyordu? 2. Pontus isyanı ne zaman ve nasıl sonuçlandırılmıştır? İzmir’in İşgalini GösterenTemsilî Resim 2. DEĞİŞEN ŞARTLARA GÖRE AVRUPA DEVLETLERİNİN OSMANLI POLİTİKALARI a. Viyana Kongresi 1804'te Fransa'da kendini imparator ilan ettiren Napolyon, Avrupa'nın en güçlü devleti olabilmek için Avusturya, İngiltere ve Rusya ile savaştı. Önceleri topraklarını hayli genişleten Napolyon Waterloo Bozgunu'ndan sonra yenilgiyi kabul etti. Napolyon'un değiştirdiği Avrupa haritasını yeniden çizmek ve Avrupa'nın geleceğini belirlemek amacıyla Viyana'da bir kongre toplandı. İngiltere, Rusya, Avusturya, Prusya ve Fransa'nın katıldığı konferansa Avusturya başbakanı Meternik başkanlık etti. Bu konferansta Rusya, İngiltere, Avusturya ve Prusya aralarında anlaşarak Dörtlü İttifak grubunu kurdular. Meternik sistemi adıyla anılan bir politika oluşturdular. Bu politika ile kurdukları düzeni Viyana Kongresi’ni Gösteren Temsilî Resim devam ettirmek ve Fransız İhtilali'nin etkilerinden kendilerini korumak için Avrupa'nın neresinde bir ayaklanma çıkarsa çıksın, hep birlikte hareket edecekler ve ayaklanmaları bastıracaklardı. Viyana Kongresi'nde (1815) Avrupa devletlerinin sınırları yeniden çizildi. Ancak sınırlar çizilirken ırk, dil, din unsurları göze alınmadığı için istenen barış ortamı uzun sürmedi. Bu nedenle 1815'ten 1827'ye kadar geçen süre, Avrupa'da yeniden düzenlemek anlamına gelen Restorasyon Dönemi olarak adlandırıldı. Avrupa devletleri kendi monarşik yapılarını korumak için bölgelerinde çıkan isyanlara karşı baskı ve şiddet uygulayarak sindirme çabalarını sürdürdüler. Ancak Osmanlı Devleti söz konusu olunca Osmanlı Devleti'ne yardımcı olmadılar. Yunan isyanına destek verdiler. Hatta Navarin'de Osmanlı donanmasını yaktılar. Bu durum kongrede alınan kararların her devlet üzerinde eşit uygulanmadığını göstermesi bakımından önemlidir. ? Avrupa devletlerinin Osmanlı Devleti söz konusu olduğunda ikiyüzlü siyaset izlemelerinin nedenleri neler olabilir? b. Şark Meselesi (Doğu Sorunu) İlk kez Viyana Kongresi'nde (1815) ifade edilen Şark Meselesi deyimi ile Avrupa devletlerinin Osmanlı Devleti ile olan ilişkileri anlatılmak istenmiştir. Türklerin Anadolu’ya yerleşmeye başladıkları 1071'den 1923'e kadar geçen dönemde Avrupa devletlerinin Türk - İslam dünyasına karşı izledikleri politikayı ifade eder. Türklerin Anadolu ve Balkanları ele geçirerek Avrupa ortalarına kadar ilerlediği 169 dönemde Avrupa devletleri haçlı seferlerini başlatarak Türkleri Anadolu ve Balkanlardan atmayı hedeflediler ancak başaramadılar. Avrupalıların saldırıları gerçekte Hristiyan halkların Osmanlı Devleti egemenliğinde yaşamasını bir türlü kabul edememiş olmalarının ifadesiydi. XIX. yüzyıl başlarında Osmanlı Devleti’nin güçsüzlüğünden faydalanmak isteyen Avrupa devletleri, Osmanlı egemenliğinde yaşayan Hristiyanların durumlarının iyileştirilmesini bahane ederek Osmanlı’nın iç işlerine karıştılar. Şark meselesi, XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Osmanlı Devleti'nin Avrupa topraklarından çıkarılması ve buraların paylaşımı ile İstanbul'u alarak eski Bizans İmparatorluğu'nun canlandırılması şekline dönüştü. Bu süreçte Rusya'nın kışkırtması ile Balkanlarda Hristiyan azınlıkların isyanı da başlamıştı. 1876'da İngiltere'nin isteği ile Balkan olaylarını görüşmek ve Osmanlı-Rus anlaşmazlığını gidermek için İstanbul'da bir konferans (Tersane Konferansı) düzenlendi. Bu konferansa Avusturya, Almanya, İngiltere, Rusya, İtalya ve Osmanlı Devleti katıldı. İstanbul Konferansında Avrupa devletleri Osmanlı Devleti'nden, Sırbistan ve Karadağ'dan askerlerini çıkarmasını, Bosna, Hersek ve Bulgaristan'a özerklik vermesini ve Balkanlarda ıslahat yapmasını istediler. Osmanlı Devleti bu istekleri iç işlerine karışmak olarak değerlendirip kabul etmedi. Devam eden süreçte Osmanlı-Rus savaşı çıktı. Avrupa devletleri Osmanlı Devleti'ne karşı hep düşmanca ve ikiyüzlü tavır izlemeye devam ettiler. XX. yüzyılda ise Avrupa devletleri artık Osmanlı topraklarından pay alma yarışına girdiler. OsmanlıAvrupa’da Şark Meselesi deyimiyle ne Almanya yakınlaşması Avrupa'da bloklaşma ile ifade edilmek istenmektedir? devam etti. ? ? “HASTA ADAM” İFADESİ NEREDEN GELİYOR? Rus grandüşesi Helena, Çar I. Nikola'nın da 'şereflendirdiği' özel bir konser düzenlemiştir. İşte bu konserde Rus çarı I. Nikola, İngiliz elçisi Sir Hamilton Seymour'u bir kenara çekecek ve şunları söyleyecektir: “Osmanlı Devleti kritik bir durumdadır. Memleket, kendi kendine parçalanıyor. Düşüşü çok büyük ve felaketli olacaktır. İngiltere ile Rusya'nın bu mesele üzerinde tam bir anlaşmaya varmaları, birbirlerine haber vermeden tek bir adım atmamaları gerekir.” Kurnaz İngiliz diplomatı Sir Seymour, Majesteleri'nin bu sözlerini anlamamış gibi davranınca çar, düşüncesini çok daha net bir biçimde ortaya koyar: “Bakınız, kollarımızın arasında hasta, çok ağır hasta bir adam var. Hasta adamın yaşamasını hepimiz istiyoruz. Emin olunuz ki ben de sizin kadar, onun yaşamasını istiyorum. Ancak ansızın kollarımızda ölüvermesi, Avrupa çapında bir savaşa neden olabilir. Bu karışıklık esnasında İngiltere, İstanbul'a yerleşmek isterse buna göz yummayacağımızı açıkça söyleyebilirim. Ben de İstanbul’u işgal etmeyi düşünüyorum. Bu düşüncemi İngiltere'ye bildiriniz.” İngiltere o dönemde Osmanlı Devleti’nin parçalanmasına pek sıcak bakmıyordu. İngiliz diplomatın çara cevabı: “Kollarımız arasındaki hasta adamın ölmesini beklemektense neden iyileştirmeyi düşünmüyoruz.” oldu. Böylece ‘hasta adam’ tabiri resmî kayıtlara da girmiş oldu. Bu tabir daha sonraki yıllarda, Osmanlı Devleti için, dönemin diplomasi dilinde kullanılan özel bir deyim oldu. Popüler Tarih, Mayıs 2001, s. 5 Rusya’nın Osmanlı topraklarını paylaşma teklifini İngiltere niçin kabul etmemiştir? 3. MISIR SORUNU VE MEHMET ALİ PAŞA İSYANI XIX. yüzyılda Osmanlı Devleti'nin gücünü kaybetmesi ve merkezî otoritesinin zayıflaması bazı eyaletlerdeki valilerin isyan etmesine ortam hazırlamıştır. Bunlardan en önemlisi Mısır valisi Mehmet Ali Paşa'nın isyanıdır. Osmanlı Devleti Yunan isyanını bastırma karşılığında Mehmet Ali Paşa'ya Mora ve Girit valiliklerini vermeyi vadetmişti. Ancak Yunanistan'ın bağımsız olması ile Mora, Osmanlı Devleti'nin elinden çıkmıştı. Mehmet Ali Paşa, Osmanlı Devleti'nden Mora'nın yerine Girit ve Suriye valiliğini istedi. II. Mahmut, bu isteği kabul etmeyince Mehmet Ali Paşa oğlu İbrahim Paşa komutasındaki orduyu Suriye üzerine gönderdi. Suriye'yi ele geçiren İbrahim II. Mahmut’un yerinde siz olsaydınız Paşa Adana'ya girdi. Peş peşe Osmanlı ordularını Mehmet Ali Paşa’nın istekleri karşısında yenerek Kütahya'ya kadar ilerledi. nasıl davranırdınız? Niçin? ?? 170 Mehmet Ali Paşa artık Anadolu'yu hatta Osmanlı Devleti'ni ele geçirme planlarını yapmaya başladı. Mehmet Ali Paşa ile tek başına mücadele edemeyeceğini anlayan II. Mahmut İngiltere ve Fransa'dan yardım istedi. Ancak bu devletler, durumu Osmanlı Devleti'nin iç sorunu olarak değerlendirip yardım etmediler. Hatta Fransa, Mehmet Ali Paşa'yı destekler tavırlar sergiledi. II. Mahmut daha sonra “Denize düşen yılana sarılır.” diyerek Rusya'dan yardım istedi. ?? II. Mahmut Rusya’dan yardım isterken “Denize düşen yılana sarılır.” sözüyle neler anlatmak istemiştir? Kavalalı Mehmet Ali Paşa 1769 yılında Kavala’da doğan Mehmet Ali, Anadolu’dan Balkanlara yerleşen bir Türk ailesinin çocuğu idi. Fransızların Mısır’ı işgali üzerine buraya giden gönüllü birliklerin içinde yer aldı. Okuma yazma bilmemesine rağmen azim ve çalışmalarıyla daha sonra bu birliklerin komutanı oldu. Mehmet Ali Paşa Mısır’da etkin olan Kölemenleri ortadan kaldırarak egemenliğini sağlamlaştırdı. Vahhabilerin çıkardığı isyanları bastırdı. Osmanlı Devleti Mısır'da Mehmet Ali Paşa’nın güçlenmesinden kaygılanmasına rağmen 1805’te Mehmet Ali Paşa’nın Mısır valiliğini onayladı. Mehmet Ali Paşa Mısır’da büyük sulama kanalları yaptırdı. Pamuk üretimine önem verdi. Bunları dış pazarlara sattığı gibi bir bölümünü de kurduğu fabrikalarda işledi. Ticaret gelirini artırdı. Modern bir donanma kurdu. Osmanlı’daki Nizamıcedit reformlarından etkilenerek nizamiye adında yeni bir ordu kurdu. Kara ordusunun modernizasyonunda Fransa’dan donanma konusunda da İngiltere'den faydalandı. Yine Osmanlı Devleti’nden önce Avrupa’ya öğrenci gönderdi. Tıp okulu açtı. BİLGİ NOTU Rusya, yardım isteğini kabul ederek donanmasını İstanbul'a gönderdi. Rusya Osmanlı Devleti'ne yardım ederek Boğazlardan serbestçe geçebileceğini düşünüyordu. Rus donanmasının İstanbul'a gelmesi İngiltere ve Fransa'yı kaygılandırdı. Durumun önemini kavrayan İngiltere, Fransa ve Avusturya’yı da yanına alarak Osmanlı Devleti’ne yardım etmeye karar verdiler. Rusya’nın sıcak denizlere inmesine engel olabilmek için Rusya’ya karşı Osmanlı Devleti'ni desteklediler. Rusya’nın İstanbul’dan uzaklaştırılmasının yolu Osmanlı www.ttk.gov.tr padişahı ile isyancı valinin uzlaştırılmasıyla mümkündü. Bu amaçla Mehmet Ali Paşa’ya baskı yaparak Osmanlı Devleti ile 1833’te Kütahya Antlaşması'nın yapılmasını sağladılar. Bu antlaşmaya göre: Ü Mehmet Ali Paşa’ya Girit ve Mısır valiliklerinin yanı sıra Şam valiliği verildi. Ü Oğlu İbrahim Paşa’ya Cidde valiliği ile Adana valiliği verildi. Osmanlı Devleti, Kütahya Antlaşması ile bir II. Mahmut’un Mehmet Ali Paşa, İngilvalisine boyun eğmiş oldu. II. Mahmut antlaşma tere ve Fransa’ya güvenememesinin neyapılmasına rağmen Mehmet Ali Paşa’ya denleri nelerdir? güvenemiyor ve tekrar saldırıya geçmesinden endişeleniyordu. Osmanlı Devleti, İngiltere ve Fransa’ya da güvenemediği için Rusya'nın desteğinin devam etmesini sağlayabilmek amacıyla Ruslar ile Hünkâr İskelesi Antlaşması’nı imzaladı (1833). Bu antlaşmaya göre: Ü Osmanlı Devleti bir saldırıya uğrarsa masrafları karşılanmak şartıyla Rusya, Osmanlı Devleti'ne yardım edecekti. Ü Rusya, bir saldırıya uğrarsa Osmanlı Devleti, Boğazları Rusya'nın savaştığı devlete kapatacak; Rus gemilerinin Boğazlardan geçişine izin verecekti. Ü Antlaşma sekiz yıl geçerli olacaktı. Bu antlaşma ile Rusya’nın Karadeniz’deki güvenliği sağlanmış oldu. Rusya - Osmanlı yakınlaşması ve Rusya’nın Boğazlardan serbest geçiş hakkı elde etmesi Boğazlar sorununun çıkmasına yol açtı. Ayrıca bu antlaşma Osmanlı Devleti’nin Boğazlar konusunda son kez tek başına karar verdiği Kavalalı Mehmet Ali Paşa Fransız Subaylarla Birlikte antlaşma olmuştur. ?? 171 BİLGİ NOTU Ü Balta Limanı Antlaşması’nın Maddeleri İngiliz tüccarlar, hiçbir kısıtlama olmadan, her tür malı tüm Osmanlı topraklarında hem iç hem dış ticaret amacıyla alıp satabilecekler. (Antlaşmadan önce İngilizler ticaret mallarını limana kadar getirebiliyor ve bu malın dağılımını yerli tüccarlar yapıyorlardı. Bu maddeden sonra yabancılar iç piyasamıza hâkim oldular.) İngilizler’den mal alım ve nakli için belge istenilmeyecekti. İngiliz tüccarlar, iç ticarette yerli tüccarlardan fazla vergi ödemeyecekti. Yabancı mallar Boğazlardan serbestçe geçecekti. Antlaşma, sürekli olacak ve bundan tüm Avrupa devletleri yararlanacaktı. ? Hünkâr İskelesi Antlaşması’na İngiltere ve Fransa’nın tepki göstermesinin nedenleri neler olabilir? Osmanlı Devleti Mısır sorununun çözümünde İngiltere’nin desteğini sağlamak için İngilizlerle yanda maddeleri görülen Balta Limanı Ticaret Antlaşması’nı imzaladı (1838). Bu antlaşmayla Osmanlı pazarlarına giren yabancı mallar artmış, ticaret gelirlerinin büyük bir bölümü İngilizlerin eline geçmiştir. Ü Kütahya Antlaşması tarafları memnun etmemişti. Mehmet Ali Paşa, 1838’de Osmanlı Ü Devleti’ne ödemekle yükümlü olduğu vergileri yollamadı ve yeniden bağımsızlığını ilan etti. Bu Ü olay üzerine II. Mahmut, Mehmet Ali Paşa’ya karşı savaş açtı. Nizip’te yapılan savaşı Mehmet Ü Ali Paşa kazandı. Bu sırada II. Mahmut öldü, yerine oğlu I. www.ttk.gov.tr Abdülmecit padişah oldu. İngiltere, Avusturya ve Prusya; Rusya’nın yeniden İstanbul’a gelmesini önlemek için olaya müdahale ettiler. 1840’ta Londra’da bir konferans toplanmasını sağladılar. İngiltere, Rusya, Avusturya ve Prusya’nın da katıldığı bu konferansın sonunda Londra Antlaşması (1840) imzalandı. Bu antlaşmaya göre: Ü Mısır hukuki yönden Osmanlı Devleti’ne bağlı kalacak fakat Mısır valiliği babadan oğula geçmek şartıyla Mehmet Ali Paşa’ya bırakılacaktı. Ü Suriye, Adana ve Girit Osmanlı yönetimine bırakılacaktı. Londra Antlaşması’nın maddeleri Mehmet Ali Paşa tarafından kabul edilmeyince İngiltere, Osmanlı Devleti ve Avusturya Beyrut’a asker çıkardılar. Mısır İngiltere’nin Mısır İsyanı’nda Osmanlı kuvvetleri yenilince Mehmet Ali Paşa, Londra Devleti’ne yardım etmesinin nedeni nedir? Konferansı kararlarını kabul etmek zorunda kaldı. ? 4. BOĞAZLAR SORUNU Avrupa devletleri Rusya’nın Boğazları geçerek Akdeniz’e inmesini çıkarlarına uygun bulmadıklarından Hünkâr İskelesi Antlaşması’na itiraz etmişlerdi. Hünkâr İskelesi Antlaşması’nın süresi dolunca İngiltere, Rusya, Fransa, Avusturya, Prusya ve Osmanlı Devleti’nin katılımıyla Londra’da Boğazlar Konferansı toplandı (1841). Konferans sonunda Londra Boğazlar Sözleşmesi imzalandı. Bu sözleşmeye göre: Ü Boğazlar Osmanlı egemenliğinde kalacaktı Ü Boğazlar barış zamanında bütün devletlerin savaş gemilerine kapalı, ticaret gemilerine açık olacaktı. Bu sözleşme ile Boğazlar ilk defa uluslararası statü kazanmıştır. Artık Osmanlı Devleti, egemenliğindeki Boğazlarla ilgili kararları tek başına alamayacaktır. Yine bu sözleşme ile Rusya’nın Akdeniz’e inmesi engellenmiştir. Bu sözleşme ile İngiltere ve Fransa kârlı çıkarken Rusya, Hünkâr İskelesi Antlaşması ile elde ettiği hakları kaybettiği için zararlı çıkmıştır. 5. SANAYİ İNKILABI’NIN OSMANLI DEVLETİ’NE ETKİSİ Bursa Kapalı Çarşısı’nda lonca kethüdası, kumaş tüccarı ve çırağı Avrupa’da yaşanan Sanayi İnkılabı’nın Osmanlı Devleti’ne etkileri hakkında sohbet ediyorlar. Lonca Kethüdası: Akdeniz adaları ve İtalya açlıktan ölmemek için Osmanlı buğdayına muhtaçtı. Kraliçe Elizabeth, Türklerin yün boyama tekniğini çalmak ve İngiltere'ye Türk işçilerini kaçırmak için İstanbul'a ajanlar gönderiyordu. Ah Ah! Bir de bugünümüze bakın! Kumaş Tüccarı: Doğu ile Batı arasındaki tarihi İpek Yolu'nun geçtiği bu topraklarda Bursa'nın ipekli kumaşı, Antep'in yemeni ve çizmesi, Maraş'ın nalı, mıhı, çivisi, zincir ve silahları, Konya ve Afyon'un keçeleri, Ankara'nın derisi, Sivas'ın şalı, Uşak'ın halı, seccade ve kiliminin dünyada bir eşi yoktu. Çırak: Ne oldu ki ustam bu duruma geldik? Lonca, dokumacılara bu ayda ham pamuğu ve ipeği yeteri kadar veremedi. Verdikleri ile dokuduğumuz kumaşlar da elimizde kalıyor. Sattıklarımız da geçimimizi sağlamıyor. 172 Kumaş Tüccarı: Ah neler olmadı ki evlat, dinle bak! Kapitülasyonlarla önce Fransa, sonra İngiltere, Rusya, Hollanda’ya ve daha nice memleketlere düşük gümrük vergileri ile ticaret yapma hakkı tanındı. Hele Balta Limanı Antlaşması’yla (1838) durum daha da kötüleşti. Ben malımı satarken %12 vergi veriyorum. Onlar ise %3 gibi düşük vergiler ödüyorlar. Böyle olunca da geldiler Osmanlı’nın pamuğunu tarladan satın alıp ülkelerine götürdüler. Lonca benim işleyeceğim pamuğu yetiştiremez oldu. Hoş kumaş örsem de artık Avrupalılar almıyor ya. Çırak: Neden ustam, hani dokumalarımızın üstüne yoktu? Kumaş Tüccarı: Adamlar, adına fabrika denen büyük büyük makineler kurmuşlar. Bizim çıkrıklarda eğirip el tezgâhlarında bir ayda ördüğümüz kumaşı onlar bir günde üretiyor. Lonca Kethüdası: Duydunuz mu ustam? Kozahan’daki İbrahim Efendi de dokuma tezgâhını kapatmış. Kumaş Tüccarı: Kapatmayıp ne yapacaktı? Yakında bize de olacak aynısıdır. Lakin Anadolu’ya mal göndererek iç piyasa sayesinde biraz daha ayakta durabiliriz diye düşünüyorum. Çırak: Niye biraz daha dedin ustam? Biz de kendi halkımıza dokur satarız. Koca Osmanlı Devleti’nde insan mı kalmadı? Kumaş Tüccarı: İş senin bildiğin gibi değil evlat! Adamlar fabrikada ürettikleri kumaşları önce gemilerle limanlarımıza getiriyor. Sonra da koca koca şimendifer ile Konya, Adana, Musul hatta Bağdat’a gönderiyorlar. Bir de çok az gümrük ödedikleri için onların malları daha ucuza satılıyor. Ne yapsın yoksul halk? Tabii ki daha ucuzunu alacak. Çırak: Desene ustam biz, onların açık pazarı hâline gelmişiz. Kumaş Tüccarı: Ne zannettin ya evlat, dışarıdan alınan mallarla paramız dışarıya giderken biz de böyle dövünüp dururuz işte. Yazarlar tarafından düzenlenmiştir. Yukarıdaki metinden yola çıkarak Avrupa’da yaşanan Sanayi İnkılabı’nın Osmanlı ekonomisine etkileri neler olmuştur? Tartışınız. OSMANLI EKONOMİSİNİ ETKİLEYEN GELİŞMELER OSMANLI’NIN İPEK YOLU VE BAHARAT YOLUNUN KONTROLÜNÜ ELE GEÇİRMESİ COĞRAFİ KEŞİFLER VE AKDENİZ TİCARETİNİN ÖNEMİNİ KAYBETMESİ 1535 FRANSA’YA KAPİTÜLASYONLARIN VERİLMESİ KAPİTÜLASYONLARIN DAİMÎ OLMASI (1740) VE AVRUPA’DA SANAYİ İNKILABI’NIN ÇIKIŞI 1838 BALTA LİMANI ANTLAŞMASI İLE OSMANLI TOPRAKLARININ İNGİLTERE’NİN AÇIK PAZARI DURUMUNA GELMESİ 1854’TE KIRIM SAVAŞI SIRASINDA İLK KEZ DIŞ BORÇLANMA OLMASI 1875 OSMANLI MALİYESİNİN İFLASI OSMANLI’DA ÜRETİMİN ÇÖKÜŞÜ 1881 DÜYUNUUMUMİYE İDARESİNİN KURULMASI VE OSMANLI GELİRLERİNE EL KONULMASI Yukarıdaki tabloyu inceleyerek Osmanlı ekonomisini çöküntüye uğratan gelişmelerin neler olduğunu söyleyiniz. 173 3 KONU TANZİMATTAN MEŞRUTİYETE HAZIRLANALIM 1. Osmanlı Devleti’nin XIX. yüzyılda yeniliklere ihtiyaç duymasının nedenleri neler olabilir? 2. Batılılaşma kavramından neler anladığınızı ifade ediniz. 1. TANZİMAT FERMANI (3 Kasım 1839) Ü Müslüman ve Hristiyan bütün halkın ırz, namus, can ve mal güvenliği devletin güvencesi altında olacaktır. Ü Mahkemeler açık olarak yapılacak ve hiç kimse yargılanmadan cezalandırılmayacaktır. Ü Askerlik tüm Osmanlı halkı için geçerli olacak ve belli bir süreye bağlanacaktır. Ü Vergiler herkesin gelirine göre toplanacaktır. Gülhane Hattıhümayunu’ndan Bir Bölüm Osmanlı Devleti’nde ilk anayasal belge olan Tanzimat Fermanı’nı yukarıdaki maddelerden hareketle insan hakları açısından değerlendiriniz. XIX. yüzyıl, Osmanlı Devleti’nin siyasi ve askerî gücünü yeniden kazanmak için geniş çaplı reformlar yaptığı bir dönem oldu. Bu yüzyılda içeride ve dışarıda zor durumda olan Osmanlı Devleti Avrupa devletlerinin yardım ve desteğine ihtiyaç duyuyordu. Ancak Avrupalı devletler kendi çıkarları doğrultusunda hareket ediyor, Osmanlı Devleti’ne aradığı desteği vermiyorlardı. Rusya Ortodoksları, Fransa Katolikleri, İngiltere de Protestanları koruma bahanesi ile sık sık Osmanlı Devleti’nin iç işlerine karışıyorlardı. II. Mahmut devrinde yapılan Tanzimat hazırlıklarına onun ölümüyle tahta çıkan oğlu I. Abdülmecit döneminde hız verildi. Hariciye Nazırı Mustafa Reşit Paşa tarafından hazırlanan Tanzimat Fermanı I. Abdülmecit’in onayıyla ilan edildi (3 Kasım 1839). Osmanlı Devleti’nin siyasi, sosyal ve ekonomik beklentileri göz önüne alınarak ilan edilen Tanzimat Fermanı ile ulaşılmak istenen amaç: 1840 Londra Konferansı’nda azınlık sorununun gündeme gelmesine engel olmak ve Mehmet Ali Paşa isyanı konusunda Osmanlı Devleti’nin lehine karar alınmasını sağlamaktı. Böylece azınlıkları koruma bahanesiyle Avrupa devletlerinin Osmanlı’nın iç işlerine karışmasının önü kesilecek ve Rusya’nın Balkanlardaki etkisi kırılmış olacaktı. Tanzimat Fermanı’nın ilan edilmesinde etkili olan iç ve dış sebepleri aşağıdaki tabloya yazınız. İç Sebepler Dış Sebepler 174 TANZİMAT FERMANI (GÜLHANE HATTIHÜMAYUNU) … Tahta çıktığımız sevinçli günden beri padişahlara layık eserleri ortaya çıkaracak hayırlı fikirlerimiz, sadece memleketin imarı ve ahalinin refahı ve fakirler için faydalı işlere aittir. Devletiâliyye’nin memleketlerinin coğrafi konumunu, verimli arazisini, halkın kabiliyet ve yeteneklerini göz önünde tutarak yapılması lazım gelen işlere teşebbüs edildiği zaman beş on sene zarfında Allah’ın yardımı ile Devletiâliyye’nin iyi idaresi için bazı yeni kanunların konulması ve uygulanması gerekli ve önemli görüldü. İş bu gereken kanunların esas maddeleri; can güvenliği, ırz, namus ve malın korunması, vergi tayini ve gereken askerlerin nasıl celp ve ne kadar süreyle istihdamı işlerinden ibarettir. Bilakis kişinin can ve namusundan emin olduğu zaman sadakat ve doğruluktan ayrılmayacağı, işi ve gücü ile devletine ve milletine iyi ve güzel hizmette bulunacağı açıktır. İnsan mal ve mülkleri tamamen emniyet altında olduğu zaman kendi işiyle kendi gelirini yükseltmekle uğraşıp kendisinde günbegün devlet ve millet gayreti ve vatan sevgisi arttığından ona göre iyi niyetle çalışacağı şüpheden uzaktır. Vergi ile ilgili maddeye gelince bir devlet, ülkesini korumak için ordusuna ve askerlerine ve diğer gerekli masraflara muhtaçtır. Bu ise akçe ile idare olunacağına ve akçe de tebaasının vergisi ile meydana geleceğine göre bunun da güzelce toplanması en iyisidir. ... Bundan sonra memleketin ahalisinden her ferdin mülklerine ve gücüne göre uygun bir vergi tayin olunarak kimseden daha fazla bir şey alınmaması gerekir. Dolayısıyla iltizam kaldırılmıştır. Devletiâliye’mizin karada ve denizde askerî ve diğer masraflarının da kanunlar ile belirlenip sınırlandırılması ve ona göre icra olunması gerekir. … Ve buraya kadar açıklanan durum eski usulleri bütün bütün değiştirmiş ve yenilemiş olacağından iş bu iradeişahanemiz (fermanımız), Dersaadet (İstanbul) ve Osmanlı Devleti ahalisine ilan olunacaktır. Dost ülkelerin de bu usulün Allah’ın izni ile sonsuza kadar sürmesine şahit olmaları için Dersaadetimizde ikamet eden bütün elçilere de resmen bildirilsin. www.devletarsivleri.gov.tr (Gülhane Parkı’nda okunan Tanzimat Fermanı’nın sadeleştirilmiş bir bölümü) Yukarıdaki metni inceleyerek Tanzimat Fermanı’nın ilan edilmesinin gerekçeleri neler olabilir? Tanzimat Fermanı ile Getirilen Yenilikleri Aşağıdaki Tabloya Yazınız Ü Askerlik süresi belli bir zamanla sınırlandırılmıştır (4 ya da 5 yıl). ? Tanzimat Fermanı Müslüman ve gayrimüslimlerce nasıl karşılanmış olabilir? Tartışınız. Tanzimat Fermanı’nın Önemi Tanzimat Fermanı, Osmanlı Devleti’nin anayasal düzene geçişinin ilk aşamasını oluşturur. Osmanlı padişahı Tanzimat Fermanı’yla ilk kez kendi gücünün üstünde kanun gücü olduğunu kabul etmiştir. Bu ferman insan hakları konusunda getirdiği yenilikler nedeniyle öncekilerden de farklıdır. Tanzimat Fermanı bir halk hareketi sonucu değil Osmanlı padişahının kendi isteği ile ilan ettiği bir fermandır. Tanzimat Fermanı ile Amerika ve Fransa’da yayımlanan insan hakları beyannamelerinin farkları neler olabilir? ? Tanzimat Fermanı’nın etkilerini edebiyat alanında da görmek mümkündür. Osmanlı Devleti’nde bu dönemde edebiyat alanında makale, tiyatro, roman, hikâye, hatıra ve eleştiri gibi yeni yazı türleri görülmeye başlandı. Yabancı dil öğrenenler ve II. Mahmut döneminden itibaren Avrupa okullarında okumaya gidenler, yalnız uzman olarak yetişmek istedikleri alanlarda değil Avrupa düşünce ve sanatıyla da ilgilenmişlerdi. Osmanlı Devleti’nin siyasi ve toplumsal durumuna paralel olarak bu dönemin yazar ve şairleri kalkınmaya, devletin bütünlüğüne, kişi haklarına, millî ve manevi değerlere vurgu yaparak toplumun çöküşünü engellemeye çalışmışlardır. 175 XIX. YÜZYILDA OSMANLI EĞİTİMİNİN DURUMU Bugün İstanbul’da ve taşralarda medreselerde okutulan ilimleri tamamlamış nice kemal sahipleri vardır ki henüz bir dereceye malik olmayıp şiddetli yoksulluk içinde inlerler. Ve nice âlim, kibarzade ve elifba bilmez cahiller vardır ki kimi büyük müderrislerden kimi kadıların ileri gelenlerinden, belki daha büyük kadılardan ve büyük rütbelilerden geçinir ve faydalanırlar. Mademki ilim, refah ve şerefe sebep değildir, niçin istek ve tahsili için senelerce zahmet çekmeyi seçsin? Bundan dolayıdır ki iki yüz seneden beri bizde din âlimleri azalmaktadır. Bu sebeple mahkemeler esefle karşılanacak durumdadır. Yine bu sebepledir ki devletimiz dahi zaaf ve gerileme içindedir. Gelelim şu ilahî ilimleri tahsil etmenin sonuçlarına: Bizde bir çocuk beş altı yaşında mahalle mektebine verilir. Elifbadan başlar. Birkaç aydan sonra önüne ebcet çıkar ki ne olduğunu ne hoca efendi bilir ve ne de bir kimse anlar. Bu gibi ilim sahiplerine Elcevaib gibi Arapça bir gazete verilse lügate iki saat bakıp düşünmeyince bir anlam çıkaramazlar. Fıkıh ilmine ait bir mesele sorulsa cevap vermekten aciz kalıp “Bizim fıkıhla sürekli bir uğraşımız yoktur.” derler. Akait üzerine bir bahse girişilse eline bir Ziya Paşa taassup siperi alıp her sözde hasmını dinden çıkararak susturmaya çabalarlar. Kur’an-ı Kerim’den bir ayetin manası sorulsa Kadı Efendi’ye müracaat yolunu gösterirler. Politikadan söz açılsa dünyada İngiltere, Amerika, Japonya ve Fas gibi diyarlar ve memleketler olduğunu hayretle duyarlar. Dostlarından birine Türkçe bir mektup yazmak gerekse şuna buna yalvarırlar. Avrupa devletlerinde eğitim sistemi böyle değildir. Bir çocuk okula gidip alfabeyi söker sökmez hem okumayı hem de ileride göreceği ilimlerin giriş konularını öğreniyor. Mesela coğrafya, tabiatın sırları ve tarih gibi ilimlerin kolay meselelerini dahi öğreniyorlar. Bizimkilerin on beş yaşında olanlarında bile Türkçe iki satır yazabilen veyahut Takvimivakayi’yi okuyan az bulunur. Şimdi böyle kalıp batalım mı? Yoksa diğer milletler nasıl ilerliyorsa biz de o yolda çalışıp yürüyelim mi? Bu ana kadar tuttuğumuz yol bizi şu bulunduğumuz seviyeye düşürdü. Bundan böyle daha da aşağı seviyeye düşeceğimize başka delil ister mi? Ziya Paşa, Yeni Türk Edebiyatı Antolojisi’nden sadeleştirilmiştir. 1. Ziya Paşa’nın Osmanlı’daki eğitim konusunda yaptığı tespitler nelerdir? 2. Tanzimat dönemi aydınlarının yazılarında ülke sorunlarını ön plana çıkarmasının gerekçeleri neler olabilir? Tartışınız. I. ABDÜLMECİT Babası : II. Mahmut Annesi : Bezmiâlem Sultan Doğumu : 1823 Vefatı : 1861 Saltanatı : 1839 - 861 Genç yaşta padişah olan Abdülmecit, babasının arzusu yönünde bir eğitim ve terbiye gördüğü için ıslahatçı fikirlere sahipti. Adil, merhametli, yenilikçi olarak bilinen I.Abdülmecit, Batılı yazarların takdir ve sevgiyle andıkları bir padişahtı. Babası gibi müzikle ilgilenmiş olan I. Abdülmecit, sarayda Batılı anlamda müzik dersi alan ilk padişahtır. Sarayında müzik takımı, küçük bir tiyatro ve operet teşekkülü bulunuyordu. Devrin büyük ustalarından yazı dersi de almış ve çeşitli hat eserleri meydana getirmişti. Bunun yanında resim sanatına da merak salmış, kendi portresini yaptırdığı gibi kendisi de resimle uğraşmıştı. I.Abdülmecit, babasının başlatmış olduğu yenileşme hareketlerini kaldığı yerden devam ettirdi. İlk liseler bu dönemde açıldı, ilk Türk müzesi kuruldu. Edirne, Varna ve Kırım arasında ilk telgraf hatları oluşturuldu. İzmir-Turgutlu arasında raylı sisteme geçilerek ilk demiryolu hattının işletmesi başlatıldı. Bu konuda Osmanlı Devleti dünya devletleri arasında en ön sıralarda yer aldı. Ülkemizde ilk Belediye teşkilatı bu dönemde kuruldu. www.ttk.gov.tr 176 Osmanlı Denge Politikası Osmanlı Devleti ilk kez Mısır’ı işgal eden Fransa’ya karşı İngiltere ve Rusya’nın desteğini alarak denge politikası uygulamıştır. XIX. yüzyılda da Avrupa devletleri arasındaki çıkar çatışmalarından yararlanarak varlığını devam ettirmeye çalışmıştır. Büyük toprak kayıplarının yaşanmasıyla birlikte Avrupa devletleriyle zaman zaman ittifaklar kurma yoluna gitmiştir. KARLOFÇA ANTLAŞMASI (1699) PRUT ANTLAŞMASI (1711) PASAROFÇA ANTLAŞMASI (1718) KÜÇÜK KAYNARCA ANTLAŞMASI (1774) FRANSA’NIN MISIR’I İŞGALE KALKIŞMASI (1798) KIRIM SAVAŞI (1856) OSMANLI DEVLETİ AVRUPA’DA BÜYÜK ORANDA İLK KEZ TOPRAK KAYBETTİ. KAYBEDİLEN TOPRAKLARIN GERİ ALINABİLECEĞİ FİKRİ DOĞDU. KAYBEDİLEN TOPRAKLARIN GERİ ALINAMAYACAĞI ANLAŞILDI. ELDE KALAN TOPRAKLARIN KORUNMASI YOLUNA GİDİLDİ. KIRIM ELDEN ÇIKTI VE YENİ TOPRAK KAYIPLARI YAŞANMAYA BAŞLADI. FRANSA’YA KARŞI RUSYA VE İNGİLTERE İLE İTTİFAK YAPILARAK DENGE POLİTİKASININ İLK ADIMI ATILDI. OSMANLI DEVLETİ DENGE POLİTİKASINI TEMEL POLİTİKA OLARAK KULLANMAYA BAŞLADI. Yukarıdaki tarih şeridinde Osmanlı Devleti’ni denge politikasını uygulamak zorunda bırakan siyasi gelişmeler verilmiştir. Buna göre Osmanlı Devleti’nin denge politikası uygulamasını zorunlu kılan nedenler nelerdir? 2. KIRIM SAVAŞI (1853 - 1856) Balta Limanı Antlaşması (1838) ile Osmanlı Devleti’nden önemli ayrıcalıklar elde eden İngiltere bir paylaşım yapılırsa Rusya’nın güçleneceğini ve Akdeniz’e ineceğini düşünüyordu. Bu yüzden sömürge yolları üzerinde güçlü bir Rusya’nın olmasını istemiyordu. Rusya, Hünkâr İskelesi Antlaşması ile elde ettiği hakları Londra Boğazlar Sözleşmesi (1841) ile kaybetmişti. Bu ayrıcalıkları yeniden kazanmak istiyordu. Bu amacını gerekleştirmek için kutsal yerler sorununu ortaya çıkardı. Kudüs Osmanlı Devleti’nin yönetiminde idi. Osmanlı Devleti, Fransa’ya Kudüs’teki Katolik Hristiyanlar lehine ayrıcalık tanımıştı. Küçük Kaynarca Antlaşması ile Ortodoksların koruyuculuğunu üstlenen Rusya Osmanlı Devleti’nden yeni ayrıcalıklar elde etme peşindeydi. Bu amaçla İstanbul’a gönderilen Rus elçisi Mençikof isteklerini Osmanlı’ya iletti. Osmanlı Devleti’nin bu istekleri kabul etmemesi üzerine Rusya, Osmanlı’ya savaş açarak Eflâk ve Boğdan’ı işgal etti. Savaşın ilk döneminde Osmanlı Devleti bazı başarılar elde ettiyse de bu durum uzun sürmedi. Balkanlarda Rus ilerleyişinden rahatsız olan Avusturya, Osmanlı Devleti’nin yanında savaşa katıldı. İngiltere ve Fransa donanmaları Osmanlı Devleti’ne destek olmak üzere Boğazları geçerek İstanbul’a geldi. Rusya, Boğazlar Sözleşmesi’nin (1841) ihlal edildiğini söyleyerek Sinop’ta bulunan Osmanlı donanmasını yaktı. Bu gelişme üzerine İngiltere ve Fransa’ya ait donanma Karadeniz’e çıktı. Karadeniz’in kuzey sahilindeki Rus liman ve tersanelerini bombaladı. Prusya’nın tarafsız kaldığı bu savaşta Piyemonte (Sardinya Krallığı) de 177 BİLGİ NOTU Kırım Savaşı ve Florence Nightingale (Florans Naytıngel) Kırım Savaşı’nda yaralananlar İstanbul’a getirilerek hastanelerde ve Selimiye Kışlası’nda tedavi altına alınıyorlardı. Bakım iyi değildi ve özellikle Selimiye Kışlası’nda tıbbi malzeme eksikliğinin yanı sıra koğuşlar çok kalabalıktı. 4 Kasım 1854’te İstanbul’a gelen gönüllü hasta bakıcı Florence Nightingale, ekibiyle birlikte burada düzenli ve temiz bir hastane meydana getirdi. Geceleri herkes çekildikten sonra Selimiye Kışlası’nın uzun koridorlarında lambasıyla dolaşır ve hastaları kontrol ederdi. Bu yüzden ona Lambalı Kadın adı verildi. Hemşireliğin kurucusu olarak bilinen Florence Nightingale’in bu gayretli ve şefkatli çalışmaları, bütün dünyada kısa sürede duyuldu. Popüler Tarih, Aralık 2002, s. 75 (Özetlenmiştir.) Osmanlı’nın yanında yer aldı. Müttefik kuvvetler Kırım’a asker çıkardı ve Sivastopol’u aldı. Bu gelişme üzerine Rusya, barış isteğinde bulundu. Abdülmecit Kırım Savaşı’nda Müttefikleriyle Birlikte Adolphe Yvon’un Kırım Savaşı Tablosu Avrupa devletlerinin Kırım Savaşı’nda Osmanlı Devleti’nin yanında savaşa girmelerinin nedenlerini tartışınız. Savaş sonunda İngiltere, Fransa, Rusya, Piyemonte, Avusturya, Prusya ve Osmanlı Devleti’nin katılımı ile Paris’te bir konferans toplandı ve sonunda Paris Antlaşması imzalandı (1856). Paris Antlaşması’nın Önemli Maddeleri 1. Osmanlı Devleti Avrupa devleti sayılacak, Avrupa hukukundan faydalanabilecek ve toprak bütünlüğü Avrupa devletlerinin garantisi altında olacaktı. 2. Karadeniz tarafsız hâle getirilecek, tüm devletlerin ticaret gemilerine açık, fakat savaş gemilerine kapalı tutulacaktı. 3. Boğazlar, 1841 Londra Sözleşmesi’ne göre yönetilecek, bütün devletlerin savaş gemilerine kapatılacaktı. 4. Osmanlı Devleti ve Rusya, Karadeniz kıyılarında tersane ve donanma bulundurmayacaktı. 5. Osmanlı Devleti’nin konferans öncesinde ilan ettiği Islahat Fermanı, antlaşmayı imzalayan devletlerce dikkate alınacak; fakat bu devletler fermanın uygulanmasına ve Osmanlı’nın iç işlerine karışmayacaktı. 1. Osmanlı Devleti’nin Avrupa devleti sayılması, Avrupa hukukundan yararlanması ve sınırlarının Avrupa devletlerinin güvence altına alınmasının önemini tartışınız. 2. Osmanlı Deveti’ne Kırım Savaşı sonunda mağlup devlet muamelesi yapılmasının nedenleri neler olabilir? Bu savaş Osmanlı ekonomisini olumsuz etkiledi ve ilk kez İngiltere’den dış borç alındı. Sonraki dönemlerde aşağıdaki tabloda görüldüğü gibi borç alınmaya devam edildi. Osmanlı Devleti zamanla bu borçların faizlerini dahi ödeyemez hâle geldi. Sonunda 1881 Muharrem Kararnamesi ile dış borçların ödenmesinde yeni koşullar belirlendi. Avrupa devletleri alacaklarını kendileri tahsil etmek için Düyunuumumiye (genel borçlar) idaresini kurdular. Osmanlı Devleti’nin gelir getiren kaynaklarına el koydular. PADİŞAHLARA GÖRE 1854-1909 DÖNEMİNİ KAPSAYAN BORÇLANMALAR (Altın lira) Dönem Borçlanma Adedi Borçlanılan Para Ele Geçen Para I. Abdülmecit (1854 - 1861) 4 16 Milyon 8 Milyon Abdülaziz (1861 - 1875) 12 227 Milyon 121 Milyon II.Abdülhamit (1876 - 1909) 18 113 Milyon 77 Milyon Tabloya bakarak borçlanılan para ile ele geçen para arasındaki farkı değerlendiriniz. 178 3. ISLAHAT FERMANI (1856) Avrupa devletleri, Osmanlı Devleti’ndeki gayrimüslimlere yönelik hakların yeterli olmadığını, onlara yeni haklar verilmesini istiyordu. Osmanlı Devleti, Tanzimat Fermanı ile başlayan yenileşme hareketlerinin devamı olarak değerlendirdiği Islahat Fermanı ile dıştan gelen bu baskıları engellemek istedi. Paris Konferansı’nın devam ettiği sırada Avrupa devletlerinin istekleri doğrultusunda ilan edilen Islahat Fermanı ile konferansta Osmanlı lehine karar alınmasını sağlamak istedi. Ayrıca Rusya’nın Osmanlı Devleti’nin iç işlerine karışarak azınlıkları kışkırtması ve Balkanlardaki isyanların sona erdirilmesi hedeflendi. Islahat Fermanı’nın ilan edilmesinde etkili olan iç ve dış sebepler nelerdir? Aşağıdaki tabloya yazınız. İç Sebepler Dış Sebepler Islahat Fermanı ile Getirilen Düzenlemeler: Müslüman olmayan halka din ve vicdan özgürlüğü sağlanacaktır. Kilise, okul ve hastane gibi binalar tamir edilecek veya yeniden inşa edilecektir. Ü Gayrimüslimlere küçük düşürücü deyimler kullanılmayacaktır. Ü Gayrimüslimler devlet memuru olabilecektir. Ü Vergiler herkesin gelirine göre toplanacak, cizye vergisi ile iltizam usulü kaldırılacaktır. Ü Gayrimüslimler belediye ve il meclislerine üye olabileceklerdir. Ü Gayrimüslimler nakdî bedel ödeyerek askerlikten muaf olabilecektir. Ü Yabancılar Osmanlı toprakları üzerinde mülk edinebileceklerdir. Ü Tarım ve ticaret işleri düzenlenecek herkes şirket ve banka gibi ticari nitelikli kurumlar açabilecektir. Ü Gayrimüslimler kendi okul ve hastanelerini açabilecektir. Böylece Islahat Fermanı ile Osmanlı Devleti’ndeki gayrimüslimlerin Müslümanlarla eşit haklara sahip vatandaşlar olmaları sağlanıyordu. Gayrimüslimlere çeşitli devlet kademelerinde görev alma hakkı tanındı. Yine Osmanlıcılık düşüncesi doğrultusunda gayrimüslimlerin devlete olan bağlılıkları artırılmaya çalışıldı. Müslüman halk Islahat Fermanı ile gayrimüslimlere daha fazla hak tanınmasından rahatsızlık duydu. Gayrimüslimler ise Tanzimat ve Islahat Fermanı ile tanınan hakları yeterli bulmuyorlardı. Çünkü onlar Müslümanlarla eşit olmayı değil bağımsız olmayı istiyorlardı. Osmanlı Devleti Islahat Fermanı ile Avrupa devletlerinin iç işlerine karışmasını önleyemedi. Hatta Avrupa devletleri Islahat Fermanı’nın uygulanması konusunda Paris Barış Antlaşması’nın azınlıklarla ilgili maddesine rağmen Osmanlı Devleti’nin iç işlerine müdahele etmeye devam ettiler. Ü Edindiğiniz bilgilere göre Tanzimat Fermanı ile Islahat Fermanı’nın farklı yönlerini aşağıdaki şemaya yazınız. Tanzimat Fermanı Islahat Fermanı Sultan I. Abdülmecit’in Tanzimat ve Islahat Fermanı’nın ilanında bastırdığı madalyaların fotoğrafları ? I. Abdülmecit’in, Tanzimat ve Islahat Fermanlarının ilanı dolayısıyla madalya bastırmasını nasıl yorumlayabilirsiniz? Tartışınız. 179 Tanzimat ve Islahat Fermanlarını yayımlayan I. Abdülmecit 1861’de ölünce onun yerine Abdülaziz padişah oldu. Sultan Abdülaziz Avrupa’ya giden ilk Osmanlı padişahıdır. Kırım Savaşı’ndan sonra Osmanlı Devleti en büyük dış borçlanmayı bu dönemde yaptı. Osmanlı donanması yenilenerek gemi sayısı açısından dünyanın 3. büyük filosu hâline getirildi. Beylerbeyi ve Çırağan Sarayları yapıldı. Bu dönemde Rusya’nın Balkan milletlerini Osmanlı Devleti’ne karşı kışkırtması sonucunda Bosna, Hersek, Bulgaristan ve Sırbistan-Karadağ’da isyanlar çıktı. Abdülaziz’in Yurt Dışı Gezisi Sultan Abdülaziz’in 1867’de çıktığı Avrupa gezisi, Abdülmecit döneminde başlayan Osmanlı-Avrupa dostluk ilişkileri sürecinin doruk noktası olmuştur. Yankıları uzun yıllar süren bu gezi, Osmanlı topraklarındaki kimi yeniliklere de kapı aralamıştır. Gezinin Nedenleri Bu gezinin hedefi, hürriyet fikirleriyle medeniyetin Türkiye’de ne kadar ilerlediğini Avrupa’ya hissettirmek, Rusya’nın korkunç planlarını anlatıp endişe uyandırmak; padişahın Avrupa hükümdarları katındaki saygınlığını Osmanlı Hristiyanlarına göstermek, daha da önemlisi, sanayi ve sömürge zengini Avrupa devletlerinden para yardımı almaktı. Ali Kemalî Aksüt, Sultan Abdülaziz’in Mısır ve Avrupa Seyahati Sultan Abdülaziz ile Fransa İmparatoru III. Napolyon’u Elysee Sarayı’nda Gösteren Bir İllüstrasyon Sultan Abdülaziz’i Viyana’da Gardan Çıkarken Gösteren Tablo Sultan Abdülaziz’i Londra’da, Kendi Şerefine Verilen Baloda Gösteren Tablo Saltanat vagonu, Abdülaziz’den sonra kullanılmaz, kaderine terk edilir; bir depodan ötekine gider ve bu yolculuğu tam 134 yıl sürer. Türkiye’nin önde gelen sanat tarihçilerinden Prof. Nurhan Atasoy, vagonu 1998’de Devlet Demiryollarının bir deposunda hurda hâlinde buldu. Rahmi M. Koç Müzecilik ve Kültür Vakfı’nca eski hâline en yakın biçimde restore edilen vagon, Rahmi Koç Sanayi Müzesi’ne konmuştur. Sultan Abdülaziz’in Avrupa Gezisine Çıktığı Saltanat Vagonu ? Sultan Abdülaziz’in Avrupa gezisini Batılılaşma ve Avrupa ile ilişkiler açısından değerlendiriniz. 180 4 KONU OSMANLI DEVLETİ’NDE ANAYASAL DÜZENE GEÇİŞ VE SİYASİ GELİŞMELER HAZIRLANALIM Meşruti Monarşi, Monarşi, Kanunuesasi, Meclisimebusan, Osmanlıcılık, İslamcılık, Türkçülük ve Batıcılık kavramlarının anlamlarını araştırınız. 1. I. MEŞRUTİYETİN İLANI Eski toplumsal yapıya uygarlığı oturtmanın yolu anayasa ve eğitimle gerçekleşir. Meşveret ve maarif uygarlık kapısını açacaktır. Eğitimle bireyler aydınlanacaktır. Anayasanın ilan edilmesi ise devlet çarkının halk yararına arızasız dönmesini ve bütün işlerin düzelmesini sağlayacaktır. Namık KEMAL Batı tarzı yenilikler yapmalıyız. Bu zamana kadar yapılan yenilikler Osmanlı Devleti’ni kurtarmak için yeterli olamadı. Balkanlardaki isyanların sona ermesi için Osmanlıcılık düşüncesi etrafından birleşme sağlanmalı. Ziya PAŞA Yıkılmaya yüz tutmuş bir imparatorluğu kurtarmak için mutlakiyet yerine meşrutiyet ilan edilmelidir. Osmanlı kurumları Batı örneğine göre yeniden düzenlenmeli hatta din ve devlet işleri birbirine karıştırılmamalıdır. Ali SUAVİ Bir an önce Kanunuesasi hazırlanmalı toplumun her kesiminin yer aldığı bir meclis oluşturulmalıdır. Mithat PAŞA İnsan hakları, eşitlik, özgürlük ve hukukun üstünlüğü Osmanlı Devleti’nde hayata geçirilmelidir. ŞİNASİ 1. Osmanlı Devleti’nin çöküşten kurtarılması için neler yapılması gerektiği konusunda Osmanlı aydınlarının görüşleri nelerdir? 2. Genç Osmanlılar (Jön Türkler) deyimi size neyi ifade etmektedir? Açıklayınız. 181 Tanzimat döneminde Batı’yı daha yakından tanıyan Osmanlı aydınları yetişti. Avrupa’da eğitim gören Fransız İhtilali’nin yaydığı fikirlerden etkilenen bu sınıf Jön Türkler (Genç Osmanlılar) olarak adlandırılır. Jön Türklere göre Osmanlı Devleti’ni dağılmaktan kurtarmak için bir anayasanın hazırlanması ve meclisin açılması gerekli idi. Onlara göre devletin çöküşünün tek sorumlusu kararları tek başına alan ve uygulayan yönetim anlayışıydı. Genç Osmanlılar, meşrutiyeti ilan etmeye yanaşmayan Sultan Abdülaziz’i tahtan indirerek V. Murat’ı padişah yaptılar. Ancak V. Murat’ın akli dengesinin bozukluğu anlaşılınca şeyhülislamın fetvası ile tahttan indirildi. Aralarında Mithat Paşa, Ziya Paşa, Ali Suavi, Namık Kemal ve Şinasi’nin de bulunduğu devlet adamları ve aydınlar meşrutiyeti ilan edeceğine söz veren II. Abdülhamit’i tahta geçirdiler. II. Abdülhamit’in sadrazamlığa getirdiği Mithat Paşa’nın çalışmaları ile anayasa hazırlıklarına başlandı. Diğer taraftan isyanlar başlamıştı. Sırbistan, Karadağ, Bosna, Hersek ve Bulgaristan’da olaylar sürerken İngiltere, Rusya’nın Balkanlardaki nüfuzunu kırmak için istanbul’da bir konferans düzenlenmesini istedi. Osmanlı Devleti, Balkanlardaki isyanları önlemek ve Avrupa devletlerinin İstanbul Konferansı’nda Osmanlı aleyhinde karar almalarını engellemek düşüncesi ile 23 Aralık 1876’da İstanbul Tersane Konferansı’nın toplandığı gün Kanunuesasi’yi ilan etti. Meşrutiyetin ilanını sağlayan iç ve dış sebepleri aşağıdaki tabloya yazınız. I. Meşrutiyet’in İlanı İç Sebepler Dış Sebepler II. ABDÜLHAMİT Babası : I.Abdülmecit Annesi :Tiri Müjgan Kadın Efendi Doğumu : 1842 Vefatı : 1918 Saltanatı : 1876 - 1909 Babası tarafından özel ilgi gösterilen II. Abdülhamit, kültür derslerinin yanında müzik dersleri de aldı ve piyano çalmayı öğrendi. Hayırsever ve cömert bir insan olan II. Abdülhamit, sıradan bir vatandaş gibi yaşardı. Yunan seferi sırasında, kendisine hazinede yeterli para bulunmadığı söylenince atalarından kalma şahsi servetinden masrafları karşılamıştı. Boş vakitlerini marangozhanede geçirir, harika eşyalar yapar, bunları sattırır ve parasını fakire fukaraya dağıttırırdı. Ata binme, yüzme, atıcılık gibi merakları vardı. Yıldız Sarayı’nın bahçesinde çeşitli cins hayvanlar ve nadide kuşlardan oluşan bir hayvanat bahçesi meydana getirmişti. Sedef ve fildişi kakma, oyma ve süsleme işlerinde becerikli ve iyi bir hattattı. Ayrıca nadide eserlerden oluşan 10 bin ciltlik kütüphanesi vardı. Her öğle yemeğinden sonra kütüphanesini düzenli olarak ziyaret ederdi. Eğitime çok önem vermiş ve döneminde ilk, orta ve yüksek öğrenim kurumları, Güzel Sanatlar Akademisi, Kız meslek, Ziraat ve Ticaret meslek okulları, Dilsiz ve Körler okullarını yaptırmıştı. www.ttk.gov.tr Osmanlı Mebusan Meclisi’nin Açılışını Gösteren Temsilî Resim 182 Kanunuesasi’nin Önemli Maddeleri Ü Herkes kanun ve devlet karşısında eşit haklara sahiptir. Ü Herkese eğitim - öğretim, mülkiyet hakkı, basın, yayın ve din özgürlüğü verilmiştir. Ü Yasama yetkisi Âyan Meclisi ve Mebusan Meclisi’ne aittir. Ü Âyan Meclisi üyeleri padişah tarafından ölünceye kadar kalma kaydıyla tayin edilecektir. Ü Mebusan Meclisi’nin üyeleri dört yılda bir yapılan seçimle erkeklerin seçeceği milletvekillerden oluşacaktır. Ü Yürütme yetkisi padişahın bulunduğu bakanlar kuruluna aittir. Ü Hükûmetin kurulması ve görevden alınması yetkisi padişaha aittir. Ü Hükûmet, padişaha karşı sorumludur. Ü Meclisi açma ve kapama yetkisi padişaha aittir. Ü Kanun teklifini yalnızca hükûmet yapabilecek ve kanunlar padişahın onayından sonra yürürlüğe girecektir. ? Yukarıda verilen Kanunuesasi maddelerinin demokratik olmayanları hangileridir? Tartışınız. Türk tarihinin ilk yazılı anayasası olan Kanunuesasi ile halk kısıtlı da olsa ilk defa seçme ve seçilme hakkını elde ederek yönetime ortak olmuştur. Ülkede ilk defa seçimler yapılarak Meclisimebusan açılmıştır (19 Mart 1877). “Padişah”, “Kanunuesasi”, “Mebusan Meclisi” kavramlarını aşağıdaki tablonun ilişkili bölümlerine yazınız. MONARŞİ MEŞRUTİ MONARŞİ Osmanlı Devleti Mebusan Meclisi’nde Müslüman vekillerin yanı sıra azınlık vekillerinin temsil edilmesini sağlayarak ülke bütünlüğünü korumaya çalışmıştır. İlk Mebusan Meclisi’nde 69 Müslüman, 46 gayrimüslim toplam 115 milletvekili bulunuyordu. Ayan Meclisi üyelerinin sayısı ise 26 idi. Azınlık milletvekillerinin uzlaşmaz tutumları nedeniyle zorluklar yaşandı. Bu nedenle II. Abdülhamit OsmanlıRus Savaşı’nı gerekçe göstererek anayasanın kendisine verdiği hakkı kullanıp Mebusan Meclisi’ni süresiz kapattı. Böylece Kanunuesasi yürürlükten kaldırıldı (14 Şubat 1878). Bu durum Osmanlı Devleti’nde demokratik hayatı kesintiye uğratmıştır. MECELLE Tanzimat Fermanı’nın ilanından sonra adli ve hukuki düzenlemelere ihtiyaç duyuldu. Başkanlığını Ahmet Cevdet Paşa’nın yaptığı bir heyet tarafından hazırlanarak 1868’de yürürlüğe giren Mecelle 1926’ya kadar uygulanmıştır. Mecelle, kaynağını İslam hukukundan almıştır. Medeni kanun özelliği taşıyan Mecelle; hukuk muhakemeleri usulü, borçlar hukuku ve ayni haklar konusunda ilk yasa olması bakımından önemlidir. Ancak Mecelle’de kişi, aile ve miras hukuku kurallarına yer verilmemiştir. Evlenme, boşanma, nafaka ve miras gibi konular kadıların başkanlığındaki şeri mahkemelerde görülmeye devam etmiştir. Bu konudaki eksikliklerin giderilmesi için sonraki yıllarda yeni çalışmalar yapılmıştır. II. Abdülhamit döneminde Hukuk ve Mülkiye Mekteplerinde Medeni Kanun olarak (1870-1876) hazırlanan Mecelleiahkamıadliye okutuldu. Bu eser bir giriş olmak üzere on altı kitap hâlinde bölüm ve maddelere ayrılmıştır. Mecelle’nin Osmanlı halkına getirdiği yenilikler sizce nelerdir? 183 Seçmeli Tarih KÖŞE YAZISI YAZALIM Aşağıdaki bilgi notlarından faydalanarak sultan II. Abdulhamit ile jöntürk hareketi arasındaki ilişkileri demokrasi talepleri çerçevesinde ortaya koyan gazete köşe yazısı yazınız. JÖNTÜRK HAREKETİNİN DOĞUŞU Aydınların meşrutî idare isteği, padişahla maiyetinin yeni Osmanlılık siyasetini gerçekleştirmek arzusu ve yabancı devletlerin baskısı birleşerek nihayet, yeni tahta çıkmış bulunan II. Abdülhamit'in (1876 - 1909) 23 Aralık 1876 tarihinde ilk Osmanlı Kanunuesasîsi’ni ilan etmesine sebep oldu... İlk Mebusan Meclisi 19 Mart 1877’de toplandı. İkinci bir meclis ertesi sene toplantıya çağırıldı ama hükûmet acı tenkitlere uğrayınca meclis süresiz dağıtıldı. Bundan sonra 1877 ila 1908 arasında Abdülhamit kendi mutlak idaresini kurarak İmparatorluğu istibdadı altına aldı. Abdülhamit'in hürriyetleri birer birer yok edip 1877’den sonra Kanunuesasî’yi de yürürlükten kaldırması üzerine önce İmparatorluk sınırları içinde, sonraları dış memleketlerde gizli cemiyetler kuruldu, zamanla bunlar Jön Türkler adıyla tanındı. Başlıca maksatları 1876 Anayasası’nı tekrar yürürlüğe koydurmaktı. Diğer memleketlerde buna benzer daha başka dernekler de meydana getirilmişti. Çeşitli memleketlere dağılmış bütün Jön Türk gruplarını bir merkez etrafında birleştirmek ve ortak bir hareket yolu çizmek amacıyla Paris’te 4 Şubat 1902 günü gizli bir toplantı yapıldı. Bu toplantıda görüş ayrılıklarından dolayı konferans ikiye bölündü. Meşrutiyeti yeniden ilan ettirebilmek için ordu desteği ve dış yardımın katılması görüşünü savunanların başında Prens Sabahattin vardı. Bunlar ana teşkilâttan ayrılarak Teşebbüsü Şahsi ve Ademi Merkeziyet Cemiyeti’ni kurdular. Ahmet Rıza Bey’in başında bulunduğu ve aykırı görüşünü savunan grup ise cemiyetin adını Osmanlı Terakki ve İttihat Cemiyeti şeklinde değiştirdi. Bundan böyle bu cemiyet Jön Türklerin en ileri gelen teşekkülü oldu. BİLGİ NOTU 1 Kemal KARPAT, Türk Demokrasi Tarihi, s. 17 - 18 (Özetlenmiştir.) 2 II. Abdulhamit Döneminde Yurt İçindeki Gazeteler 3 Abdülhamit döneminde Sabah Gazetesi: 1875 yılında yayınlanan Sabah yazılı basında gazetesinin başyazarı Şemseddin Sami’dir. Basın tarihimizde ilk defa kullanılması yasaklanan bu gazete de Miladi tarih kullanmıştır. I. Dünya Savaşı’ndan sonra siyasal içerikli sözcükler: Mihran Efendi gazeteye yeni bir yön vermek istemiş bu amaçla 1913’ten İhtilal (devrim), istibdat, inkılap, beri yayınlarını sürdüren Peyam gazetesi başyazarı, Ali Kemal oligarşi, parlamentalizm, parlagazetenin başına getirilmiş, gazetenin adı da Peyam-ı Sabah olmuştur. mento, cemiyet (dernek), cumhur 11 Eylül 1922 günü Ali Kemal’in gazeteden uzaklaştırıldığına dair bir (halk) cumhuriyet, hürriyet, yazı yayınlanmış, gazetenin adı ertesi gün Sabah’a çevrilmiştir. Ancak demokrasi, demokrat, diktatör, kendisinden hesap sorulmasından korkan Mihran Efendi bir ay sansür, sansürcü, avam (halk), içersinde gazeteyi kapatmış ve Avrupa’ya kaçmıştır. meclis-i ayan (senato), meclis-i Tercüman-ı Hakikat Gazetesi: Halkın anladığı dilde yazıları umumi (millet meclisi), mutlakıyet. içeren, bu nedenle halka okumak zevkini aşılayan Tercüman-ı Hakikat François GEORGEON, Yasak Kelimeler, gazetesini 25 Haziran 1878'de Ahmet Mithat Efendi çıkarmıştır. Bu s.192 - 193 gazete gericiliğe ve tutuculuğa savaş açmıştır. Daha sonraları Ağaoğlu Ahmet’inde sert yazılar yazdığı gazete, devamlı suretle ittihatçılarla yapılan tartışmaların yayın aracı olmuştur. Balkan Harbi'nden sonra Ahmet Mithat'ın ölümü üzerine gazete Cumhuriyet’in ilk yıllarına kadar yayınlarını sürdürmüş, daha sonra kapanmıştır. İkdam Gazetesi: II. Abdülhamit’in istibdat döneminde yayın hayatına giren, daha sonraları II. Meşrutiyet döneminin en önemli yayın organlarından biri olan İkdam gazetesi Ahmet Cevdet tarafından çıkarılmıştır. O dönemde mevcut diğer gazetelere nazaran İkdam gazetesinin en önemli üstünlüğü haber ve yazı zenginliğinden ziyade, imtiyaz sahibi ve başyazarının gazetecilikten yetişmiş, kudretli bir kalem sahibi oluşudur. BİLGİ NOTU BİLGİ NOTU II. Abdulhamit Döneminde Yurt Dışındaki Jöntürk Gazeteleri İstibdat döneminde yurt dışında yayınlanan gazetelerin en önemlilerinden bazıları şunlardır: Meşveret Gazetesi: Ahmet Rıza tarafından 3 aralık 1895’te Paris’te Türkçe ve Fransızca olarak yayınlanmıştır. Mizan Gazetesi: 21 Ağustos 1886’da haftalık mizan gazetesi çıkarılmıştır, bu gazeteyi Mizancı Murat adıyla anılan Murat Bey çıkarmıştır. Gazetede iç ve dış politika konularına, ekonomi, eğitim, maliye ile ilgili çeşitli problemlerin çözümüne yer verilmiştir. Osmanlı Gazetesi: Mehmed Murat’ın Mizan Gazetesi 1897’de Cenevre’de kapatıldıktan sonra, İttihat ve Terakki Cemiyetinin ilk kurucularından olan İshak Sukuti ile Dr. Abdullah Cevdet, 1 Aralık 1897’de Osmanlı adıyla Türkçe ve Fransızca olmak üzere bir gazete yayımlamıştır. Şurayı Ümmet Gazetesi: Paris’te Türkçe basılan bu gazeteyi çıkaran Ahmet Rıza’dır. Hıfzı TOPUZ, II. Mahmut’tan Holdinglere Türk Basın Tarihi, s. 80 - 90 (Özetlenmiştir.) 184 2.1877-1878 OSMANLI-RUS SAVAŞI (93 HARBİ) Osmanlı Devleti’nin Rusya ile yaptığı 18771878 Savaşı’na niçin ‘93 Harbi’denilmiştir? ? İstanbul Tersane Konferansı’ndan Sırbistan ve Karadağ’ın topraklarının genişletilmesi Bosna, Hersek ve Bulgaristan’da özerk yönetimler kurulması kararı çıkmıştı. Osmanlı Devleti bu kararları kabul etmeyince bu kez Londra’da bir konferans daha düzenlendi. Avusturya, Almanya, İngiltere, Rusya ve İtalya’nın katıldığı bu konferansta “Osmanlı Devleti, Hristiyan halk için söz verdiği reformları yerine getirecek, protokolü imzalayan devletlerin elçileri, reformları denetleyecektir.” kararı çıktı. Osmanlı Devleti, katılmadığı bu konferansın onur kırıcı isteklerini kabul etmeyince Rusya, Osmanlı Devleti’ne savaş açtı ve Besarabya bölgesine girdi. Diğer taraftan da Kafkaslardan saldırıya geçti. Osmanlı Devleti Ruslarla iki cephede birden savaşmak zorunda kaldı. İngiltere ilk kez bu savaş sırasında Ganimetleri Bölüşmeye Hazırlanan Rusya’ya karşı Osmanlı toprak bütünlüğünü Avrupalı Güçler (Avrupa Basını) koruma politikasından vazgeçti. OsmanlıAlmanya yakınlaşmasından rahatsız olan Yukarıda yer alan karikatürü inceleyerek düşünce- İngiltere Rusya’ya; Süveyş Kanalı’na dokunmadığı, Boğazlarla ilgili statünün lerinizi belirtiniz. bozulmadığı takdirde savaşta tarafsız kalacağını bildirdi. Ruslar, Balkanlarda Tuna’yı geçerek Rusçuk ve Niğbolu’yu aldılar. Rus ilerleyişi Plevne’de Gazi Osman Paşa tarafından durduruldu. Ruslar Plevne’yi saldırı ile alamayınca kuşatma altına aldılar. Kuşatmaya dört ay dayanabilen Osman Paşa, Ruslara teslim olmak zorunda kaldı. Bu sırada Ruslar tarafından silahlandırılan Bulgarlar, Müslümanlara karşı büyük bir katliama giriştiler. Sırplar ve Karadağlılar da bu savaşa katıldılar. Rus orduları Sofya ve Edirne’yi alıp Çatalca’ya kadar ilerlediler. Kafkas cephesinde Osmanlı ordusunun başında Gazi Ahmet Muhtar Paşa bulunuyordu. Osmanlı ordusu ilk zamanlarda başarılı olduysa da Ruslar daha sonra Kars ve Ardahan’ı ele geçirip Erzurum’a kadar ilerlediler. Rus ilerleyişi Aziziye tabyalarında durduruldu. NENE HATUN 7 Kasım 1877 gününün gece yarısında, bölge halkından olan Osmanlı vatandaşı Ermeni çeteleri Erzurum’un Aziziye Tabyası’na girerek tabyayı koruyan Türk askerlerini öldürdüler. Arkadan gelen Rus askerleri, hiçbir mukavemetle karşılaşmaksızın tabyayı ele geçirdiler. Baskından yaralı olarak kurtulmayı başaran bir er, şehir merkezine ulaşıp kara haberi Erzurumlulara ulaştırdı. Sabah ezanından hemen sonra minarelerden şehir halkına duyuru yapıldı. “Moskof askeri Aziziye Tabyası’nı ele geçirdi.” Bu haber, Erzurum halkı tarafından, vatan savunması için emir Nene Hatun telakki edildi. Silahı olan silahını, olmayanlar; balta, tırpan, kazma, kürek, sopa ve taşları ellerine alarak Tabya’ya doğru koşmaya başladı. Kadın erkek tüm Erzurum halkı yollara dökülmüştü. Koşanlar arasında, erkeği cephede çarpışan bir taze gelin de vardı. Ağabeyi bir gün önce cepheden yaralı olarak gelmiş ve kollarında can vermişti. Üç aylık bebeğini emzirmiş, “Seni bana Allah verdi. Ben de ona emanet ediyorum.” diyerek vedalaştıktan sonra birkaç saat önce ölen 185 ağabeyinin kasaturasını ve et satırını alarak sokağa fırladı. Nene Hatun, elindeki et satırını düşman askerlerinin kafalarına yıldırım gibi indiriyordu. Bir yandan da: "Vurun gardaşlarım, vurun bacılarım, aman vermeyin!" diye haykıran Nene Hatun’un bu kahramanlığını gören Erzurumlular coştu. Aziziye Tabyası’ndaki düşman bütünüyle imha edildi ve tabya düşmandan geri alındı. Mehmed Arif, Başımıza Gelenler’den düzenlenmiştir. Yukarıdaki metinden hareketle vatan savunmasında Türk kadınının önemini tartışınız. Osmanlı Devleti’nde ilk defa, bu savaş sırasında Ruslar tarafından kışkırtılan, Ermeniler de isyan ettiler. Ermeni çeteleri Rus orduları ile birlikte hareket ederek Türk askerinin iki ateş arasında kalmasına neden oldular. Bu gelişmeler üzerine Osmanlı Devleti Rusya’ya ateşkes önerisinde bulundu. Osmanlı Devleti ile Rusya arasında Ayastefanos (Yeşilköy) Antlaşması yapıldı (3 Mart 1878). Bu antlaşmaya göre: Ü Büyük bir Bulgaristan Krallığı kurulacaktı. Ü Sırbistan, Karadağ ve Romanya bağımsız olacaktı. Ü Kars, Ardahan, Batum, Doğubeyazıt Rusya’ya bırakılacaktı. Ü Bosna Hersek’e özerklik verilecekti. Ü Osmanlı Devleti Rusya’ya savaş tazminatı ödeyecekti. Ü Girit ve Ermenilerin bulunduğu yerlerde ıslahatlar yapılacaktı. Doğu Anadolu’da bir Ermeni devleti kurdurup bölgede nüfuz sahibi olmak isteyen Rusya, Ayastefanos Antlaşması’nın 16. maddesine, Ermeniler lehine madde koydurarak Ermeni sorununu ilk defa uluslararası bir belgeye yansıttı. Rusya, ıslahatların yapılıp yapılmadığını bahane ederek Osmanlı’nın iç işlerine karışma fırsatı elde etti. Böylece Kafkaslar ve Doğu Anadolu toprakları üzerinden Akdeniz’e inebileceği yeni planını uygulayabilecekti. 93 Harbi sırasında hem Kafkaslardaki Rus ve Ermenilerin zulümleri hem de Balkanlardaki Bulgar ve Rus askerlerinin saldırıları bu bölgelerden Anadolu’ya bir milyon Türk’ün göç etmesine yol açtı. Böylece ilk kez Balkanlardan Anadolu’ya geri göçler başlamış oldu. a. Berlin Kongresi ve Sonrası Berlin Konferansını Gösteren Temsilî Resim Rusya’nın Balkanlarda güçlenmesinden rahatsız olan İngiltere’nin başını çektiği Avrupa devletleri antlaşma şartlarının yeniden gözden geçirilmesi için Berlin’de bir konferans düzenlediler. Almanya ve Avusturya da Rusya’nın Balkanlarda güçlenmesine karşıydı. Çünkü bu antlaşma ile Rusya Panslavizm politikasını büyük ölçüde gerçekleştirip Balkanlarda Avusturya aleyhine söz sahibi oluyordu. Berlin Konferansı’na Osmanlı Devleti, Rusya, Avusturya, Fransa, İtalya ve Almanya katıldı. İngiltere, Osmanlı Devleti’nden Ayastefanos Antlaşması’nın şartlarının hafifletilmesi karşılığı Kıbrıs’ın 186 EGE DENİZİ Y U N A N İ S TA N K E RS HE KARADENİZ Dobruca yönetiminin kendisine verilmesini istedi. RUSYA İngiltere’nin Kıbrıs’ı işgal etme tehdidi üzerine Osmanlı Devleti bu durumu kabul etti. AV U S T U RYA-M A C A R İ S TA N Yapılan görüşmeler sonucunda Ayastefanos BOĞDAN Antlaşması’nı ortadan kaldıran Berlin A Antlaşması imzalandı. Bu antlaşmaya göre: Y N Belgrad Ü Bulgaristan üçe ayrılarak asıl BulgaA EFLÂK BOSNA M O ristan’ın Osmanlı Devleti’ne bağlı bir prenslik Bükreş R Saraybosna olması, Doğu Rumeli’nin özerk olması ve SIRBİSTAN Plevne İ Makedonya ’nın ıslahat şartı ile Osmanlı SLİĞ REN R A P Devleti’ne bırakıl-ması kararlaştırıldı. G L İ L U KARADAĞ B UME U R Ü Sırbistan, Karadağ ve Romanya bağımsız Kırklareli DOĞ olacaktı. Edirne İstanbul OS MAKEDONYA Ü Kars, Ardahan, Batum Rusya’ya; DoğuKavala M Dedeağaç A NL beyazıt Osmanlı Devleti’ne bırakılacaktı. Selanik ID EV Ü Bosna Hersek Osmanlı toprağı sayılacak LE Epir Tİ ancak yönetimi, geçici olarak Avusturya’ya Teselya bırakılacaktı. Ü Girit ve Ermenilerin oturdukları yerde ıslaAtina hatlar yapılacaktı. Ayastefanos Antlaşması’nın Ermenilerle ilgili 16. maddesi Berlin Antlaşması’nın 61. maddesi olarak yer aldı. Böylece Ermeni meselesi dünya kamuoyuna ve uluslararası antlaşmalara girerek GİRİT Avrupa devletlerinin Türk-Ermeni ilişkilerinde A K D E N İ Z müdahale hakkı doğmuş oldu. İmtiyazlı Osmanlı Vilayetleri 0 150 300 Km Osmanlı Devleti Toprakları Berlin Antlaşması’ndan sonra Osmanlı Padişahı II. Abdülhamit ıslahat çalışmalarını Berlin Antlaşması’ndan Sonra Osmanlı Devleti’nin Batı Sınırları askıya aldı. Avrupa devletleri Babıali’ye nota vererek 61. maddenin gereğinin yapılmasını istediler. Bundan sonra Ermeni sorununda yeni bir dönem başlamış oldu. Edindiğiniz bilgilere göre Ayastefanos Antlaşması ile Berlin Antlaşması’nın farklı yönlerini aşağıdaki tabloya yazınız. Ayastefanos Antlaşması Berlin Antlaşması b. Ermeni Meselesinin Ortaya Çıkışı Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan itibaren Ermeniler ile Türkler iç içe yaşıyorlardı. 1326’da Bursa’yı fetheden Orhan Bey Ermenilerin Bizans zulmünden kurtulmaları için ruhani merkezlerini Kütahya’dan Bursa’ya taşıttı. Onların ayrı bir cemaat olarak örgütlenmelerine izin verdi. İstanbul’un fethinden sonra da Fatih Sultan Mehmet Bursa’daki dinî Ermeni liderini İstanbul’a getirterek Ermeni Patrikhanesini kurdurdu. Çıkardığı bir fermanla da dinlerini yaşamalarını ve ibadetlerini serbestçe yapmalarını güvence altına aldı. Daha sonraki dönemde Yavuz Sultan Selim, Kudüs Gregoryen Ermeni patriğine bir ferman vererek tanıdığı ayrıcalıkları belirledi. Fatih ile başlayan bu uygulama XIX. yüzyıla kadar devam etti. Osmanlı millet sistemi içinde Gregoryen milleti olarak bilinen Ermeniler XIX. yüzyıl başlarında Milletisadıka olarak adlandırılıyordu. Müslüman Türkler ile iç içe yaşadıkları için Türk kültürünün etkisinde kalmışlar Türkçe konuşuyor hatta ayinlerini bile Türkçe yapıyorlardı. Osmanlı Devleti’nde önemli görevlere getirilmişler, bakanlık ve elçilik yapanlar bile olmuştu. Özellikle büyük şehirlerde 187 yaşayan Ermeniler ticaret, sanat, sarraflık ve bankerlik ile uğraşarak zengin olmuşlardı. Türk halkının durumu ise tam tersiydi. Eli silah tutanlar cepheden cepheye koşarken geride kalanlar kadın, çocuk, malul, gazi ve yaşlılardı. Zor şatlarda hayatlarını devam ettiriyorlardı. Ermeniler Osmanlı topraklarında dağınık olarak yaşamış belli bir bölgede toplanmamışlardı.En kalabalık olduklarını söyledikleri Doğu Anadolu ve Çukurova’da dahi Ermeni nüfus oranı %20’ye ulaşamamıştı. Ermenilerin Kışkırtılması ve Örgütlenmeleri Osmanlı yönetiminde yaşayan Ermeniler Fransız İhtilali’nden etkilenmemişlerdi. Bu durum Rusya’nın uğraşları sonucunda değişti. Rusya, XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Kafkaslardan Akdeniz’e ulaşabilmek için Doğu Osmanlı Devleti’nde Ermeni Mahallesi ve Ermenileri Gösteren Fotoğraf Anadolu’da yaşayan Ermenileri kışkırtmaya başladı. Rus propagandası Ermeniler üzerinde kısa zamanda etkisini gösterdi. 1860’tan itibaren ilk örgütler Ermeni yardım dernekleri adıyla ortaya çıktı. 1887’de Ermeni ayaklanmalarını örgütlemek için İsviçre’de Hınçak Cemiyeti ve 1889’da Rusya’da Taşnak Ermeni Cemiyeti kuruldu. Osmanlı Devleti’ne karşı teşkilatlanan Ermeniler Ermenileri ilk kez kimler, niçin kışkırtilk kez 1877 - 1878 Osmanlı - Rus Savaşı’nda isyan mıştır? ettiler ve Rus ordusu ile birlikte hareket ettiler. Bu savaşta Rusya ve Ermeni komiteleri Doğu Anadolu’da bir Ermeni devleti kurulmasını sağlamak için bölge Ermenilerini kışkırttılar. 93 Harbinin sonunda imzalanan Ayastefanos Antlaşması’nın 16. Berlin Antlaşması’nın 61. maddelerinde yer alan “Doğu Anadolu’da Ermenilerin yaşadıkları bölgelerde ıslahat yapılacaktır.” ibareleri ile Ermeni meselesi uluslararası antlaşmalara girmiş oldu. Berlin Kongresi’ne Ermeni Kilisesi de bir heyet göndermişti. Bu heyet kongreye Erzurum, Van ve Diyarbakır’da 1.330.000 Ermeni bulunduğunu Türklerin ise sayılarının 729.000 olduğunu gösteren bir rapor sundular. Bu bölgenin bağımsız bir Ermeni eyaleti olmasını istediler. Ancak sahte nüfus belgeleri ile yapmak istediklerini İngiliz Hariciye Nazırı Lord Salisbury bozdu. Bölgede hiçbir zaman Ermeni nüfusun çoğunluk olmadığını ve dağınık yaşadıklarını açıkladı. İngiltere’nin ağırlığını koyması sonucunda Ermeni istekleri kabul görmedi. İngiltere’nin Berlin Kongresi’ndeki bu tavrı Rusya’nın Ermenileri kullanarak Doğu Anadolu üzerinden Akdeniz’e inmelerine engel olmak içindi. Bundan sonra İngiltere Rusya’ya bağlı bir Ermenistan yerine bağımsız Ermenistan devletinin kurulmasını sağlayarak bölgedeki nüfuzunu artırmaya çalıştı. Böylece Ermeni meselesini körükleyen ikinci devlet İngiltere oldu. Bu amaçla Doğu Anadolu’da konsolosluklar açarak bölgeye Protestan misyonerler gönderdi. Fransa da İngiltere ile birlikte Ermenileri Van Ayaklanması Sırasında Taşnak Cemiyetinden Bir Grup Ermeni destekleyen politika izledi. ? Ermenilerin Çıkardığı Olaylar Ermenilerin faaliyetleri büyük ölçüde Doğu Anadolu’da yoğunlaşmıştı. Dinî merkezleri olan Aktamar bu bölgede idi. Ayrıca Erivan’a yakın ve Rusya’ya komşu olduğundan uygun bir konumdaydı. Osmanlı Devleti Berlin Antlaşması’nın öngördüğü ıslahat çalışmalarını yaparken İngiltere, Fransa, Rusya ve Avusturya sürekli müdahalelerde bulundular. Ermeni komiteleri de Avrupa devletlerinin dikkatini daha fazla çekmek için olaylar çıkardılar. Ermeni komiteleri ilk defa 1890’da Erzurum ve Adana’da isyan çıkardılar. 1893’te Merzifon’da 188 güvenlik kuvvetlerine ateş açarak yirmi beş askerimizi öldürdüler. Yine 1894’te İstanbul’da bir yürüyüş yaptılar. Osmanlı hükûmetinin bulunduğu Babıali’ye baskın düzenlediler. Ermeni olaylarının en şiddetlisi Sason’da meydana geldi (1894). Buradaki Ermeni halk devlete vergi vermemeye ve Müslümanları yok etmeye çağrıldı. İsyanın büyümesi üzerine Osmanlı Devleti bölgeye asker sevk ederek isyanı bastırdı. Yine Ermenilerce Kayseri, Yozgat, Çorum, Zeytun ve Kahramanmaraş’ta ayaklanmalar çıkartıldı. 1896’da İstanbul Beyoğlu’ndaki Osmanlı Bankası’nı ele geçirip olay çıkardılar. Osmanlı padişahı II. Abdülhamit’e suikast düzenlediler. Ermeni terör örgütlerinin isyanları ülke geneline yayma nedenleri neler olabilir? ? Amasya’da Ermenilerden Alınan Silahlar Osmanlı Devleti’nin isyanları bastırma çabaları, Avrupa’ya “Ermeniler katlediliyor.” diye duyuruldu. Hatta Avrupa’dan bir heyet Anadolu’ya gelerek incelemelerde bulundu. Ermeniler katlediliyor, haberinin asılsızlığı ortaya çıktı. Yukarıdaki ifadelerden hareketle ülkeler arası ilişkilerde propagandanın önemi ile ilgili neler söylenebilir? ? Böyle olmasına rağmen Avrupa devletleri Berlin Antlaşması’nın 61. maddesine dayanarak Osmanlı Devleti’ne baskılarını artırdılar. Almanya ve Avusturya da İngiltere, Fransa ve Rusya ile birlikte hareket ederek Osmanlı Devleti’nin karşısında yer aldı. Bu devletler Osmanlı Devleti’nin dağılacağını düşünerek mirastan pay alma yarışına girmişlerdi. Osmanlı Devleti, Avrupa devletlerinin ısrar ettikleri ıslahatları gerçekleştirmek için bir kararname çıkardı (1895). İngiltere, Fransa ve Rusya ıslahatların uygulanmasında gözlemci olmak istediler. Ancak II. Abdülhamit bu durumu kabul etmedi ve ıslahatları müdahalesiz uygulamaya koydu. Yapılan ıslahatlardan kısa sürede sonuç alınması zordu. Ermenilerin amaçları ıslahat değil Osmanlı Devleti’nden ayrılmaktı. Ülkenin her tarafına dağılmış bulunan azınlıklara ait okullar Ermeni çetelerinin cephane deposu ve sığınağı durumunda idi. İsyancı Ermenilerin terör eylemleri devam etti. Hatta isyana katılmayan Ermenileri dahi öldürdüler. Ermeniler 1909’te Adana ve Dörtyol’da Müslümanlara saldırarak katliamlar başlattılar. İsyanın elebaşısı Ermeni piskoposu Museg, Osmanlı Devleti’nin isyanı bastırması üzerine Mısır’a kaçtı. Avrupa kamuoyunda yeniden Türkler aleyhine tepkiler başladı. Osmanlı hükûmetindeki İttihat ve Terakki yönetimi Rusya’yla yapılacak ıslahatları kapsayan bir antlaşma yaptı (1909). Bu antlaşmaya göre Rusya, yeniden Ermenilerle ilgili ıslahatların yapılmasında tek başına söz sahibi oluyordu. Avrupa devletlerinin Rusya’yı bu konuda serbest bırakmalarının sebebi ise açıktı. Rusya, Osmanlı ile ıslahatları görüşürken onlar da Osmanlı topraklarının paylaşılması konusunda görüşüyorlardı. Yaptıkları paylaşıma göre İngiltere’nin Ermenileri destekle- Doğu ve Kuzeydoğu Anadolu’yu Rusya’nın payına mesinin nedenleri nedir? bırakmışlardı. ? c. Kıbrıs’ın İngiltere Yönetimine Bırakılması Osmanlı Devleti Ayastefanos Antlaşması ile Balkan topraklarının büyük bölümünü kaybetmişti. Rusya’nın Balkanlarda güçlenmesi İngiltere’yi rahatsız etmiş ve Kıbrıs’ın yönetiminin kendisine verilmesi karşılığında Ayastefanos Antlaşması’nın maddelerinin hafifleteceği vaadinde bulunmuştu. Osmanlı Devleti İngiltere’nin Kıbrıs’ı işgal etme tehdidi karşısında durumu kabul etti ve İngilizlerle 4 Haziran 1878’de bir antlaşma yaptı. Bu antlaşmaya göre: Ü Kıbrıs yasal olarak Osmanlı Devleti’nin olacak Türk bayrağı çekilmek kaydıyla yönetimi İngiltere’ye bırakılacaktı. Ü Rusya işgal ettiği Kars, Ardahan ve Batum’dan çekilirse İngiltere adanın yönetimini Osmanlı Devleti’ne geri verecekti. Böylece Kıbrıs’a yerleşen İngiltere I. Dünya Savaşı sürerken adayı resmen topraklarına kattığını açıkladı. Bundan sonra Kıbrıs’a Rumları yerleştiren İngilizler Türkiye ile Yunanistan arasında günümüzde de süren anlaşmazlıklara zemin hazırladılar. 189 d.Tunus’un Fransızlar Tarafından İşgali Fransa 1830 yılında Cezayir’i işgal etmişti. Cezayir Tunus ile sınır anlaşmazlığı yaşıyordu. Fransa’dan Alsas Loren’i ele geçiren Almanya ile gözünü Mısır’a diken İngiltere, Berlin Kongresi kulislerinde Tunus’un Fransa’ya verilmesini kararlaştırdılar. Fransa, Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu bunalımdan faydalanarak 1881’de Tunus’u işgal etti. e. Mısır’ın İngilizler Tarafından İşgali Süveyş Kanalı’nın Açılmasının İngiltere Politikasına Yansımaları Mısır hidivi (vali), İsmail Paşa’nın gayretleri ve Fransa’nın desteğiyle 1869’da Kızıldeniz ile Akdeniz’i birleştiren Süveyş Kanalı açıldı. Böylece coğrafi keşiflerle önemini yitiren Mısır ve Akdeniz ticareti yeniden canlandı. Berlin Konferansı sırasında Osmanlı çıkarlarını destekleme karşılığı Kıbrıs’ın yönetimi İngiltere’ye bırakıldı (1878). İngiltere böylece Süveyş Kanalı’nı kontrol etme imkânını elde etti. İngiltere kanalın açılmasıyla önemi daha da artan Mısır’ı işgal etti (1882). Böylece Uzak Doğu’daki sömürgelerine giden yolların tam güvenliğini sağlayabilecekti. Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı’na girmesi ile İngiltere, Kıbrıs’ı topraklarına kattığını açıkladı (1914). Bu sayede Akdeniz ve Mısır’daki egemenliğini pekiştirdiği gibi petrolün değerinin anlaşılmasıyla ulaşmak istediği Orta Doğu’ya giden deniz yolunun denetimini de sağlayabilecekti. Yukarıdaki açıklamaları dikkate alarak Süveyş Kanalı’nın açılması İngiltere’nin Osmanlı Devleti’ne karşı izlediği politikaları nasıl etkilemiştir? Tartışınız. Süveyş Kanalı’nın açılması Akdeniz limanlarının yeniden canlanmasına yol açarken Mısır’ın stratejik önemini de arttırmıştı. İngiltere ve Fransa siyasi ve ekonomik yönden önem kazanan Mısır’ı ele geçirmek için rekabete girdiler. Bu dönemde aşırı harcamalar nedeniyle Mısır, İngiltere ve Fransa’ya borçlanmıştı. Mısır maliyesi borçlarını ödeyemez duruma geldi. Alacaklı devletler Mısır’ın iç işlerine karışmaya başladılar. Hatta İngiltere alacaklarına karşılık Süveyş Kanalı’nın hisselerinin büyük bölümüne el koydu. Mısır halkı yabancı müdahaleler karşısında Ahmet Arabî Paşa önderliğinde ayaklandı. İç kargaşa sürerken İngiltere Süveyş Kanalı hisselerini koruma gerekçesini öne sürerek Mısır’ı işgal etti (1882). Osmanlı Devleti Mısır’da İngiltere ile birlikte yüksek komiser bulundurmak şartı ile bu durumu da kabul etti (1885). 3. II. MEŞRUTİYET VE SİYASİ GELİŞMELER a. II. Meşrutiyet’in İlanı Kanunuesasi, Osmanlı padişahına olağanüstü bir durumla karşılaşırsa meclisi kapatma yetkisi vermişti. II. Abdülhamit 93 Harbini öne sürerek meclisi 14 Şubat 1878’de kapatmıştı. Bu karar Jön Türkler tarafından keyfî olarak nitelendirildi. Meşrutiyet yanlısı aydınlar harekete geçerek İttihat ve Terakki (Birleşme ve İlerleme) Cemiyeti’ni kurdular (1889). Bu cemiyetin amacı anayasayı yürürlüğe koydurarak Mebusan Meclisi’ni açtırıp yeniden meşrutiyet yönetimine geçişi sağlamaktı. Bu cemiyetin çatısı altında toplanan aydınlar II. Abdülhamit yönetimine karşı harekete geçtiler. İçte bu gelişmeler yaşanırken dışta da Rus çarı İstanbul’da II. Meşrutiyet’in İlanı’nı Kutlayan Halkı Gösteren Temsilî Resim ile İngiltere kralı Reval görüşmesini yaptılar (1908). Reval görüşmesinde Makedonya meselesi, Boğazların durumu ve Osmanlı yönetimindeki Hristiyanlar için yapılacak ıslahatlar gündeme geldi. Bu olay Osmanlı Devleti’nde duyulunca İttihat ve Terakki yöneticileri “Ülke elden gidiyor.” düşüncesi ile harekete geçtiler. Cemiyete bağlı subaylardan Kolağası Niyazi Bey’in Resne’de, Enver Bey’in Selanik’te birlikleri ile başlattıkları isyan kısa sürede yayıldı. Osmanlı Devleti bu isyanı bastıramadı. II. Abdülhamit ayaklanmanın bütün ülkeye yayılmasından çekinerek anayasayı yeniden yürürlüğe koyup II. Meşrutiyeti ilan etti (24 Temmuz 1908). 190 II. Meşrutiyet’in ilanını sağlayan iç ve dış nedenleri aşağıdaki tabloya yazınız. II. Meşrutiyet’in İlanı İç Neden Dış Neden II. Meşrutiyet’in ilanı coşkuyla karşılandı. Memlekette büyük bir hürriyet ortamı oluştu. Birçok gazete ve dergi çıkarıldı. Ancak ülkede iç karışıklıkların önü alınamadı. Devlet siyasi, idari ve ekonomik bakımdan güç durumdaydı. Aşağıdaki tabloda Osmanlı Devleti’nden günümüze demokratikleşme aşamaları görülmektedir. OSMANLI’DAN CUMHURİYET’İN İLANINA KADAR DEMOKRATİKLEŞME AŞAMALARI 1808 SENEDİİTTİFAK 1839 TANZİMAT FERMANI’NIN İLANI VE HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ İLKESİNİN GETİRİLMESİ 1856 ISLAHAT FERMANI İLE AZINLIK HAKLARININ GENİŞLETİLMESİ 1876 I. MEŞRUTİYET’İN İLANI, ÂYAN VE MEBUSAN MECLİSİ’NİN AÇILIŞI, KANUNUESASİ İLE ANAYASAL SİSTEME GEÇİŞ 1908 II. MEŞRUTİYETİN İLANI VE ÇOK PARTİLİ SİSTEME GEÇİŞ 1923 CUMHURİYETİN İLANI II. Meşrutiyet’in ilanını takip eden dönemde Osmanlı Devleti’nin iç karışıklığından ve güçsüzlüğünden faydalanan Bulgaristan, bağımsızlığını ilan etti. Avusturya - Macaristan, Bosna Hersek’i topraklarına kattığını açıkladı. Girit, Osmanlı Devleti’nden ayrılarak Yunanistan’a bağlanma kararı aldı (1908). Gayrimüslimlerin Osmanlı’dan ayrıldığı bu süreçte Türkçülük politikası güçlendi. BİLGİ NOTU b. 31 Mart Olayı II. Meşrutiyetin İlanından sonra seçimler yapılmış Mebusan Meclisi yeniden açılmıştı. Yeni mecliste farklı görüşteki siyasi partiler yer aldı. Bunlardan en güçlü olan İttihat ve Terakki Fırkasıydı. Hükûmet işlerine müdahale edecek güce ulaşmıştı. Bir yanda Balkanlardaki siyasi bunalımlar sürerken içteki karışıklıklar da önlenememişti. Muhafazakârların oluşturduğu Ahrar Cemiyeti İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne karşı sert eleştirilerde bulundu. Volkan gazetesi başyazarı Derviş Vahdet ile Serbesti gazetesi başyazarı Hasan Fehmi İttihat ve Terakki aleyhine yazılar yazdılar. Yazıları nedeniyle Hasan Fehmi öldürüldü. Bu olayı bahane edenler çeşitli gösterilere başladılar. İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin tedbir olarak daha önce Selanik’ten getirmiş olduğu avcı taburları içindeki bazı disiplinsiz gruplar da içeriden ve dışarıdan tahrik edilerek sokaklara döküldüler. (13 Nisan 1909). Avcı taburlarından bir grup meşrutiyet yönetimine karşı oldukları için Mebusan Meclisi’nin kapısına gelip ateş etmeye başladılar. İsyancılar, genç subayları gazetecileri ve bazı İttihat ve Terakki Fırkası taraftarlarını öldürdüler. Hükûmet isyan karşısında etkisiz kalınca tepkiler üzerine görevinden ayrıldı. İsyan Selanik’te duyulunca İttihat ve Terakki Fırkası Mahmut Şevket Paşa’nın komutasındaki hareket ordusunu İstanbul’a gönderdi. Bu orduya komuta eden subaylar arasında Mustafa Kemal de bulunuyordu. Hareket ordusu kısa sürede duruma hâkim olarak isyanı bastırdı. Rumi takvime göre 31 Mart gününe rastlayan bu isyan tarihimizde 31 Mart Vakası olarak adlandırıldı. 31 Mart olayıyla fırsatı değerlendiren İttihat ve Terakki liderleri II. Abdülhamit’i tahttan indirmek için harekete geçtiler. Meclis toplanarak II. Abdülhamit’in tahttan indirilmesine ve yerine kardeşi V. Mehmet Reşat’ın geçirilmesine karar verdi. Ayrıca Mebusan 31 Mart Olayı’nın sonunda yaşanan Meclisi, Kanunuesasi’nin bazı maddelerini de gelişmeler nelerdir? değiştirdi. ? 191 II. Meşrutiyet’ten Sonra 1909’da Getirilen Yenilikler Basın üzerindeki sansür kaldırıldı. Ü Padişahın sürgün yetkisi elinden alındı. Ü Hükûmet, padişaha karşı değil meclise karşı sorumlu hâle getirildi. Ü İttihat ve Terakki, Hürriyet ve İtilaf ve Ahrar fırkaları kurularak çok partili yaşama geçildi. Ü Padişahın veto hakkı sınırlandırıldı. Ü ?? II. Meşrutiyet’ten sonra getirilen yeniliklerin demokratik hayata katkıları neler olabilir? II. Meşrutiyet’te Hareket Ordusu Bakırköy Önlerinde Yaşanan süreçte bütün güç ve iktidar İttihat ve Terakki Partisi’nin eline geçti. Bu dönemde OsmanlıAlmanya yakınlaşması daha da arttı. Almanya, Osmanlı toprak bütünlüğünden yana görünerek gerçekte Osmanlı’nın topraklarını ham madde kaynağı ve pazar olarak görüyordu. Ayrıca Osmanlı’yı kullanarak İngiltere’nin Mısır üzerinden Uzak Doğu’daki sömürgelerine giden yolları da denetleyebilecekti. İttihat ve Terakki yöneticilerinin izledikleri yanlış politikalar, Osmanlı Devleti’ni I. Dünya Savaşı’na götüren gelişmelere neden oldu. II. WİLLHELM VE ALMAN POLİTİKASI 1888’de İmparator olan II. Willhelm, Bismarck’ın aksine bir dünya politikası izlemeye başlamıştı. Bu politika çerçevesi içinde Osmanlı Devleti ile yakın ilişkiler kurdu. Amacı, Osmanlı Devleti’nin Kızıldeniz ve Hint Okyanusu’na kadar uzanan toprakları ile İngiltere’nin sömürge imparatorluğunun yolunu kesmekti. Bunun için de Berlin - Bağdat demiryolu projesini ortaya atmıştı. Berlin’den başlayarak Boğazları geçen ve Bağdat’a kadar uzanan bir demiryolu yaparak (3 B projesi) Basra Körfezi’ne çıkmak istemiştir. Bu proje İngiltere’yi endişelendirmiştir. Almanya’nın bu yeni politikası Osmanlı Devleti ile Almanya arasındaki ilişkileri geliştirerek denge politikası içinde Osmanlı Devleti’nin yeni bir dayanak bulmasını sağlamış ise de I. Dünya Savaşı her iki imparatorluğun sonunu getirmiştir. Fahir ARMAOĞLU, 20.Yüzyıl Siyasi Tarihi, s. 47 (Özetlenmiştir.) Almanya’nın Osmanlı Devleti’ne yaklaşmasının sebebi nedir? 192 Alman İmparatoru II. Willhelm Seçmeli Tarih Bazı Aydınlarımızın Gözüyle II. Meşrutiyet Dönemi MEŞRUTİYET BAYRAMI Ey muhterem Osmanlılar! Bu kutsal günü bütün varlığımızla alkışlayalım. Bugün otuz iki yıldan beri yokluğa ve yıkıma mahkûm olan mazlum milletimiz, ilahi irade ile baskı zincirlerini parçalayıp hürriyete kavuşarak millî egemenliği kurdu. Sürekli bir gerileme içerisinde felakete düşen Osmanlılar, bugün dünya milletlerinin gözünde en büyük kavimlere yakışır şekilde kararlılıkla adalet meşalesini yaktı. Osmanlılar şan ve şeref alanında bütün milletleri geride bırakarak dünyayı kendilerine hayran ettiler. Yaşasın Millet! Yaşasın Meşrutiyet! İmzasız Kehkeşan, C 1, Nu.: 1 (10 Temmuz 1325 Cuma), s.1 Bir Senelik İnkılap - Ne Yaptık Ne Yapmadık? Hayatı meşrutiyetimizin ilk bebeklik yılını tamamladık. Bir yıllık çalışmamızın sonuçları nelerdir? Buna cevap vermeden vicdanımızı dinlemek zorundayız. Görünürde değişen bir şey yok. Halkın şikâyet ve sitemleri devam ediyor. Lakin azıcık insaf! Bütün dünyayı birden mutlu etmek mümkün mü? Ziraatla uğraşan halkın fakirliği ve halkın eğitim seviyesinin düşüklüğü hâlâ devam ediyor. Zaten ziraatla uğraşan halkın durumu tüm ülkelerde aynıdır. Tarım kesimine yönelik vergilerin çiftçi lehine düzenlenmesi ve tarımın geliştirilmesi aynı zamanda ülkenin kalkınmasına hizmet edecektir. Ekonominin temeli olan ziraatın gelişmesi için sulama kanalları, kara ve demir yolları inşa edilmelidir. Deniz taşımacılığının geliştirilmesi ve elektrik üretilmesi gerekmektedir. Bütün bunları yapabilmek için fabrika ve imalathane açmamız lazımdır. Sanayi tesisleri için alanlarında yetişmiş teknisyen, mühendis, fabrikatör ve çeşitli elamanlara ihtiyaç vardır. Toplumumuzun eğitim seviyesinin düşüklüğü ve yetişmiş eleman olmayışı ekonomik kalkınmayı olumsuz etkilemektedir. Şu bir yıllık hürriyetimiz dönemindeki en büyük gelişme, bizi geride bırakan bürokratik anlayışa vurulan darbedir. Artık ülkede herkes devlet hazinesine yük olmaktan nefret ediyor. Maddi ve manevi yeteneklerini geliştirerek çalışmak kararlılığındadır. Herkeste bir İngiliz, bir Alman, bir Fransız kadar çalışmak, onların ulaştıkları makamlara ulaşmak hevesi ortaya çıktı. Partiler, grevler, cemiyetler, sahneler, hatipler, muharrirler, ilmi, sınaî, ticari mitingler teşebbüsler işte bütün bunlar batı medeniyetini ülkemizde temsile çalıştığımızı ispat eder. Fakat dikkat edelim, bir zaman tekdüze hayatımız felakete uğramamıza neden olduğu gibi bugünkü taklidimiz de zarara uğramamıza neden olabilir. Mehmet Rauf Resimli Kitap, C 2, Nu.:10 (10 Temmuz 1325), s. 968 - 973 Bulutlar Parçalanırken …Oh, ne büyük ne umulmaz bir mutluluk!.. Mukaddes bomba, ilk patlama anındaki parıltısıyla karanlıklara karşı Türkiye’ye ışık ve aydınlık, şiir ve hayat saçacak “adalet ve hakikat bombası” kaynağını makine ve araçlarını milletten alan “İttihat ve Terakki” imalathanesinde yapıldı… ve (10 Temmuz) denilen büyük bir günde fedakâr ve ışık saçan eller tarafından atıldı…(257 - 258) Raif Necdet (Kestelli) Resimli Kitap, C 4, Nu.: 22 (10 Temmuz 1326) Toplumun Durumu Hem üç yıldır ziraat ürünleri üç katı zamlandı. Bir kısım insanlar örneklerine bakıp bir an önce adam sırasına geçmek, tayin yoluyla mebus olabilmek için kulüplerden çıkmayalı akıntıda yedek çekecek adam, yapıda toprak taşıyacak kimse kalmadı. Hükûmet binasının en üst katlarına, yangın çıkmış konaklardaki gibi, kurtaralım diye çapulcular girdi. Çapulcular baş sedirlere kuruldu, beyler ise cami avlularına indi, eşya denklerinin üzerine oturdu… Okuyucularıma bir özet yapayım dedim. Fakat ikinci halka baskıcı döneminin tüyler ürpertici, başlar döndürücü yaşlar döktürücü, saçlar yoldurucu hangi bir olayından bahsedeyim? Neydi o mebusan seçimi? Seçilmesi gerekenler milletvekili olmasın düşüncesi ile eli kamçılı, beli silahlı, omuzu tüfekli kıyıda kenarda ne kadar haşerat varsa kazak taburu gibi doludizgin, yalınkılıç vilayetlere saldırıldı… Rusya’nın ağzının suyu aktı, sonra burada kurna tıkacı olmaya bile yaramaz iki kirli basma parçası “İttihat ve Terakki’nin galebesi” diye her gün övündü, durdu… Seçimlerden sonra ahalinin yüzde yirmisi hasta bakıcılık yaptı. Haftalarca yaralıların yaraları sarıldı. Divanıharp’ta alınan kararlarla gazeteler kapatıldı, hatipler susturuldu. Halkın camide sokakta konuşması yasaklandı… Biz meşrutiyeti Sakız kuzusu gibi sanki çoluk çocuk gibi eğlensin, boynuna tasma verip 193 kendi arzusuna göre sürükleyip gezdirsin diye aldık. Hürriyetin üç sene içinde mahalle mektebine düşmüş saksağan yavrusu gibi tüyleri soyuldu, kanatları yolundu. Kirpi (Refik Halit Karay) Cem, Nu.: 33 (28 Temmuz 1328 Cumartesi - 10 Ağustos 1912), s. 3 - 7 Hatem Türk, 10 Temmuz Meşrutiyet Bayramı, s. 209 - 258 (Özetlenmiştir.) Salkımsöğüt Yayınevi, 2008 Erzurum TATLI EMELLER ACI HAKİKATLER Gönül isterdi ki hak ve iyiliklere olan taraftarlığımı ifade eden bu yazılarım hiç olmazsa gelecek nesillerce yanlış anlaşılmasın ve kargaşaya neden olmasın. Bugünkülerin yanlış anlamalarına ve yanlış yapmalarına bir şey diyemem. Lakin gelecek aydınlık nesil dahi bunlara uyarsa ruhum azap içinde kalır. Çünkü aziz vatanın kurtuluşu gelecek neslin bugünkü nesle uymamasına bağlıdır. İnkılabımızın önemi anlaşılamadı. I. Meşrutiyet ile II. Meşrutiyet arsındaki fark, I. Meşrutiyet döneminde toplumu etki altında bırakan ulema sınıfı meşrutiyeti “Frenk icadı” diye kabul etmemişti. II. Meşrutiyet ise âlimleri, gençleri ve yaşlıları ile tüm Osmanlıların eseridir. Gönül isterdi ki II. Meşrutiyet’in meydana geldiği dönemde yaşayan Osmanlılar inkılabın kıymetini hakkıyla anlayarak uygun yöntemle başarıya ulaşsalardı Osmanlı’da II. Meşrutiyet’le meydana gelen inkılap bütün dünyayı etkilerdi. II. Meşrutiyet’le çeşitli unsurlardan meydana gelen Osmanlı toplumunda büyük bir değişim meydana geldi. Bütün Osmanlı halkı, Müslüman, Hristiyan, Yahudi bu mutlu hürriyet gününü kutlamak için bayram ediyor, birbirlerine sarılıyordu. Hatta Rum ve Bulgar çeteleri kendilerini tutuklamaya gelen askerleri kardeşlik duygularıyla tokalaşarak karşılıyordular. Bu durumun benzeri dünyada görülmemişti. Medeni dünya kamuoyu dikkatlerini Osmanlı’daki değişime çevirmişti. Osmanlı Devleti’nin yöneticileri ve siyasetçileri, II. Meşrutiyet’in toplum hayatına getirdiği olumlu değişimi yönetim alanına da yansıtacak yetenek ve kararlılıkta bulunabilselerdi Osmanlı Devleti üç yıl içinde dünyanın büyük devletlerinden birisi durumuna gelebilirdi. Bu başarı niçin sağlanamadı? Cevabı kısa ve açıktır. Bu dönemin insanları ve yönetimi elinde bulunduran yöneticilerin işlerinin ehli olmamaları bu olumlu neticeyi engelledi. Yalnız işlerinin ehli olmamakla kalmayıp II. Meşrutiyet’in dışarıda ve içeride meydana getirdiği olumlu gelişmeleri tahrip ettiler. Belki bu tahribi kasıtlı olarak yapmadılar. Fakat bu tahribi, iyi niyete dayalı bilgisizlikleri ile gerçekleştirdiler. Yarım bir eğitimle, tam anlayamadıkları batı düşüncesiyle II. Meşrutiyet’i benimsediler ve onu mahvettiler. Mizancı Murad Bey’in Meşrutiyet Dönemi Hatıraları, s. 145 - 148 (Özetlenmiştir) Marifet Yayınları, İstanbul Yukarıda II. Meşrutiyet dönemini anlatan metinleri inceleyerek dönemin siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik gelişmelerini olumlu ve olumsuz yönden irdeleyen yazılı metinler oluşturarak sınıf ortamında arkadaşlarınızla paylaşınız. 194 Osmanlı’da Nüfuz Mücadelesi ve Demiryolu Savaşları Avrupa devletleri Osmanlı topraklarında nüfuz bölgeleri kurmak ve daha sonra da bu bölgeleri sömürge imparatorluklarına katmak amacıyla Osmanlı’da demiryolu yapımına önem verdiler. Avusturya Balkanlarda, Rusya doğuda, Fransa, Suriye ve civarında demiryolu yaparak önce iktisadi sonra siyasi bakımdan bölgeleri ele geçirmek amacındaydılar Almanya ise Berlin-Bağdat hattı ile Anadolu ve Irak’ı bir Alman kolonisi hâline getirmek istiyordu. Almanya’nın doğuya doğru genişlemesine İngiltere’nin bütün gücüyle karşı çıkacağı açıktı. Orta Doğu petrolünü, Mısır Sultan Reşat ve II. Willhelm İstanbul gezisinde ve Hindistan’ı tehdit eden bir genişlemeye müsaade edemezdi. İttihat ve Terakki’nin güç kazandığı II. Meşrutiyet’in ilanından sonraki dönemde geleneksel İngiliz dostluğunun yerini Almanya ve Avusturya’ya duyulan dostluk aldı. Osmanlı Almanya yakınlaşması ile Alman sermayesi Osmanlı ülkesine akmaya başladı. Almanya, devlete sağladığı mali hizmetler karşılığında Anadolu’da demiryolu imtiyazları elde etti. 1889’da Anadolu Osmanlı şömendöfer kumpanyası kuruldu. Üç yıl sonra da Haydarpaşa-İzmit hattı Ankara’ya bağlandı. 1896 da Eskişehir-Konya demiryolu tamamlandı. Şirket daha sonra Konya-Basra Körfezi demiryolu imtiyazını da elde etti. Düşünülen hat Toroslar’ı aşıp Adana’ya inecek, oradan doğuya dönerek Fırat’ı aşıp Musul üzerinden Bağdat’a ve nihayet Basra’ya ulaşacaktı. Osmanlı Devleti’nin Almanya ile iyi yönde gelişen ilişkileri ithalat yaptığı ülkelerin oranlarını da değiştirdi. İngiltere’nin ikiyüzlü politikasına duyulan tepki uluslararası ticarete de yansıdı. Bundan sonra İngiltere ve Fransa’dan yapılan ithalat azalırken Almanya ve Avusturya’nın Osmanlı’ya daha fazla mal sattığı görüldü. Osmanlı Devleti’nin 1878 yılı ile 1910 yılında değişen Sultan Reşat, Enver Paşa ve Alman aşağıdaki ithalat tablosu bu durumu net bir şekilde İmparatoru II. Willhelm ortaya koymaktadır. % 1878 - 1910 YILLARINDA OSMANLI’DA İTHALAT DURUMU 70 60 1878 50 40 30 1910 20 1878 10 0 İNGİLTERE 1910 1910 1878 ALMANYA FRANSA 195 1910 1878 AVUSTURYA GEÇERLİLİĞİ AKIMIN TEMSİLCİLERİ TEMEL DÜŞÜNCESİ AMACI ORTAYA ÇIKIŞ SEBEPLERİ 4. DAĞILMAYI ÖNLEME ÇABALARI Osmanlı Devleti’nde padişahlar ve devlet adamları devleti dağılmaktan kurtarmak için birçok ıslahat ve reform yaptılar. Bunun sonucunda aydınlar arasında devleti kurtarmaya yönelik fikir akımları ortaya çıktı. OSMANLICILIK İSLAMCILIK TÜRKÇÜLÜK Osmanlı Devleti’nde yaşayan değişik etnik grupların Fransız İhtilali’nin getirdiği milliyetçilik fikirlerinden etkilenerek bağımsız olma düşüncesinin ortaya çıkması Balkanlardaki panslavizm politikasını etkisiz hâle getirmek, Müslümanların devlete bağlılığını sağlamak ve içerideki siyasi rakiplerinin halk içindeki gücünün kırılmak istenmesi İttihat ve Terakki iktidarı döneminde Osmanlı sınırları içinde yaşayan Türkleri dil ve kültür birliği etrafında birleştirip yönetime destek sağlama isteği Batı’nın her alanda Osmanlı’nın önüne geçmesi, Osmanlı Devleti’nin tek kurtuluş yolunun bu yüzyılın ihtiyaçlarına uygun medeni bir devlet ve millet hâlini alması gerektiği düşüncesinin ortaya çıkması Osmanlı Devleti’ni oluşturan bütün milletleri adalet, eşitlik, hürriyet ölçüleri içinde bir arada tutup Osmanlılık duygusu ile “Osmanlı Toplumu”nu oluşturmak Millet olmanın en önemli özelliği dindir. Dinî birlik devleti ayakta tutabilir, düşüncesiyle İslam toplumlarının devletten ayrılmalarını önlemek Türkleri millî bir duygu ile birleştirerek Osmanlı bayrağı altında kuvvetli bir unsur olarak yeniden dünya devletleri arasına sokmak Türk toplumuna Batı’da gelişen düşünce, yönetim biçimi, yaşama tarzını getirerek ülkenin gelişmesini, kalkınmasını sağlamak Osmanlıcılık düşüncesi geçmişteki gibi uygulandığında tekrar başarılı olabilir. Devletin kurtuluşu halifelik makamının bütünleştirici etkisi ile Müslümanların bir çatı altında toplanması ile olabilir. Dili, dini, soyu ve idealleri bir olan topluma dayanan devlet kalıcı olabilir. Dilde Türkçülük parolasıyla hareket ederek Türk tarihini, uygarlığını geliştirip dünyaya duyurmak Askerî ve idari alanda Avrupa’nın seviyesine ancak Avrupalıların izlediği yol ile ulaşılabilir. Ziya Paşa Mithat Paşa Namık Kemal Mehmet Akif Said Halim Paşa Ahmet Hamdi Akseki Ziya Gökalp Mehmet Emin Yurdakul Yusuf Akçura Ömer Seyfettin Dr. Abdullah Cevdet Tevfik Fikret Celal Nuri Milliyetçilik akımını etkisiyle Balkan milletlerinin isyan ederek Osmanlı’dan ayrılmasıyla geçerliliğini kaybetmiştir. I. Dünya Savaşı sırasında halifenin cihat çağrısına rağmen Müslüman Arapların İngilizlerle birlikte hareket etmeleri ile geçerliliğini kaybetmiştir. Bilim ve teknikte Batı’nın örnek alınması, kültürel yapının korunması düşüncesiyle Yeni Türk Devleti’nin kurulmasında Mustafa Kemal Atatürk’ün ortaya koyduğu milliyetçilik ilkesinin oluşmasında etkili olmuştur. Batı’nın sadece bilim ve tekniğinin alınması gerektiğini savunan anlayış Yeni Türk Devleti’nin temel taşlarından birini oluşturmuştur. BATICILIK Tabloya göre Osmanlı Devleti’ni dağılmaktan kurtarmak için aydınlar tarafından çok sayıda fikir akımı ortaya atılmasının nedenleri nelerdir? 196 5 KONU XIX. YÜZYILDA OSMANLI DEVLETİ’NDEKİ KÜLTÜREL GELİŞMELER HAZIRLANALIM XIX. yüzyılda Osmanlı Devleti’nde hangi teknolojik gelişmeler şehir hayatına girmiştir? Araştırınız. 1. XIX. YÜZYILDA OSMANLI’NIN TOPLUM YAPISINDA MEYDANA GELEN DEĞİŞMELER XIX. yüzyılda dünyada olduğu gibi bizde de anayasaların özelliği daha çok hükümdarların hak ve yetkilerinin kısıtlandığı hükümler taşımasıdır. Aynı zamanda İslam halifesi olan Osmanlı padişahının kendi yetkilerinin üzerinde kanun gücünü tanıyıp uymasına ve geleneksel yönetim anlayışının değişmesine yol açmıştır. XIX. yüzyılda Osmanlı Devleti’nin sembolü olan yandaki Osmanlı armasının rakamlarla ifade edilen aşağıdaki sembolik anlamlarını araştırınız. 4 5 6 1 2 3 1. Yeşil: 2. Terazi: 3. Kur’an-ı Kerim: 4. Tuğranın etrafındaki güneş motifi: 5. Sorguçlu serpuş: 6. Osmanlı sancağı: Osmanlı Arması XIX. yüzyılda Osmanlı toplum yapısı incelendiğinde dikkati çeken ilk özellik nüfus yapısındaki değişimdir. Bir yanda kaybedilen topraklarla birlikte genel nüfus azalırken diğer yandan da kaybedilen toprakların Müslüman halkı Anadolu’ya göç ettiği için şehir ve kasabalarda nüfus artışı yaşandı. İstanbul bir milyonu aşan nüfusu ile Avrupa’nın en büyük şehirlerinden biri oldu. Yine bu dönemde yaşanan göçler ile İstanbul’da Müslümanların gayrimüslimlere oranı %60’lar seviyesinden %80’lere çıktı. Bu yüzyılda Osmanlı Devleti, yaşadıkları bölgelerden göç etmek zorunda kalanlara kucak açtı. Avrupa’da 1848 ihtilali yaşanırken Avusturya sınırları içinde yaşayan Macarlar isyan etmişlerdi. Rusya ve Avusturya, Macarların bağımsızlık mücadelesini kanlı bir şekilde bastırınca Macarlar ve onlara yardımcı olan Lehliler, Osmanlı’ya sığındılar. Osmanlı Devleti Haydarpaşa Garı (İstanbul) mülteci olarak gelen bu grupları da Doğu Anadolu ve Çukurova’ya yerleştirerek toprak verdi. XIX. yüzyılda, Osmanlı Devleti’nde şehirleşmenin hız kazandığı dönemler oldu. Şehirlerin görünümleri değişti. Tren ve buharlı gemiler ulaşımda kullanılmaya başlandı. Yeni rıhtımlar, limanlar, tren istasyonları kuruldu. Yabancı sermayenin Osmanlı’ya gelmesi ile bankalar, oteller, iş hanları, 197 postaneler açıldı. İstanbul’da elektrik şebekesi kurularak İstanbullular elektrik kullanmaya başladılar. Elektrikli tramvay ve otomobil ile tanıştılar. Telefon ve telgraf kullanılmaya başlandı. Demir yolları yapımı hız kazanarak Anadolu ile bağlantıları sağlandı. Yeni hastaneler açıldı. Böylece ulaşım, haberleşme ve sağlık devletin öncelikli görevi hâline geldi. XIX. yüzyılda yaşanan bu yeniliklerde Avrupa devletleri örnek alınmıştı. Ancak alınan teknoloji ile birlikte Avrupa yaşam tarzı da Osmanlı toplumunda etkilerini göstermeye başladı. Özellikle büyükşehirlerdeki devlet yöneticileri Avrupa yaşam tarzının öncüleri oldular. Türk - İslam yapısına uygun olarak yerleşmiş görgü kuralları ve mahallî kültür değişmeye başladı. Önceden Müslüman ve gayrimüslimler ayrı mahallelerde yaşarken Beyoğlu’nda Elektrikli Tramvay artık aynı mahallelerde yaşamaya başladılar. Avrupalı krallar gibi giyinen II. Mahmut din adamı dışındaki memurlarına fes, pantolon, ceket giyme zorunluluğu getirdi. Böylece şehirlerde insanların kıyafet tarzı değişmeye başladı. Yenilikler Osmanlı üst düzey insanları arasında yaygınlaşırken halk çoğunlukla geleneklerine bağlı kaldı. Sultan Abdülmecid, Dolmabahçe Sarayı’na geçtikten sonra, burayı Batı tarzı koltuk ve sandalyelerle döşetti. Esasen alafrangalık denen yeni yaşam tarzının ortaya çıkması Kırım Savaşı sırasında, Osmanlı ordusu ile beraber savaşan İngiliz ve Fransız askerlerinin öncülüğüyle oldu. Yabancı dil bilmek önem kazandı. Dil bilmek memuriyetlerde yükselme nedeni olunca çocuk yetiştirmede yabancı mürebbiyelerden yararlanma yoluna gidildi. Yönetici ve zenginlerin oluşturduğu üst kesimin eğlence anlayışında da Batı tarzı değişiklikler başladı. Kadın erkek birlikte eğlenir oldular. Beyoğlu ve Pera İstanbul’un gözde eğlence merkezi hâline geldi. ?? Büyük şehirlerdeki kültürel değişim taşrayı niçin etkilememiştir? Açıklayınız. 2. OSMANLI DEVLETİ’NDE BASIN - YAYIN HAYATINDAKİ GELİŞMELER Osmanlı Devleti’nde XIX. yüzyılda basın ve yayın hayatında önemli gelişmeler yaşandı II. Mahmut Türkçe ve Fransızca olarak Takvimivakayi adında ilk resmî gazeteyi çıkardı. I. Abdülmecit döneminde Cerideihavadis adlı resmî gazete çıkarıldı. Türkler tarafından çıkarılan ilk özel gazete Tercümanıahval’dir. Başyazarı Şinasi olan bu gazete bir haber gazetesi olmaktan çok siyasi eleştirileriyle gündeme gelen bir fikir gazetesi niteliğindedir. Şinasi sonra da Tasviriefkâr adlı gazeteyi çıkardı. İlk Türk dergisi ise 1850’de yayımlanan Vekayıtıbbıye’dir. 1862’de Münif Paşa tarafından Mecmuaifünun yayınlanmaya başlamış, ilk mizah dergisi ise 1872’de Teodor Kasap’ın çıkardığı Diyojen olmuştur. Osmanlı basın yaşamının hareketlenmesi ve yönetime karşı eleştirilerin artması üzerine hükûmet tedbir almakta gecikmedi.Osmanlı Devleti bu amaçla 1864’te Matbuat Nizamnamesi çıkardı. Bu nizamname ile gazete kapama, para Takvimivakayi’den Bir Sayfa ve hapis cezaları uygulaması başladı. I. Meşrutiyet’in sona ermesi üzerine Avrupa’ya giden Ali Suavi, Namık Kemal, Ziya Paşa ve Agâh Efendi gittikleri yerlerde “Muhbir, Ulum, Hürriyet, İttihat” adında gazeteler çıkararak Babıali aleyhine yazılar yazdılar. II. Abdülhamit döneminde Tanzimat’ın getirdiği eşitlik ve kanunlara dayanan ilkelerin çiğnendiğini öne süren yabancı basın mensupları kapitülasyonlardan faydalanmak istediler. Devletin yabancı gazeteleri ve gazetecileri yasaklama teşebbüsleri karşısında basın hürriyetlerinin sınırlandığını iddia ettiler. Ancak II. Abdülhamit bunlara izin vermedi. Böylece kapitülasyonların basın alanına yayılması önlenmiş oldu. Tercümanıahval’den Bir Sayfa 198 II. Meşrutiyet’in İlanı’ndan sonra yayın hayatında yeniden canlanma başladı. Tevfik Fikret, Hüseyin Cahit, Hüseyin Kâzım, Tanin gazetesini çıkardılar. İttihat ve Terakki yönetimine karşı olanlar da Volkan gazetesi etrafında toplandılar. Osmanlı’da basın - yayın hayatı içerisinde kadınlar da yer aldı. Yazarlıkla uğraşan kadınlar genellikle dönemin aydın bürokrat kesiminin iyi eğitim görmüş kızları ve eşleriydi. Bu kadın yazarlardan bazıları Fatma Aliye, Emine Semiye, Şair Nigar, Fatma Fahrünnisa, Fatma Kevser ve Gülistan İsmet’tir. Osmanlı Devlet’inde ilk kadın dergisi 1869’da çıkan Terakki-i Muhadderat (Kadınların Yükselişi) dergisidir. Bu dergide Batı’daki kadın hareketleri ile ilgili bilgi verilmiş, kadınların eğitim görmesinin önemi üzerinde durulmuştur. 1886 yılında ise sahibi kadın olan ve yazı kadrosunun tamamı kadınlardan oluşan Şükufezar Fatma Aliye (Çiçek Bahçesi) dergisi yayımlanmıştır. 1895’te en uzun soluklu Hanımlara Mahsus Gazete yayın hayatına başlamıştır. Bu gazetede Fatma Aliye, kadın sorunları, kadınların çalışma ve toplumsal yaşama katılımı ve eğitim konularını ele almıştır. 1908’de yayın hayatına başlayan Demet adlı dergide Halide Edip, İsmet Hakkı, Fatma Müzehher gibi kadın yazarların yazıları da yer almıştır. Bu dergide kadınların mesleki olarak sınırlandırılmalarına tepki gösterilmiştir. ?? Kadınların basın yayın hayatında görünür olmalarının kadın hareketine katkıları neler olabilir? Halide Edip Adıvar XIX. yüzyıl ile XX. yüzyılın başlarında Osmanlı basınından incelemeler yaparak (gazeteler,dergiler, kadın gazeteleri, mizah dergileri vs.) toplumsal yaşamın ve yapının nasıl olduğunun bilgilerini veren seçilmiş örneklerle bir yayın seçkisi (duvar gazetesi veya bir dergi) oluşturunuz. Seçmeli Tarih 3.OSMANLI DEVLETİ’NDE EĞİTİM ALANINDAKİ DEĞİŞMELER XIX. yüzyıl, Osmanlı Devleti’nde eğitim alanında büyük yeniliklerin yapıldığı dönem oldu. II. Mahmut yeniçeri ocağını kaldırdıktan sonra modern yöntemlere uygun eğitim alanındaki ıslahatlarına başladı. Yurt dışına öğrenci gönderildi. Medreseler aynen korunurken diğer taraftan da yabancı dil, matematik, fen gibi bilim alanlarında eğitim yapan okullar açıldı. Bir yandan yeni anlayışla eğitim yapan okullardan mezun olanlar, diğer yandan geleneksel medrese eğitimi alanlar nedeniyle iki farklı düşünce oluştu. Osmanlı Devleti’ndeki bu iki farklı anlayışın çatışması devlet yıkılıncaya dek sürdü. Tanzimat döneminde de artarak yurt dışına öğrenci gönderilmesine devam edildi. Avrupa’da okuyanlar yurda dönünce Osmanlı Devleti’nde önemli görevler üstlendiler ve yararlı hizmetlerde bulundular. Bu sayede Osmanlı Devleti’nde askerlik, mühendislik, güzel sanatlar, tıp ve edebiyat alanında yenilikler görüldü. Tanzimat döneminde eğitim, devleti felakete gidişten kurtaracak bir yol olarak değerlendirildi. Bu amaçla eğitimle ilgili olarak okul ve sınıf ortamının düzenlenmesine, yeni ders araç ve gereçlerinin kullanılmasına, genel ve özel yeni öğretim metotlarının denenmesine başlandı. Ahmet Cevdet Paşa’nın önderliğinde Encümenidaniş kuruldu. Encümenidaniş, fen dersleri ile ilgili çevirilerin yapılmasına ve ders kitaplarının seçimine karar veren kurum özelliği taşıyordu. Nihayet 1857’de kurulan Maarifiumumiye Nezareti bugünkü Millî Eğitim Bakanlığı’nın görevlerini yerine getiren kurum olarak faaliyete geçti. 1861’de harbiye, tıbbiye ve bahriye dışındaki okullar bu kuruma bağlandı. Ahmet Cevdet Paşa 199 Maarifiumumiye Nezareti daha sonra Maarifiumumiye Nizamnamesi’ni yayımladı (1869). Bu nizamnameye göre her köy ve mahalleye Sıbyan Mektebi kurulacaktı. Ayrıca eğitimin aşamalarını da belirleyen bu nizamname sıbyan mektebi, rüştiye, idadi, sultani, darülfünunun açılmasını hükme bağlamıştı. Yapılan çalışmalar sonunda 1868’de Galatasaray Sultanisi açıldı. Osmanlı Devleti’nde darülfünun 1870 yılında açıldı. Bu okulda fen bilimleri, matematik, edebiyat, felsefe ve hukuk bölümleri yer alıyordu. Üç defaaçılıp kapanan bu okul 1900 yılında bugünkü İstanbul Üniversitesi’nin yerinde Darülfununuşahane adıyla yeniden açıldı. Eğitim alanındaki gelişmelere II. Abdülhamit döneminde de devam edildi. Yeni okulların yapılması için bütçeden ödenek ayrıldı. Çeşitli meslek ve sanat okullarının açılması sağlandı. (Baytar Mektebi, Orman ve Maden Mektebi, Telgraf Mektebi, Kadastro Mektebi, Dişçi Mektebi vb. ...) II. Abdülhamit döneminde meşrutiyetin ikinci kez ilanından sonra eğitim alanındaki gelişmeler daha da hızlandı. Hem İstanbul’da hem de taşrada kızlara ait okulların sayısında artış görüldü. Örneğin İstanbul’da 1877’de dokuz tane kız rüştiyesi varken bu sayı 1908’de seksen beşe yükselmişti. Sultanilerin sayısı da aynı oranda artmıştı. Galatasaray Sultanisi (İstanbul Galatasaray Lisesi) Darülfununuşahane 1915 Yılında Sultanilerin Ders Programları Erkek Sultanileri İstanbul Kız Sultanisi Günümüz Türkiye Türkçesiyle Ulumudiniye Lisanı Osmani Tarihikadim Coğrafya Hayvanat Nebatat İlmülarz Hıfzıssıhha Fizik Kimya Cebir, Hesabınazari Müsellesatımüsteviye Hendese Resim Hat Kozmografya Mekanik Mantık ve Felsefe Resim Arabi Farisi Lisanıecnebi Terbiyeibedeniye Tatbikatıfenniye Usulidefteri Gına Din ilimleri Osmanlıca Eski zaman tarihi Coğrafya Hayvanat Bitkiler Jeoloji Sağlık bilgisi Fizik Kimya Teorik hesap Geometri Matematik Resim Güzel yazı Uzay bilimi Mekanik Mantık ve Felsefe Resim Arapça Farsça Yabancı dil Beden eğitimi İlmi uygulamalar Muhasebe Ekonomi Günümüz Türkiye Türkçesiyle Ulumudiniye Lisanı Osmani Tarih Coğrafya Malumatıtabiiye ve Sıhhıye Malumatıhikemiye ve Kimyeviye Malumatıahlakiye ve Medeniye Hendese Kozmografya İktisadıbeyti Terbiyeietfal Lisanıecnebi Gına Resim Terbiyeibedeniye Dikiş, Biçki, Nakış, Tabahat Din ilimleri Osmanlıca Tarih Coğrafya Tabiat ve sağlık bilgisi Felsefe ve kimya bilgisi Medeniyet ve ahlak bilgisi Matematik Uzay bilimi Ev ekonomisi Çocuk eğitimi Yabancı dil Ekonomi Resim Beden eğitimi Yemek pişirme 1. Yukarıdaki ders programlarını inceleyerek kendi ders programlarınızla karşılaştırınız. 2. Geçmişten günümüze ders programlarındaki değişim konusundaki görüşlerinizi açıklayınız. 200 4. AZINLIKLAR VE YABANCI OKULLAR Osmanlı Devleti, çok uluslu yapısı gereği bünyesinde barındırdığı gayrimüslimlerin eğitiminde tam bir serbestlik tanımıştı. Gayrimüslimler çocuklarına ister yurt dışında isterlerse yurt içinde kendi cemaat okullarında eğitim aldırabiliyorlardı. Osmanlı Devleti’nde XIX. yüzyıl öncesinde de kapitülasyonlar nedeniyle açılmış yabancı okullar mevcuttu. Avrupa devletleri kendi dil, din ve kültürlerini yayarak siyasi nüfuzlarını artırmak için bu okulları bir araç olarak görüyordu. Osmanlı Devleti’nin bu okullar üzerinde bir denetim hakkı yoktu. Tanzimat döneminde kendine tanınan hakların etkisi ile yabancı ve azınlık okulları büyük gelişme gösterdiler. Rumlar 1844’te Heybeliada’da papaz yetiştirmek için ilahiyat okulu kurdular. Patrikhane burada yetiştirdiği ihtilalci papazları ülkenin her tarafına göndererek Ortodoks azınlıklar içinde Türk düşmanlığı yaptırıp büyük Yunanistan ideali için çalıştırdı. Yahudiler 1854’te Musevi Asri Mektebi’ni kurdular. Allians İsraelit (Alyans İsrailit) adlı Yahudi örgütü de çok sayıda okul açtı. Ermeniler de birçok yeni okul açtılar. Modern eğitim metotlarını ve ders araçlarını Osmanlı Devleti’ne getiren bu okulların Osmanlı’ya faydasından çok zararı dokundu. Bu okulların İstanbul, Doğu ve Güneydoğu Anadolu ile Filistin topraklarında açılması dikkat çekicidir. Bu durum Avrupalı devletlerin Osmanlı Devleti’nde sömürgeler elde etmek ve Orta Doğu petrollerine ulaşmak için Osmanlı azınlıklarını kullandığının göstergesidir. Yabancı ve azınlık okullarının bölücü ve zararlı faaliyetler ancak Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulduktan sonra 3 mart 1924’te çıkarılan Tevhiditedrisat kanunu ile büyük ölçüde çözülmüştür. ? Avrupa devletleri yabancı okulları ve azınlık okullarını hangi amaçlar doğrultusunda, kullanmışlardır? Tartışınız. Yabancıların Açtığı Özel Okullar Yabancı okullar XIX. yüzyılda büyük bir gelişme gösterdi. Fransızların açtığı okullara katolik, Amerikan ve İngilizlere ait olanlara protestan okulları denir. Bunların yanı sıra İtalyan, Alman Avusturya, İran ve Rusların açtığı okullar da vardı.Çocuklarını yabancı okullarına gönderen ilk Türk, Müşir Fuat Paşa’dır (1835 - 1931). O, sekiz oğlunu da Kadıköy’deki Fransız Saint - Joseph Koleji’nde okutmuştur. a. Katolik Okulları Bu okullar dinî örgütler, misyonerler ve kişiler tarafından açılmıştır. 1839’da İstanbul’da 21 erkek, 19 kız okulu bulunuyordu. İlk ve orta öğretim düzeyinde eğitim veriyorlardı. En tanınmışları, SaintBenoit, Saint - Louis, Saint - Joseph erkek okulları ile, Nötre Dame de Sion kız okuludur. b. Protestan Okulları Taşrada çok sayıda açılan bu okullardan İstanbul’daki en önemlileri şunlardı: ? Robert Koleji New Yorklu bir tüccar olan Mr. Robert’in girişimi ile, Rumeli Hisarı’nın üzerindeki arazide kurulmuş ve 16 Eylül 1863’te açılmıştır. Okulun yöneticileri, uzun vadeli hesaplar yaparak en çok Bulgar ve Ermeni öğrencileri almış, bunların siyasi bakımdan bilinçlenmeleri ve Osmanlı Devleti’ni parçalamaları amacını gütmüşlerdir. Özerk Bulgaristan’daki Amerikan misyonerleri, Bulgar gençlerini bu okula gitmeye yöneltmişlerdir. 1879’da toplanan Bulgar Parlamentosu, yetiştirdiği Bulgar aydınları, Bulgar çetecileri ve devlet adamları için Robert Koleji Robert Koleji’ne teşekkür etmiştir. ? Kız Koleji 1871’de açılmıştır. Sonradan Arnavutköy Amerikan Kız Koleji adını almıştır. Prof. Dr. Yahya AKYÜZ, Türk Eğitim Tarihi, s.153 Yabancıların açtığı okulların Osmanlı Devleti’ne zararları neler olmuştur? 5. XIX. YÜZYILDA OSMANLI DEVLETİ’NDE KÜLTÜR, SANAT VE MİMARİ ALANINDAKİ GELİŞMELER XIX. yüzyılda Osmanlı toplumunda her alanda yaşanan değişmeler kültür ve sanat alanında da kendini gösterdi. Mimaride, resimde, musikide geleneksel anlayışın yanında Avrupa’nın etkisi ile yeni akımlar başladı. Bunun sonucunda klasik sanatlarımız üzerindeki saray destek ve teşviki azalmış bu da klasik sanatçıların zor dönemler yaşamasına yol açmıştır. 201 XIX. yüzyılda resim sanatında Avrupa’nın gerçekçi resim üslubu Osmanlı sanatçılarını da etkiledi. II. Mahmut, Avrupa’dan getirttiği ressamlara portresini yaptırıp Babıali’ye astırttı. Yine bu dönemde okulların ders programlarına resim dersi kondu. Yurt dışına öğrenci gönderilirken resme yetenekli öğrenciler de gönderilmişti. Osman Hamdi Bey, Şeker Ahmet Paşa, bu öğrenciler arasından yetişmiş ilk ünlü ressamlarımızdır. Sultan Abdülaziz de II. Mahmut gibi Avrupalı ressamlara tablolar yaptırdı. Aynı zamanda kendisi de resim yapıyordu. İbrahim Çallı’nın Gül Koklayan Kadın Tablosu Şeker Ahmet Paşa’nın Ağaçlar Arasında Karaca Tablosu Osman Hamdi’nin Kaplumbağa Terbiyecisi Tablosu Avrupa’da eğitim gördükten sonra yurda dönen Osman Hamdi Bey, Sanayiinefise Mektebi’ni açtı. Böylece Osmanlı Devleti’nde ilk kez resim eğitimi verilen okul açılmış oldu. Yine Avrupa’da eğitim görenler arasından Şevket Dağ gibi ressamlar yetişti. İbrahim Çallı, Feyhaman Duran, XX. yüzyılın ünlü ressamları arasında yer aldılar. Osmanlı Devleti’nde XIX. yüzyılda Batı etkisi ile hat sanatı hariç diğer sanat dallarında değişme başladı. Bu yüzyılın tezhiplerinde Avrupa’nın barok ve rokoko tarzı motifleri yaygınlaştı. Millî karakterimiz hâline gelen desenler kaybolmaya başladı. Çinicilikte de gerileme yaşandı. Seramik sanatında İznik, yerini kaybederken küçük kap kacaklar yapan Sanayiinefise’nin Günümüzdeki Görünümü Kütahya önem kazandı. Osmanlı sanatı içinde yer alan ciltçilikte gelişme yaşandı. Ciltlemede deri kullanımına devam edilirken kadife, sırma ve kumaşlarla süslenmiş eserler ortaya çıktı. Osmanlı müzeciliğinin ilk adımları da bu yüzyıl ortalarında atıldı. XIX. yüzyılda eski eserlere duyulan merak bir hayli artmıştı. Osman Hamdi Bey 1881’de Müzeyihümayun’un başına geçirildi. II. Abdülhamit’in emri ile İstanbul’daki arkeoloji müzesini (Asarıatika) kurdu. Onun çalışmaları ile Osmanlı arkeolojisi uluslararası bilim dünyasındaki yerini aldı. Osmanlı Devleti’nde XIX. yüzyılda Batılılaşma; resim, heykel, müzik, tiyatro gibi tüm sanat dallarını etkisine almışsa da mimari en hızlı etkileşimin uygulandığı alan olmuştur. Kütahya Çinisi Batıdaki bütün üsluplar ile Osmanlı mimari üslubu aynı anda 202 kullanıldığı eserler ile karşımıza çıkar. Beylerbeyi ve Çırağan Sarayları bu anlayışla inşa edilmiştir. Seçmeci (eklektik) tarzı denen bu üslubun diğer örnekleri ise Yıldız Camisi, Hamidiye Camisi ve Aksaray Valide Camisi olarak günümüze kadar gelmişlerdir. Dolmabahçe Camisi Çırağan Sarayı XIX. yüzyıl Osmanlı mimarisinde, ampir üslubunun etkisi ile Ortaköy Camisi, Dolmabahçe Camisi, Nusretiye Camisi ve II. Mahmut’un türbesi inşa edildi. XX. yüzyıl başlarından itibaren Avrupa’ya duyulan tepki nedeniyle Avrupa seçmeciliğinin yerini milliyetçilik akımının mimariye yansıması ile millî tarz aldı. Osmanlı mimarisinde kendine dönüş başladı. Bu döneme mimaride neoklasik dönem denir. Bostancı ve Bebek Camileri ile Haydarpaşa İskelesi bu anlayışla yapıldı. Cumhuriyet döneminde ise tüm bu üslupların yerini betonarme tekniği ile yapılan binalar aldı. ? XIX. yüzyılda Osmanlı’nın mimari anlayışında hangi değişiklikler yaşanmıştır? 6. MÜZİK, EĞLENCE VE SPOR XIX. yüzyıl özellikle Tanzimat devri Osmanlı eğlence anlayışının değiştiği dönem oldu. Klasik eğlence anlayışının yanında Batılılaşmanın etkisi ile müzik, eğlence, tiyatro ve spor alanında yeni gelişmeler yaşandı. II. Mahmut Mızıkayıhümayunu kurarak modern anlamda müzik eğitiminin başlamasını sağladı. Avrupa’dan getirttiği Donizetti’ye askerî bandoyu kurdurttu. I. Abdülmecit döneminde Osmanlı saraylarında Batı operaları seslendirildi. Buna rağmen klasik Türk müziği de gelişmesini sürdürdü. Dede Efendi, Hacı Arif Bey, Zekai Dede, bu dönemin sanatçıları oldular. XIX. yüzyıl Osmanlı Devleti’nde eğlence türleri arasına tiyatro da girdi. I. Güllü Agop’un Gedikpaşa Tiyatrosu Abdülmecit döneminde Güllü Agop modern Osmanlı tiyatrosunu kurdu. I. Abdülmecit ve II. Abdülhamit, Dolmabahçe ve Yıldız Saraylarında tiyatro oyunu sahnelettiler. Tiyatro halk arasında yerleşmeye başladı. Adana ve Bursa’da şehir tiyatroları kuruldu. Şinasi Şair Evlenmesi adlı ilk Türk tiyatro eserini yazdı. Oyun halkın büyük ilgisini çekti. Spor alanında ilk değişiklik okullara jimnastik dersinin konması ile başladı. Osmanlı toplumunun İngilizler aracılığı ile tanıdığı futbol büyük ilgi gördü ve yaygınlaştı. 1903’te Beşiktaş, 1905’te Galatasaray, 1907’de Fenerbahçe kulüpleri kuruldu. 1908’de Selim Sırrı (Tarcan) tarafından Osmanlı Millî Olimpiyat Cemiyeti kuruldu. Yelken, kürek, yüzme, bisiklet, tenis, boks, eskrim ve binicilik gibi modern sporlar yapılmaya başlandı. Osmanlı Devleti ilk kez 1912 Stockholm (Stokholm) Olimpiyatlarına katıldı. Selim Sırrı Tarcan 203 Araştırmacı Cem Atabeyoğlu, Galatasaray adının, bu takımın yaptığı ilk maçta Rum ekibini 2-0 yenerken seyircilerin onlardan “Galata Sarayı efendileri” diye söz etmelerinden doğduğunu yazar. Bunun üzerine kurucular da ismi benimserler ve “Adımız Galata Sarayı olsun.” derler. 1903 yılında Beşiktaş Jimnastik Kulübü oluşturulduğunda ilk renkleri kırmızı beyazdı. Bu renkler Balkan Harbi’ne kadar değişmedi. 8 Ekim 1912’de başlayan Balkan Harbi’nde yenilen Osmanlı Devleti düşman devletlerin arzusuna boyun eğmek zorunda kaldı. Balkanlardaki kayıplardan dolayı Balkanların tamamı Türk milletinin oluncaya kadar teessür ifadesi olarak takımın renklerinin siyah-beyaz yapıldığı söylenir. Atatürk’ün Fenerbahçe Sempatisi Atatürk’ün hiçbir kulübün taraftarı olmadığını ifade eden Necdet Arığ, “Ancak Fenerbahçe’yi desteklediğine dair birkaç tane tipik örnek var. Çok kritik bir Galatasaray - Fenerbahçe maçı öncesi köşkte yapılan bir toplantıda bu konu gündeme geldi. - Galatasaraylılar el kaldırsın, 9 kişi - Fenerliler el kaldırsın, 8 kişi - İşte o zaman Atatürk, bir de ben, dedi Fenerbahçe’ye ve 9-9 berabere oldular. Taraftarı olduğunuz futbol takımının tarihçesini araştırarak sınıfınızda sunum yapınız. Seçmeli Tarih XIX. yüzyılda Osmanlı Devleti’nde meydana gelen kültürel, sanat ve eğitim konuları ile ilgili poster ve broşür hazırlayınız. Poster ve broşürü renkli kalemlerle hazırlayabileceğiniz gibi bilgisayar çizim programlarından da faydalanabilirsiniz. Hazırlayacağınız konuyu belirledikten sonra, konuyu özetleyen bir slogan çalışması yapabilirsiniz. Ayrıca çalışmanızı döneme ait görsellerle renkledirebilirsiniz. II. Meşrutiyet dönemine ait bir posta kartı 204 6 KONU XX. YÜZYILDA OSMANLI DEVLETİ VE SAVAŞLAR HAZIRLANALIM 1. Trablusgarp Savaşı’nın Mustafa Kemal’in askerlik hayatındaki önemi neler olabilir? Araştırınız. 2. Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı öncesi siyasi, sosyal ve ekonomik durumu hakkında araştırma yapınız. 3. Çanakkale Savaşları’na yönelik gazete, dergi, İnternet ve ansiklopedilerden araştırma yaparak bilgiler toplayınız. Trablusgarb Savaşı’nda Mustafa Kemal Yukarıdaki görseli inceleyerek Trablusgarp Savaşı ile ilgili neler söylenebilir? 1. TRABLUSGARP SAVAŞI İtalya siyasi birliğini sağladıktan sonra giderek gelişen sanayisine kaynak bulmak amacıyla ham madde ve pazar arayışına girdi. İngiltere ve Fransa,İtalya’yı Almanya’nın yanından ayırmak ve kendi sömürgelerini güvence altında tutmak için İtalya’yı Trablusgarp’a yönlendirdiler. Trablusgarp’ın coğrafi konum itibarıyla İtalya’ya yakın olması ve Osmanlı Devleti’nin burayı karadan ve denizden savunacak gücünün olmaması İtalya’nın işini kolaylaştırıyordu. İtalya, Osmanlı Devleti’ne Trablusgarp’ı uygarlık açısından geri bıraktığı ve buradaki İtalyan tüccarlara kötü davrandığı gerekçesi ile ültimatom vererek bu bölgeyi boşaltmasını istedi. Osmanlı Devleti’nin bu durumu kabul etmemesi üzerine aynı gün savaş ilan etti (28 Eylül 1911). Trablusgarp’a asker çıkaran İtalya işgallere başladı. İngiltere ve Fransa tarafsızlık bahanesi ile 205 Osmanlı ordusunun Mısır’dan geçişine izin vermediler. Osmanlı deniz gücü yetersiz olduğu için donanma da gönderilemedi. Osmanlı Devleti yerli halkı İtalya’ya karşı teşkilatlandırıp direnişe geçirmek için bölgeye gönüllü subaylarını gönderdi. Mustafa Kemal Derne ve Tobruk’ta, Enver Bey Bingazi’de önemli başarılar elde ettiler. İtalya, bölgedeki direnişi kıramayınca Osmanlı Devleti’ni barışa zorlamak için Oniki Ada’yı işgal etti. Çanakkale Boğazı’nı topa tuttu. Bu sırada Karadağ’ın Osmanlı Devleti’ne saldırması ile Balkan Savaşları başladı. İki cephede birden savaşamayacağını anlayan Osmanlı Devleti barış istemek zorunda kaldı. Osmanlı Devleti ile İtalya arasında 15 Ekim 1912 de Ouchy (Uşi) Antlaşması imzalandı. Bu antlaşmaya göre: ÜTrablusgarp ve Bingazi, İtalya’ya bırakılacaktı. ÜBalkanlardaki durum kesinleşinceye kadar Oniki Ada geçici olarak İtalya’da kalacaktı. ÜTrablusgarp halkı dinî bakımdan Osmanlı halifesine bağlı olacaktı. Uşi Antlaşması ile Osmanlı Devleti Kuzey Afrika’daki son toprağını da kaybetmiş oldu. İtalya, Balkan Savaşları bitmesine rağmen adaları Osmanlı Devleti’ne geri vermedi. II. Dünya Savaşı’ndan yenik ayrılınca Oniki Ada Yunanistan’a verildi (1947). ? İtalya Oniki Ada’yı hangi nedenlerden dolayı işgal etmiştir? 2. BALKAN SAVAŞLARI a. Dömeke Meydan Savaşı 1829 Edirne Antlaşması ile bağımsızlığını elde eden Yunanistan Megali İdea amacını hayata geçirmek için Etnikieterya Cemiyeti’ni kurmuştu. Bu cemiyetin kışkırtmaları sonucunda 1896’da Girit’te isyan çıktı. Müslüman Türklere uygulanan zulüm karşısında Osmanlı Devleti’nde büyük tepki uyandı. İsyan sırasında Yunanistan Girit’e asker çıkardı. Bu durum Osmanlı - Yunan Savaşı’nın çıkmasına neden oldu. Yunan Ordusu Dömeke Meydan Savaşı’nda ağır bir yenilgiye uğratıldı (1897). Türk ordusuna Atina yolunun açılması Rusya ve Avrupa devletlerini telaşlandırdı. Bu devletlerin girişimiyle İstanbul’da bir konferans toplandı. Bu konferans sonucunda taraflar savaştan önceki sınırlarına çekildi ve Girit’e özerklik tanındı. Başına da Yunanlı vali atandı. Yunanistan savaşla ele geçiremediği Girit’i II. Meşrutiyet’in ilanından sonra Osmanlı Devleti’nde yaşanan karışıklıklar sırasında topraklarına kattı (1908). b. I. Balkan Savaşı Osmanlı Devleti’nin Almanya’ya yaklaşmasından rahatsız olan İngiltere Reval görüşmesinde (1908) Rusya’yı Balkanlar üzerindeki politikalarında serbest bırakmıştı. Bunun sonucunda Rusya, Balkan devletleri arasındaki ittifaklarda etkili olmaya başladı. Rusya’nın kışkırtmasıyla Balkanlarda yayılmacı politikalarına devam eden Yunanistan, Bulgaristan, Sırbistan ve Karadağ Osmanlı Devleti’nin Balkanlardaki topraklarını paylaşmak için ittifak oluşturdular. Balkan devletleri Osmanlı Devleti’nden Makedonya’da Hristiyanlar lehine Dömeke Meydan Savaşı’nı Gösteren Tablo ıslahatlar yapılmasını istediler. İstekleri kabul edilmeyince 8 Ekim 1912’de I. Balkan Savaşı’nın nedenleri nedir? Karadağ’ın Osmanlı Devleti’ne saldırması ile I. Balkan Savaşı başladı. Sırbistan, Yunanistan ve Bulgaristan da art arda savaşa katıldı. Osmanlı Devleti dört cephede birden savaşmak zorunda kaldı. Bulgarlar; Edirne, Kırklareli ve Lüleburgaz’ı ele geçirip Çatalca’ya kadar ilerlediler. Yunanlılar Ege Adalarını ve Selanik’i ele geçirdiler. Makedonya; Sırplar, Karadağlılar ve Bulgarlar tarafından işgal edildi. Osmanlı Devleti ile sınırı kalmayan Arnavutluk, bağımsızlığını ilan ederek Osmanlı Devleti’nden ayrılan son Balkan devleti oldu (1913). Avrupa devletleri durumu değerlendirmek ve Balkanlardaki savaşı durdurmak amacıyla Londra’da bir konferans toplanmasını sağladılar. Londra Konferansı sürerken İttihat ve Terakki Partisi Babıali Baskını ile hükûmeti ele geçirdi (23 Ocak 1913). ? 206 Londra Konferansı’nın sonunda Osmanlı Devleti ile Yunanistan, Bulgaristan, Sırbistan ve Karadağ arasında Londra Antlaşması imzalandı (30 Mayıs 1913). Bu antlaşmaya göre: ÜEdirne, Kırklareli, Dedeağaç ve Trakya’nın tamamı Bulgaristan’a verilecek ve Midye-Enez hattı sınır olacaktı. ÜGüney Makedonya, Selanik ve Girit, Yunanistan’a bırakılacaktı. ÜOrta ve Kuzey Makedonya Sırbistan’a verilecekti. ? Dömeke Meydan Savaşı’nda büyük bir zafer kazanan Osmanlı Devleti I. Balkan Savaşı’nda büyük bir yenilgi almıştır. Osmanlı Devleti’nde kısa sürede neler değişmiştir? Sebeplerini araştırınız. c. II. Balkan Savaşı I. Balkan Savaşı sonucunda Osmanlı Devleti’nin Balkanlardan çekilmesi bölgede siyasi otorite boşluğuna yol açtı. Bulgaristan’ın daha fazla toprak aldığını öne süren Sırbistan, Yunanistan ve Karadağ birleşerek Bulgaristan’a saldırdılar. Böylece II. Balkan Savaşı başlamış oldu (29 Haziran 1913). Bu savaşta Romanya da Bulgaristan’a savaş açarak savaşa dâhil oldu. Bu durumdan faydalanan Osmanlı Devleti, Bulgaristan’a savaş II. Balkan Savaşı’nın çıkmasının Osmanlı açarak Edirne ve Kırklareli’ni geri aldı. Her cephede Devlet’ne faydaları neler olmuştur? yenilgiye uğrayan Bulgaristan’ın isteği üzerine II. Balkan Savaşı’nı bitiren antlaşmalar imzalandı. Bükreş Antlaşması (10 Ağustos 1913) Bulgaristan ve Balkan devletleri arasında yapılan bu antlaşmaya göre: Ü Manastır, Üsküp ve Priştine Sırbistan’a, Ü Serez, Drama ve Selanik Yunanistan’a, Ü Güney Dobruca Romanya’ya bırakıldı. İstanbul Antlaşması (29 Eylül 1913) RUSYA Bulgaristan ve Osmanlı Devleti arasında yapılan bu antlaşmaya göre: Budapeşte Ü Edirne, Kırklareli ve Dimetoka Osmanlı Devleti’ne bırakılacaktı. Ü Kavala ve Dedeağaç BulgaMohaç Temeşvar ristan’ın olacaktı. Belgrad R O M A N Y A Ü Meriç Irmağı iki devlet arasında BOSNA Bükreş sınır olacaktı. Silistre Ü Bulgaristan’da yaşayan Türkler Saraybosna Şumnu Bulgarlarla eşit haklara sahip olaMostar Varna Niş BU Ziştovi caklardı. L G K S B EK RS I R HE AR Sofya İşkodraKomanova Üsküp A N ARNAVUTL UK Y U N A N İ S TA N Selanik Yanya Atina Antlaşması (14 Kasım 1913) Yunanistan ve Osmanlı Devleti arasında imzalanan bu antlaşmaya göre: Ü Yanya, Selanik ve Girit Yunanistan’ın olacaktı. Ü Yunanistan’da kalan Türk azınlığın hakları güvence altına alınacaktı. İzmir Osmanlı Devleti, sınırları kalmamasına rağmen Sırbistan ile de İstanbul Antlaşması’nı imzaladı. Bu antlaşma ile Sırbistan’da kalan Türklerin hakları güvence altına alınmış RODOS oldu. Kırklareli Edine Midye Dimetoka İstanbul Gümülcine Serez Dedeağaç Enez Filibe Manastır Avalonya Burgaz İST AN EGE DENİZİ AĞ T AD İ S AR Atina Midilli Sakız KARADENİZ Kö ste nc e ? ON DA İA İK A K D E N Osmanlı Devleti Toprakları I.Balkan Savaşı Sonunda Osmanlı Toprakları İ Z GİRİT 0 150 300 Km Balkan Savaşları Sonunda Osmanlı Devleti’nin Batı Sınırları 207 ? Atina ve İstanbul Antlaşmalarının azınlık hakları bakımından önemi nelerdir? 3. I. DÜNYA SAVAŞI VE OSMANLI DEVLETİ’NİN SONU Tarih boyunca ülkeler arasında çeşitli gerekçelerle savaşlar yaşanmıştır. Yukarıdaki fotoğrafları inceleyerek savaşların siviller üzerindeki etkilerini tartışınız. XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Avrupa’da önemli gelişmeler yaşandı. 1870’te İtalya, 1871’de ise Almanya siyasi birliklerini kurarak Avrupa sınırları içindeki yerlerini aldılar. İtalya ve Almanya’nın siyasi birliklerini kurması Avrupa’daki güçler dengesini bozdu. Almanya ve İtalya’nın sömürgecilik faaliyetlerine yönelmeleri Fransa ve İngiltere’nin savunma önlemleri almasına ve sömürge yollarının güvenliğini sağlama çalışmalarına yol açtı. Bunun sonucunda Avrupa’da devletleri arasında bloklaşmalar oluştu. 1882’de Almanya, İtalya ve Avusturya - Macaristan İmparatorluğu Üçlü İttifak (bağlaşma) devletleri adı altında birleştiler. Bu ittifaka karşı 1907’de İngiltere, Fransa ve Rusya Üçlü İtilaf (anlaşma) devletlerini oluşturdular. Bu bloklaşmalar Avrupa’da başlayıp dünyanın değişik bölgelerine yayılan I. Dünya Savaşı’nın çıkmasında etkili olmuştur. GENEL NEDENLER I. DÜNYA SAVAŞI’NIN NEDENLERİ Fransız İhtilali sonucunda ortaya çıkan milliyetçilik akımının etkisi, Sanayi İnkılabı ile birlikte sömürgeciliğin hızlanması, Ham madde ve pazar arayışının devletler arası rekabete dönüşmesi, Avrupa devletleri arasında bloklaşma ve silahlanma yarışının hızlanması. ÖZEL NEDENLER İngiltere ve Almanya arasındaki ham madde ve pazar anlayışından kaynaklanan rekabetin olması, Fransa’nın 1871 Sedan Savaşı’nda Almanya’ya kaptırdığı Alsas Loren kömür havzasını geri almak istemesi, Avusturya - Macaristan İmparatorluğu ile Rusya’nın Balkanlara hâkim olma düşüncesi, İtalya’nın Akdeniz’e egemen olma düşüncesi, Rusya’nın dünya ticaretinden pay almak için sıcak denizlere ulaşmak amacını taşıması ve Balkanlarda uyguladığı Panslavizm politikası, Japonya’nın Asya ve Büyük Okyanus’ta yayılma amacını gütmesi, 208 Büyük devletlerin oluşturdukları ittifaklar Avrupa’da gergin bir ortamın doğmasına yol açtı. 28 Haziran 1914’te Avusturya - Macaristan İmparatorluğu veliahdının Saraybosna gezisi sırasında bir Sırplı tarafından öldürülmesi I. Dünya Savaşını başlatan kıvılcım oldu. Bu olay üzerine Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Sırbistan’a savaş açtı. Savaş, itilaf ve ittifak bloklarının birbirlerine savaş ilan etmesi ile kısa zamanda büyük bir dünya savaşına dönüştü. a. Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı’na Girmesi I. Dünya Savaşı öncesinde Osmanlı Devleti’nde padişah V. Mehmet Reşat’a rağmen yönetim, İttihat ve Terakki Fırkası’nın elinde idi. Savaş öncesinde Osmanlı Devleti ittifaklardan birine dâhil olmak istiyordu. Osmanlı Devleti İtilaf Devletleriyle birlikte savaşa katılmak istediğini belirtti. Ancak İtilaf Devletleri Osmanlı topraklarını kendi paylaşım sahası olarak gördüklerinden duruma soğuk baktılar ve tarafsız kalmasını istediler. NORVEÇ Avusturya - Macaristan Veliahtı ve Eşinin Öldürülme Haberini Veren Gazete İtilaf Grubu İttifak Grubu Tarafsız İSVEÇ Moskova İNGİLTERE İR LA ND A St.Petersburg Londra AN DA R Sicilya Atina TAN CEZAYİR 440 Km NİS N UNA TA Y BİS K TLU SIR AVU ARN Cebelitarık FAS 0 220 U S Y A Berlin l H se Varşova ük LÇ Br ALMANYA İK Lüksemburg Kiev A Paris Alsas Loren Prag Viyana Münih FRANSA Budapeşte Azak Odessa Lausanne İSVİÇRE AVUSTURYA-MACARİSTAN Denizi Trieste Ouchy ROMANYA Bükreş K A R A D E N İ Z İSPANYA İT BULGARİSTAN A LY E Madrid İstanbul A Samsun Sofya dir ne ları Ada r Roma a Bale Ankara Sardinya Selanik BE L PO izbo RT n EK İZ L OL TUNUS İzmir Tiflis Batum Kars İRAN Adana Antakya A K D E N İ Z SURİYE I. Dünya Savaşı’nda Taraflar (1915’ten sonra) 1. Savaş öncesinde itilaf ve ittifak grubu devletler hangileridir? 2. Savaş sırasında bu gruplara hangi devletler dahil olmuştur? Haritadan inceleyiniz. İttihat ve Terakki’nin önde gelen isimlerinden Enver Paşa, savaşı Almanya’nın kazanacağını tahmin ediyordu. Almanya’nın yanında savaşa girilirse Balkan Savaşlarıyla kaybedilen toprakların geri alınabileceğini, kapitülasyonların kaldırılacağını ve Kafkasya’daki Türk dünyası ile birleşilebileceğini düşünüyordu. Zaten XIX. yüzyılın sonlarından itibaren iyi yönde gelişen Osmanlı-Almanya ilişkileri daha da pekişti. 2 Ağustos 1914’te gizli bir Osmanlı - Almanya ittifak antlaşması imzalandı. Almanya, Osmanlı Devleti’nin jeopolitik konumu nedeniyle kendi yanında savaşa girmesini istiyordu. Ayrıca Osmanlı Devleti Kafkasya’da Rusya ile Süveyş Kanalı’nda da İngiltere ile savaşırsa kendi yükü hafifleyecek ve İngiltere’nin sömürgelerine giden yolları kesebilecekti. Boğazlar yolu ile Rusya’ya yardım gönderilmesi de engellenecek, Osmanlı padişahının halifelik sıfatını kullanarak Müslüman devletlerin savaşa girmesi sağlanacaktı. 209 Savaş başlarında Osmanlı Devleti, tarafsızlığını ilan etmiş ve kapitülasyonları tek taraflı olarak kaldırdığını açıklamıştı. Bu durum itilaf devletlerini memnun etmedi. Almanya ise diğer devletlerin kabul etmesi hâlinde kapitülasyonların kaldırılmasını kabul edeceğini belirtti. Diğer taraftan Akdeniz’de İngiliz donanmasından kaçan Goben ve Breslav isimli Alman savaş gemileri, Boğazları geçerek Osmanlı Devleti’ne sığındı. Osmanlı Devleti bu gemileri satın aldığını bildirerek İngilizlere vermedi. Yavuz ve Midilli olarak isimlerinin değiştirildiği gemiler, Karadeniz’e açıldılar. Rusya’nın Sivastopol ve Odessa Limanlarını bombaladılar. Böylece Osmanlı Devleti resmen savaşa katılmış oldu (13 Kasım 1914). Padişah V. Mehmet Reşat tarafından cihat ilan edildi. Osmanlı Devleti’nin savaşa girmesi ile savaş alanı daha da genişledi ve cephe sayısı artmış oldu. b. Osmanlı Devleti’nin Savaştığı Cepheler Cepheler Taarruz Cepheleri 1. Kafkas Cephesi 2. Kanal Cephesi ? Savunma Cepheleri 1. Çanakkale Cephesi 2. Irak - Musul Cephesi 3. Hicaz - Yemen Cephesi 4. Suriye - Filistin Cephesi Müttefiklere Yardım Amacıyla Açılan Cepheler 1. Makedonya Cephesi 2. Galiçya Cephesi 3. Romanya Cephesi Savunma ve taarruz cepheleri kavramlarından anladıklarınızı ifade ediniz. Kafkasya Cephesi Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşına katılması üzerine Rus kuvvetleri Erzurum ve Sarıkamış yönünde ilerlemeye başladılar. Rusya’nın Osmanlı Devleti üzerindeki emellerine son verme ve Pantürkizm politikası çerçevesinde dünya Türklüğünü birleştirme düşüncesinde olan Enver Paşa, komutasındaki ordu ile taarruza geçti. Kafkas Cephesinde yapılan bu savaşlarda Enver Paşa Ruslara karşı başlangıçta başarı kazandıysa da şiddetli kış ve salgın hastalıklar nedeniyle büyük kayıplar verdi. 22 Aralık 1914’te başlayan, 19 Ocak 1915’e kadar devam eden Sarıkamış harekâtında sadece soğuk nedeniyle 30.000 Türk askeri donarak öldü. Bu olaydan sonra harekete geçen Ruslar; Van, Muş, Bitlis, Erzincan ve Trabzon’u işgal ettiler. Bu bölgedeki Ermeniler de Ruslarla birlikte hareket ederek işgal ettikleri yerlerde katliam yaptılar. Bugün Ermenilerin dünya kamuoyuna duyurmaya çalıştıkları 1915 olayları bu esnada yaşandı. Osmanlı Devleti Ermenilerin Ruslarla iş birliğini önlemek ve katliamlarını durdurmak için Ermeni terör örgütleri olan Hınçak ve Taşnak cemiyetlerini kapattı. Ayrıca savaş bölgesinde yaşayan Enver Paşa Ermenilerin geçici olarak Suriye’ye göç etmelerini sağladı. Çanakkale Savaşlarından sonra Doğu cephesine ordu komutanı olarak atanan Mustafa Kemal 6-7 Ağustos 1916’da Muş ve Bitlis’i Ruslardan geri aldı. Rusya’da Ekim 1917’de Bolşevik İhtilali’nin çıkması bu cephede Osmanlı Devleti’ni rahatlattı. Yeni Rus yönetimi 3 Mart 1918’de İttifak Devletleri ile imzaladığı Brest Litowsk Antlaşması ile savaştan ayrıldı. ? Kafkas Cephesi’nde alınan yenilginin nedenleri nelerdir? I. Dünya Savaşı Yıllarında Ermeni Sorunu Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı’na girmesi Ermeniler tarafından büyük bir fırsat olarak görüldü. Rusya Ermenileri, Rus ordusu ile birlikte Osmanlı Devleti’ne saldırı hazırlıklarına başladılar. I.Dünya Savaşı’nın başlarında Rusya, Doğu Anadolu’da Erzurum, Erzincan, Muş ve Bitlis’i işgal ederek bu bölgedeki Ermenileri yeniden ayaklandırdı. Ermeni Tehciri Rusya tarafından silahlandırılan Ermeniler, Türk köylerine baskınlar yaparak katliama giriştiler. Rusya’nın amacı Ermenileri kullanarak Doğu Anadolu’yu ele geçirmekti. Osmanlı Devleti’nin Çanakkale cephesinde ölüm kalım savaşı verdiği sırada Ermeniler, topyekün isyan için çalışmalarını hızlandırdılar. Ermeni örgütlerinin resmî gazetesi olan Ararat, Ermenilere yapacakları eylemleri açıklayan aşağıdaki beyannameyi yayımladı (Ağustos 1914). 210 1. Kim olursa olsun her Ermeni asli ihtiyaçlarından bazılarını satmak suretiyle silahlanmalıdır. 2. Seferberlik ilanıyla silah altına çağrılan Ermeniler bu çağrıya uymayacaklar, Müslümanlar da dâhil çevrelerindeki halkı da orduya katılmaktan men edeceklerdir. 3. Her ne suretle olursa olsun silah altına alınmış olan Ermeniler ordudan firar edip Ermeni çetelerine ve gönüllü birliklerine katılacaklardır. 4. Rus Ordusu sınırı geçer geçmez komiteciler, firariler ve çeteler, Rus ordusuna katılacaklardır. 5. İkmal yollarını ve telgraf hatlarını kesmek suretiyle Osmanlı ordusunun iaşe ve istihbaratını sekteye uğratacaklardır. 6. Cephe gerisinde, iki yaşına kadar olan bütün Müslümanları gördükleri yerde ve her fırsatta katledeceklerdir. 7. Müslüman halkın yiyecek, mal ve mülkünü ele geçirecek veya yakıp yıkacaklardır. 8. Terk edecekleri ev, hububat, kilise ve hayır kurumlarını yakıp Müslümanları bunların suçlusu olarak ilan edeceklerdir. 9. Resmî devlet dairelerini kundaklayacak, Osmanlı zaptiye ve jandarmalarını katledeceklerdir. 10. Cepheden yaralı dönen Osmanlı askerlerini öldüreceklerdir. 11. Şehir, kasaba ve köylerde isyan çıkaracaklardır. 12. Müslüman askerlerin ve sivil halkın morallerini bozarak göçe mecbur edeceklerdir. 13. Bomba ve silah imal, tedarik veya ithal ederek bütün Ermenileri silahlandıracaklardır. 14. Ermenilerin yaptıkları isyan, ihtilal ve katliamın faturasını Müslümanlara çıkararak bunu iç ve özellikle dış kamuoyunda neşredeceklerdir. 15. İtilaf devletleri hesabına casusluk ve rehberlik yapacaklardır. Yayımlanan beyannameyi hemen uygulamaya koyan Ermeniler Türk halkına en büyük zararı I. Dünya Savaşı yıllarında verdiler. Rus ordusu ile birlikte hareket eden Ermeniler Doğu ve Güneydoğu’da birçok yerde isyanlar çıkardılar. Şubat 1915’te Van’da olaylar başlattılar. Rus orduları buradaki Ermenilerin yardımı ile ilerleyerek Van’ı işgal etti ve buraya Ermeni vali atadı. Muş ve Bitlis’te de aynı durum yaşandı. Komiteciler ve kilisenin ortaklaşa başlattığı katliamları, Akdamar Ruhban Okulu yönetiyordu. Ermenilerin Anadolu’daki faaliyetlerinin en açık şekilde görüldüğü yer Van oldu. Dönemin Osmanlı valisi Cevdet Bey, Türkleri Ermeni katliamından kurtarabilmek için Dahiliye Nezareti’nin bilgisi dahilinde göç yaptırdı. Türkler herşeylerini bırakarak Tatvan, Bitlis, Diyarbakır ve Urfa’ya doğru göçe başladılar. Göç eden Türkler, yollarda Ermeni çeteleri tarafından katledildiler. Yine Van’ın Zeve köyünün bütün halkı, kadın çocuk ayrımı yapılmaksızın Ermeniler tarafından öldürüldüler. Çeşitli nedenlerle göç edemeyenlerin de büyük bölümü Ermenilerce öldürülürken özellikle kadınlar çok kötü muameleye maruz kaldılar. Bütün bunlar olurken Ermenileri sadece Rusya değil İngiltere ve Fransa da destekledi. Bu devletler, Rusya’nın güdümünde bir Ermeni devleti kurulmasını seyretmektense kendilerinin yardımı ile bağımsız bir Ermeni devletinin kurulmasını çıkarlarına uygun buluyorlardı. Ayrıca Osmanlı Devleti’nin cephe gerisinde yıpratılarak içten yıkılmasını sağlamak için de Ermeni isyanlarını desteklediler. Osmanlı Devleti Ermeni komitelerinin desteği ile isyanların büyüdüğünü görünce birtakım önlemler almaya başladı. Osmanlı Dahiliye Nezareti 24 Nisan 1915’te Ermeni komite merkezlerinin kapatılması, belgelerine el konulması ve komite elebaşılarının tutuklanmasını bir genelge yayımlayarak ilgili merkezlere bildirdi. Sözü edilen genelge günümüz Türkçesi ile aşağıdaki gibidir: “Hınçak, Taşnak ve benzeri komitelerin gerek başkentte ve gerek diğer illerde bulunan şubelerinin derhal kapatılmaları, belgelerine, kesinlikle kaybolmayacak bir biçimde, el konulması, komitelerin başkan ve ileri gelenlerinden hükûmetçe tanınan fanatik kişilerle, önemli ve zararlı Ermenilerin hemen tutuklanması bulundukları yerlere devam ve oturmalarında sakınca görülenlerin uygun görülecek yerlerde toplattırılarak kaçmalarına fırsat verilmemesi, gerekli görülecek yerlerde silah aramasına başlanılması ve gerekenlerin derhal Divanıharb’e verilmesi hükûmetçe kararlaştırılmış olduğundan; bu konuda sivil memurlarla işbirliğinde bulunulması ve onlar tarafından istenilecek her türlü yardımın hemen yerine getirilmesi önemle rica olunur.” Başkomutan Vekili Enver Bu genelge üzerine İstanbul’da Hınçak ve Taşnak Ermeni komitelerinin elebaşılığını yapan 2345 kişi tutuklandı. Ermenilerin “soykırım yıl dönümü” diye andıkları ve her yıl Amerika Birleşik Devletleri’nin meclislerine getirilen “24 Nisan” günü meselesi, bu genelgenin yayınlandığı günü işaret eder. 211 Alınan bu önlemler de sonuç vermeyince 27 Mayıs 1915 tarihinde Tehcir Kanunu çıkarıldı. Savaş alanı içindeki Ermenileri göç ettirme ve yerleştirme ile ilgili bu geçici kanun 1 Haziran 1915’te Takvimivakayi gazetesinde yayımlandı. 1912 yılında yapılan nüfus sayımına göre Osmanlı Devleti topraklarında 1 milyon 300 bin Ermeni yaşamaktaydı. Bu kanunla, bölgedeki Ermenilerden sadece isyan hareketine karışanlar savaş bölgesinden alınıp ülkenin güvenli bölgelerine göç ve yerleşime tabi tutuldular. Bu uygulama aynı zamanda Ermeni halkın can güvenliğini de sağladı. Çünkü bu çeteler terör eylemine ve isyana katılmayan Ermenileri de öldürüyorlardı. Tehcir Kanunu’na göre göç ettirilen 702 bin 900 Ermeni için uygun görülen bölge bugünkü Güneydoğu Anadolu’nun güneyi ile Kuzey Suriye arasında kalan bölge idi. Tehcir Kanunu üç maddeden oluşuyordu: 1. Madde : Sefer zamanında ordu, kolordu ve tümen komutanları ve bunların vekilleri ve bağımsız bölge komutanları, halk tarafından herhangi bir şekilde hükûmet emirlerine, yurt savunmasına, mevcut düzene ve güvenlik işlerine karşı durum alan ve silahla saldıran ve direnenleri görürlerse hemen askerî kuvvetlerle karşı koyacaklardır, saldırı ve direnmeyi kökünden yok etmekle yetkili ve yükümlüdürler. 2. Madde : Ordu ve bağımsız kolordu ve tümen komutanları, askerî nedenlere dayanan, casusluk ve hainliklerini hissettikleri bölge halkını, tek tek veya toplu olarak memleketin diğer bölgelerine gönderebilirler ve oralarda oturtabilirler. 3. Madde: Bu kanun yayımlandığı tarihten itibaren geçerlidir (27 Mayıs 1915). Osmanlı Devleti yer değiştirme uygulamasına tabi tuttuğu Ermenilerin nakli sırasında ağır savaş şartlarına rağmen olağanüstü gayret gösterdi. Aynı bölgelerde Ermenilerden başka Süryani, Keldani, Musevi ve Rum gibi başka gayrimüslimler de yaşıyordu. Bunların göçe tabi tutulmamaları sadece isyana katılan Ermenilerin göç ettirilmesi dikkat çekicidir. Osmanlı Dahiliye Nezareti yayımladığı yönetmeliklerle göçün nasıl yapılacağını en ince ayrıntılarına kadar planladı. Bu yönetmeliklerle devletin aldığı koruyucu tedbirler özetle şunlardır: 1. Yerleri değiştirilen Ermenilerin her türlü vergileri ertelenmiştir. 2. Ermenilerin diledikleri eşyalarını beraberinde götürmelerine izin verilmiş, gayrimenkullerinin de ucuza satılmaması için tedbir alınmıştır. 3. Tehcire tabi tutulan Ermenilerin yol boyunca her türlü ihtiyaçlarının karşılanması için gerekli memurlar tayin edilmiştir. 4. Gerek sevk merkezlerinde ve gerekse sevk sırasında göçmenlere saldırılmaması için gerekli tedbirler alınmış, saldıranlar ise hemen yakalanıp Divanıharb’e gönderilmiştir. 5. Yerleştirilecekleri yerlerde tarım arazilerinin verimli olması ve suyun bulunması istenmiş, can ve mal güvenlikleri için karakolların kurulması sağlanmıştır. 6. Ermeni milletvekillerinin, Türk ordusundaki Ermeni askerDahiliye Nazırı Talat Paşa lerin, subayların ve askerî doktorların aileleri nakledilmemiştir. 7. Yaşlılar, güçsüzler, körler, dul ve yetimler tehcire tabi tutulmamıştır. 8. Bütün bu ilkelerin uygulanmasında sırasıyla kaymakam, mutasarrıf ve valiler sorumlu tutulmuşlardır. Dahiliye Nezareti Tehcir gereği Erzurum, Van, Bitlis vilayetlerinden çıkarılan Ermeniler Musul’un güney kısmı, Zor ve Urfa sancağına; Adana ve Maraş civarından çıkarılan Ermeniler ise Suriye’nin doğu ve güneydoğusuna nakledildiler. Göç ettirilen Ermenilerin yerleştirilecekleri yerlerde tarım arazilerinin verimli olmasına dikkat edilmiş yine buralarda güvenliklerini sağlamak için karakollar kurulmuştur. Ayrıca gittikleri yerlerde eski meslek ve işlerini yapmalarına imkân sağlanmıştır. Bu göç sırasında Ermenilerin sıkça iddia ettikleri gibi 1 milyon 500 bin Ermeni ölmemiştir. Osmanlı istatistiklerinde I. Dünya Savaşı döneminde Osmanlı topraklarında yaşayan Ermenilerin nüfusu 1 milyon 300 bindir. Bu durumu tarafsız nüfus bilimcileri de onaylamaktadır. Yine kayıtlara göre tehcire tabi tutulan Ermeni nüfusu 702 bin 900’dür. Ermenilerin tehciri de dâhil bütün bu isyanlar ve savaş 212 sırasında tarafsız araştırmacıların verdiği rakamlara göre savaş ve hastalıklar dahil 300 bin Ermeni hayatını kaybetmiştir. Oysa Rus resmî belgelerine göre sadece Erzurum, Erzincan, Trabzon, Bitlis ve Van’da Ermeniler yaklaşık 600 bin Türk’ü katlettiler ve 500 binini de göçe zorladılar. Ermeni ayaklanmalarına destek veren Bogos Nubar Paşa’ya göre aynı dönemde ölen Türklerin sayısı 1 milyon 400 bindir. Mayıs 1915’te başlatılan Ermeni tehciri 24 Ekim 1916’da tamamen durduruldu. Osmanlı Devleti’nin Ermenileri yok etme gibi bir niyeti olsaydı göç sırasında ve sonrasında bu kadar önlem alması mümkün olabilir miydi? Kaldı ki öldüğünü iddia ettikleri insanların toplu mezarları nerededir? Oysa Van, Erzurum, Bayburt ve Tercan’da açılan birçok toplu mezarın Müslüman Türklere ait olduğu görülmüştür. Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı sırasında kendi güvenliğini sağlamak Bogos Nubar Paşa için çıkardığı tehcir kanununa İngiltere, Fransa ve Rusya’nın başını çektiği İtilaf Devletleri karşı çıktılar. Bazı Avrupalı ve Ermeni yazarlar da göçe tabi tutulan ve ölen Ermenilerin sayısını abartarak bunu Türkler aleyhine önemli bir malzeme olarak kullandılar. Yaşananları bir soykırım gibi göstermek için yoğun propagandalara başladılar. İşte sözde soykırım iddiası olarak ileri sürülen 1915 olaylarının tarihçesi budur. ? İtilaf Devletlerinin Tehcir Kanunu’na karşı çıkma nedenleri neler olabilir? I. Dünya Savaşı içinde Bolşevik İhtilali’ni yaşayan Rusya savaştan ayrıldı. Rus orduları ile iş birliği yapan Ermeniler de Ruslarla birlikte Osmanlı topraklarından kaçmak zorunda kaldılar. Bu çekiliş sırasında yaptıkları mezalim dünya tarihinin kara sayfalarından birini oluşturdu. Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı’ndan yenik ayrılınca 31 Aralık 1918’de Geri Dönüş Kararnamesi’ni çıkardı. Göçe tabi tutulan Ermeniler geri döndüler ve eski mal ve mülklerini yeniden aldılar. Mondros Ateşkes Antlaşması’nın imzalanmasından sonra Ermeniler yeniden harekete geçtiler. Ermeni Patriği Zevan Efendi İstanbul’da teşkilatlanma başlattı. Türkiye Ermenilerinin temsilcisi sıfatıyla Bogos Nubar Paşa İtilaf Devletleri’ne başvurarak bağımsız bir Ermenistan devletinin kurulmasını istedi. İngilizlerin yardımına güvenen Ermeniler, Aralık 1918’de Aras vadisinden hareketle Gümrü, Acmiyazin, Iğdır ve Kars’a kadar gelerek yağma ve katliamlar yaptılar. Yeniden Doğu Anadolu’yu işgal hevesine kalkıştılar. Fransa işgal ettiği Adana, Maraş, Urfa ve Antep’te Ermenilerden asker toplamaya başladı. Ancak hesap etmedikleri bir şey oldu ve Türk milleti, Mustafa Kemal’in önderliğinde İsyan Eden Ermenilerin Osmanlı Askerlerine Karşı Siperlerdeki Fotoğrafı Millî Mücadeleyi başlattı. Kaynak: Ermeni Ayaklanmaları ve İhtilal Hareketleri Mustafa Kemal, Kâzım Karabekir’i tam yetki ile Doğu Cephesi Komutanlığı’na atadı. Türk ordusu Ermenileri yenilgiye uğratarak 3 Gümrü Antlaşması’nın önemi nedir? Aralık 1920’de Gümrü Antlaşması imzalandı. Bu antlaşma ile Ermeniler, Türkiye üzerinde hiçbir hakları ve iddiaları olmadığını kabul ettiler. Lozan’a Göre Ermenilerin Yerleşim Sorunu ve Azınlıklar Meselesi: Doğu Cephesi’nde Ermenilere karşı kazanılan zaferden sonra Batı ve Güney Cephelerinde de Millî Mücadele kazanıldı. İtilaf Devletleri işgal ettikleri topraklarımızı boşaltmak zorunda kaldılar. Savaş sonu kesin antlaşma yapmak için Lozan’da konferans toplandı. Türkiye Büyük Millet Meclisi delegasyonuna, Lozan Barış Görüşmelerine giderken kesin talimat verilmişti. Ermenistan konusu görüşmelere alınmayacaktı. Türkiye; İtalya, Fransa ve İngiltere’ye karşı Ermeni sorununu Lozan’da gündeme bile aldırmadı. Lozan Antlaşması’nda azınlık hakları konusunda Türk tarafının tezi kabul edildi. Buna göre Türk vatandaşı olan gayrimüslimler, medeni ve siyasi haklar bakımından Müslümanlarla eşit haklara sahip oldular. Türkçenin dışındaki dilleri; dinî işlerinde, ticari ve özel ilişkilerinde kullanabilecekler, her türlü ? 213 gazete, dergi ve kitapları kendi dillerinde yayımlayabileceklerdi. Yine masraflarını kendileri karşılamak şartı ile okullar açabilecek dinî kurumlar oluşturabileceklerdi. Ermeniler de bütün azınlıklar gibi bu haklardan faydalanacaklardı. Lozan Antlaşması’nın 40 ve 61. maddelerinde Ermenilerin Türk vatandaşları olarak sahip oldukları hakları ve bu hakları kaybetme koşulları pekiştirilmiştir. Lozan Antlaşması’nın Maddeleri Madde 40 — Müslüman olmayan azınlıklara ilintili olan Türk yurttaşları hukuk bakımından ve fiilen öteki Türk yurttaşlarına uygulanan işlemlerin ve sağlanan güvencelerin tıpkısından yararlanacaklar ve özellikle, harcamaları kendilerince yapılmak üzere, her türlü yardım, dinsel ya da sosyal kurumları, her türlü okul ve benzeri öğretim ve eğitim kurumları kurma, yönetme ve denetleme ve buralarda kendi dillerini özgürce kullanma ve dinsel ayinlerini serbestçe yapma bakımından eşit bir hakka sahip bulunacaklardır. Madde 61 — İşbu antlaşma gereğince Türkiye’den başka bir devletin uyruğuna geçmiş olan sivil ve askerler emeklilik ve açıkta tutulma, yetim ve dul maaşlarından (Pension) yararlananlar, maaşları nedeniyle Türkiye hükûmetine karşı hiçbir istemde bulunamayacaklardır. 1. Lozan Antlaşması’na göre azınlık hakları nasıl belirlenmiştir? 2. Ermenilerin Türkiye’de sahip oldukları hakları kaybetmeleri Lozan Antlaşması’nın hangi maddesi ile nasıl belirlenmiştir? Ermeni İddiaları ve ASALA: Lozan Antlaşması’nda azınlık hakları konusunda belirlenen esaslarla Türk Devleti vatandaşlarından olan Ermeniler, Türk Medeni Kanunu kabul edilince kendileri için azınlık statüsü istemediklerini açıkladılar. II. Dünya Savaşı sonrası dünya devletleri NATO ve Varşova Paktı üyeleri olarak iki kutba ayrıldı. Rusya, NATO üyesi olan Türkiye’nin güç kazanmasını kendi çıkarlarına uygun bulmadığı için kendi bünyesinde bulundurduğu Ermenistan Devleti’ni kullanmaya başladı. Erivan merkezli Ermenistan Devleti ve dünyanın değişik ülkelerinde yaşayan Ermeniler yeniden büyük Ermenistan rüyası görmeye başladılar. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin üyesi bulunduğu Birleşmiş Milletler Genel Kurulu dünyada soykırım suçunu önlemek ve yapanları cezalandırmak için 1948’de Soykırım Sözleşmesi’ni kabul etti. Türkiye bu sözleşmeyi 1950’de kabul etti. Birleşmiş Milletler, soykırımın tanımını şöyle yapmıştı: Soykırım; ırk, milliyet, etnik ve din farklılıkları nedeniyle insan gruplarının yok edilmesidir. Bu grubun üyelerini öldürmek, maddi ve manevi acılar yaşatmak, doğumlarını engelleyici önlemler almak, bir grubun çocuklarını zorla başka bir gruba aktarmak gibi yöntemler uygulanmasıdır. Ermenilerin iddiaları ile Birleşmiş Milletlerin soykırım tanımı arasında karşılaştırma yapıldığında Ermenilere soykırım yapılmadığı açıkça görülebilir. 1965’te jeopolitik ve jeo-stratejik konumunun önemi paralelinde Türkiye’nin güçlenmesinden çekinen yakın komşuları ve Avrupa devletleri, Ermeni iddialarını çıkarları için yeniden gündeme getirdiler. 1965’ten sonra Fransa ve ABD’de faaliyet gösteren Ermeni diasporası adı altında bir kısım Ermenilerin kurduğu örgüt kendi maddi çıkarları için asılsız iddialarla dünya kamuoyunu yanıltmaya başladılar. Bunun için uygulamaya koydukları Dört T olarak adlandırılan planları şu dört kavrama dayanmaktadır: “Tanıtım, Tanınma, Tazminat ve Toprak”. Yani sözde iddialarını terör yoluyla tanıtacaklar, sözde iddiaları dünya kamuoyunda kabul edilip Türkiye tarafından tanınacak, ardından Türkiye’den tazminat alınacak ve sonuçta da büyük Ermenistan hayalini gerçekleştirmek için gerekli toprak koparılacaktır. Bu amaçla 20 Ocak 1975’te açılımı Ermenistan Kurtuluşu için Ermeni Gizli Ordusu olan, kısa adı ile ASALA kuruldu. Bu terör örgütü ilk kez Dünya Kiliseler Birliği Beyrut Bürosu’na bombalı saldırı ile adını duyurdu. ? Ermeni Diasporası’nın “Dört T” planı ile elde etmeye çalıştıkları amaçları nelerdir? ASALA, Osmanlı Devleti’nde 1915’te Ermenilere soykırım yapıldı iddiası ile Türk toprakları üzerinde bir Ermeni devleti kurmak istiyordu. Silahlı mücadele amacını taşıyan ASALA’nın hedefi, elde edeceği Anadolu topraklarını Ermenistan’a bağlamaktı. Bu amacı taşıyan Ermeni teröristler ve ASALA şimdiye kadar Türk temsilciliklerine yönelik şu silahlı eylemleri gerçekleştirdiler: • 27 Ocak 1973’te Türkiye’nin Los Angeles Başkonsolosu Mehmet Baydar ve Konsolos Bahadır Demir şehit edildi. • 22 Ekim 1975’te Viyana Büyükelçimiz Danış Tunalıgil şehit edildi. 214 • • • • • • • • • • • • • • • • • • • • • • • • • • • 24 Ekim 1975’te Paris Büyükelçimiz İsmail Enez ve makam şoförü Talip Yener şehit edildi. 16 Şubat 1976’da Beyrut Büyükelçiliği Başkâtibi Oktar Cirit şehit edildi. 9 Haziran 1977’de Vatikan Büyükelçimiz Taha Carım şehit edildi. 2 Haziran 1978’de Madrid Büyükelçimizin eşi Necla Kuneralp ve emekli büyükelçi Beşir Balcıoğlu makam aracına yapılan saldırıda şehit edildiler. 12 Ekim 1979’da Lahey Büyükelçimizin oğlu Ahmet Benler şehit edildi. 22 Aralık 1979’da Türkiye’nin Paris Turizm Müşaviri Yılmaz Çolpan şehit edildi. 31 Temmuz 1980’de Atina Büyükelçiliğimiz İdarî Ataşesi Galip Özmen ve kızı Neslihan Özmen şehit edildiler. 17 Aralık 1980’de Türkiye’nin Avustralya-Sydney Başkonsolosu Şarık Arıyak ve koruması Engin Sever şehit edildiler. 4 Mart 1981’de Paris Büyükelçiliğimiz Çalışma Ataşesi Reşat Moralı ve din görevlisi Tecelli Arı şehit edildiler. 2 Nisan 1981’de Kopenhag Çalışma Ataşemiz Cavit Demir, Ermeni saldırganlarca yaralandı. 9 Haziran 1981’de Cenevre Başkonsolosumuzun sekreteri Mehmet Savaş Yeryüz şehit edildi. 24 Eylül 1981’de Paris Başkonsolosluğu binası 4 Ermeni terörist tarafından işgal edildi. 56 Türk görevli ve vatandaşı rehin alındı. Güvenlik görevlisi Cemal Özen şehit edildi. 25 Ekim 1981’de Roma Büyükelçiliğimizin ikinci kâtibi Gökberk Ergenekon saldırıya uğrayarak yaralandı. 28 Ocak 1982’de Los Angeles Başkonsolosumuz Kemal Arıkan şehit edildi. 5 Mayıs 1982’de Boston Fahri Başkonsolosu Orhan Gündüz şehit edildi. 7 Haziran 1982’de Lizbon Büyükelçiliği İdarî Ataşesi Erkut Akbay ve eşi Nadide Akbay şehit edildiler. 27 Ağustos 1982’de Ottowa Büyükelçiliğimiz Askerî Ataşesi Atilla Altıkat şehit edildi. 7 Ağustos 1982’de iki ASALA teröristi, Ankara Esenboğa Havalimanı’na silahlı baskın yaparak 8 kişiyi öldürdü, 72 kişiyi yaraladı. 9 Eylül 1982 Burgaz Başkonsolosluğu İdarî Ataşesi Bora Süelkan şehit edildi. 9 Mart 1983’te Belgrad Büyükelçimiz Galip Balkar şehit edildi. 16 Haziran 1983’te İstanbul Kapalıçarşı saldırısını düzenleyen Ermeni teröristler 2 kişiyi öldürdü. 21 kişiyi de yaraladı. 14 Temmuz 1983’te Brüksel Büyükelçiliği İdarî Ataşesi Dursun Aksoy şehit edildi. 15 Temmuz 1983’te Türk Hava Yollarının Paris Orly Havalimanı Bürosu bombalandı. Olayda 2’si Türk 8 kişi öldü, 63 kişi yaralandı. Bu olay, tarihe Orly Katliamı olarak geçti. 27 Temmuz 1983’te Lizbon Büyükelçilik Müsteşarının eşi Cahide Mıhçıoğlu yapılan saldırıda şehit edildi. 28 Nisan 1984’te Tahran Büyükelçiliğimizin sekreterinin eşi olan iş adamı Işık Yönder şehit edildi. 20 Haziran 1984’te Viyana Büyükelçiliğimiz Çalışma Ataşesi Erdoğan Özen şehit edildi. 19 Kasım 1984 Türkiye’nin BM Temsilciliğinde görevli Enver Ergun şehit edildi. Ermeni terör örgütleri dünyanın tepkileri üzerine 1980’li yıllarda taktik değiştirerek PKK terör örgütü ile iş birliğine girdiler. 1984 yılında ASALA ile PKK iş birliği yaptı. Böylece Ermeni terörü geri plana çekilerek PKK terörü öne çıkarıldı. Belgelerle, Bekaa ve Zeli kamplarında iki terör örgütünün birlikte eğitim gördükleri açıktır. Türk güvenlik güçlerinin PKK terör örgütü ile mücadelede başarı sağlanması üzerine Ermeni diasporası bu kez emellerini Ermenistan devleti tarafından verilen açık destekle sürdürdü. 1991 yılında Ermenistan bağımsız oldu. Türkiye dağılan Sovyetler Birliği’nin diğer cumhuriyetlerini tanıdığı gibi Ermenistan’ı da tanıdı. Ancak iki ülke arasında diplomatik ilişkiler kurulamadı. Çünkü 23 Ağustos 1990’da kabul edilen Ermeni Bağımsızlık Bildirgesi ve Anayasası’nın 11. maddesinde “Ermenistan Cumhuriyeti, Osmanlı Türkiye’si ve Batı Ermenistan’da gerçekleştirilen 1915 soykırımının uluslararası kabul görmesi çabasını destekler.” maddesine yer verilmişti. Ermeni Cumhuriyeti, Türkiye’ye yönelik iddialarını bir devlet politikası hâline getirdi. Ermenistan Anayasası’nın giriş bölümünde Ermenistan Bağımsızlık Bildirisinde kayıtlı ulusal hedeflerin Ermeni Devleti’nin temel ilkeleri olduğu beyanı, yine Ermenistan Anayasası’nın 13. maddesinin 2. paragrafında Devlet Arması’nda Ağrı Dağı’nın bulunduğu kaydı yer almaktadır. Ermeniler, zulme ve haksızlığa uğramış bir toplum imajı yaratarak sözde soykırımın tanınması için girişimlerini artırdılar. Birçok ülkede bunu kabul ettirdiler. Hatta Avrupa devletlerinin bazılarında ve Amerika okullarında sözde soykırım iddiaları ders olarak okutulmaya başlandı. Çünkü Ermeniler bulundukları ülkelerde özellikle ABD’de oylarını bölmeyerek önemli bir siyasi güç oluşturdular. Oylarını 215 verdikleri partilere şart olarak soykırım isteklerini öne sürdüler ve kabul ettirdiler. Türkiye - Ermenistan ilişkileri Ter Petrosyan yönetiminde ılımlı bir dönem geçirdi. Ancak 1998’de Taşnaksutyun örgütünün gizli lideri Koçaryan’ın cumhurbaşkanı olmasından sonra ilişkiler daha da gerginleşti. Koçaryan yaptığı resmî bir konuşmada “Soykırımı hiçbir zaman unutmayacaklarını, dünyaya bu trajediyi hatırlatmak durumunda olduklarını, soykırımın cezasız kaldığını, uluslararası tanıma ve kınamanın layık olduğu şekilde gerçekleşmediğini” ifade etti ve Dört T planının uygulanmasına hız verdi. Koçaryan gibilere en güzel cevabı yine Türkiye’de yaşayan Ermeni cemaati verdi. Kandilli Ermeni Kilisesi Başkanı Dikran Kevorkan: “Soykırım ve tehcir farklı anlamlara gelir. Emperyalistlerin oyunları, Ermeni idarecilerin apolitik düş öncüleri (medya, kilise, din adamları) bütün bu olaylara sebep olmuştur. Bugün dünya üzerindeki Ermenilerin en rahatlıkla, en güçlü şekilde kendi kimliklerini muhafaza ettikleri ülke Türkiye’dir. Yurt dışında, diasporadaki Ermeniler, isimlerini değiştirerek mücadeleye giriyor. Çünkü oralarda, bir kültür ağırlığıyla, o insanların kültürünü eritmek var. Bugün Türkiye’nin aleyhine konuşan diasporadaki Ermeniler çok iyi biliyorlar ki Amerika’nın belli kiliselerinde kurban ayinleri pazar günleri İngilizce yapılıyor, Ermeniler ana lisanlarını kaybediyorlar. Bunu söylediğin zaman kötü kişi oluyorsun. Biz onun için Türkiye’deki Ermeni vatandaşlar olarak üzüntümüzü dile getiriyoruz. Ne için? Atatürk’ün emanet ettiği Kuvayımilliye ruhuna bir haksızlık yapılmaktadır. PKK! ASALA! Bütün bunlar dışarıdakilerin oyunudur. Biz Türkiye’deki vatandaşlar olarak Ermenilere bir haksızlık yapıldığını düşünmüyoruz. Ermeniler eğer akıllıysa maşa olarak kullanılmasınlar.” diye cevap verdi. Ermeniler asılsız soykırım iddialarını kabul ettirmek için lobi faaliyetlerinde bulundukları ülkelerin hükûmetlerini ve parlamentolarını etkilemeye çalıştılar. Maalesef 24 Nisan gününü başta Fransa, İtalya, Arjantin, Rusya, Kanada, Yunanistan, Lübnan, Vatikan, Uruguay ve Güney Kıbrıs Rum yönetimi olmak üzere, ABD’nin yirmi yedi eyaletinde kabul ettirdiler. ? Ermeni soykırım iddialarına karşı Türkiye’nin yaptığı çalışmalar nelerdir? Bütün bu siyasal kararların ve çabaların arkasında çok farklı amaçlar bulunduğu kuşkusuzdur. Hukuki bakımdan bağlayıcılığı olmayan bu kararların, uluslararası camiada etkili olduğu görülmektedir. Zamanla bu tasarılarla gündeme getirilen taleplerin, Türkiye’nin dış ilişkilerinde (Avrupa Birliği vb.) bir “dayatma” unsuru olarak kullanılması da söz konusu olabilecektir. Ermenilerin soykırım iddialarına karşı Türkiye 2001 yılı sonunda Asılsız Soykırım İddialarıyla Mücadele Koordinasyonu Kurulu’nu oluşturdu. Bu kurul Ermeni iddialarının asılsızlığı konusunda bilimsel çalışmalara başladı. Ayrıca Ermeni sorunu okulların müfredat programlarına alınarak gençlerin bilinçlendirilmesi süreci başlatıldı. Yine Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) Türk - Ermeni İlişkileri Millî Komitesini kurdu. Kanal Harekâtı: Almanya’nın isteği üzerine açılan bu cephede İngilizlere karşı savaşıldı. Osmanlı Devleti 1882’de İngiliz işgali ile kaybettiği Mısır’ı geri almak ve İngiltere’nin sömürgeleri ile bağlantısını kesmek istedi. Ayrıca Süveyş Kanalı ele geçirilirse İngiltere’nin sömürgelerinden gelen yardım önlenebilirdi. Bahriye Nazırı Cemal Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri 1915 yılında Süveyş Kanalı’na iki kez taarruza geçti ancak başarılı olamadılar. Osmanlı ordusunun geri çekilmesi üzerine ilerleyen İngilizler Sina Yarımadasını alarak Bahriye Nazırı Suriye’ye kadar ilerlediler. Cemal Paşa Hicaz ve Yemen Cephesi: İngiltere tarafından açılan bu cephede Osmanlı Devleti, Arap Yarımadası’ndaki İngiliz ilerleyişini durdurmak ve kutsal yerleri korumak için mücadele etti. Ancak Arapların İngilizlerle iş birliği yapması üzerine İngiliz kuvvetlerine karşı başarılı olamadı. Hicaz bölgesi Osmanlı Devleti’nin elinden çıktı. Irak Cephesi: İngiltere, Orta Doğu petrol bölgesini ele geçirmek ve Rusya’ya Kafkaslar üzerinden yardım götürmek amacıyla bu cepheyi açtı. Ayrıca bölge ele geçirilirse Osmanlı’nın İran’a girip Hindistan’daki İngiliz sömürgelerine ulaşması da engellenmiş olacaktı. Basra Körfezi’ne asker çıkaran İngiltere, Kut’ül Amare Savaşı’nda Osmanlı kuvvetlerine karşı yenildi. Ancak daha sonra gelen kuvvetlere karşı Osmanlı birlikleri başarılı olamadı. 1917’de Bağdat’ı işgal eden İngilizler ilerleyerek Kerkük’ü de ele geçirdi. Suriye - Filistin Cephesi: Osmanlı Devleti’nin Kanal Harekâtında yenilerek geri çekilmesi üzerine İngiltere Kudüs ve Filistin’i işgal etti. Özellikle İngilizlerin devlet kurmak vaadi ile kandırdığı Arap kabilelerinin de İngilizlerle birlikte Osmanlı’ya karşı savaştığı bu cephede İngiltere Suriye’ye girdi (1918). 216 Bu cephede Mustafa Kemal, Alman general Limon van Sanders komutasındaki Yıldırım ordularına bağlı 7. kolordu komutanı olarak görev yapıyordu. Mustafa Kemal Halep’in kuzeyinde bir savunma hattı kurarak İngilizleri durdurdu. Galiçya, Romanya ve Makedonya Cephesi: Osmanlı Devleti Bulgaristan ve Avusturya - Macaristan İmparatorluğuna yardım etmek için Osmanlı toprakları dışında Galiçya, Romanya ve Makedonya’da da savaşmıştır. Rusya, Romanya ve Fransa’ya karşı savaşılan bu cepheler Rusya’nın savaştan ayrılması ile kapanmıştır. ? Osmanlı Devleti’nin müttefiklerine yardım için savaştığı cephelerin diğer İttifak Devletleri’nde de benzerleri var mıdır? Araştırınız. VARŞOVA Galiçya Cephesi Viyana İtil ( Volga) Nehri ri Tun a Tisa Nehri a Azak Denizi Nİ onya KARADENİZ si ul e i es ph Ce Ça Girit Halep N İ Şam M I S I R ehr Bağdat i H i ad Ab BA KÖ RF EZ C Medine s i h e e p Cidde İ B z 600 km A A a 450 an i R İZ 300 es SR c EN 150 h A ILD 0 p Basra KIZ Nil Nehri e F Ce ilis ph tin esi Sin Yarımaada sı Kanal Cephesi at N Kutü’l Âmare Kudüs Gazze Süveyş Kanalı Musul Kerkük C Z cle Bitlis Ne hri Fır Su E riye Ce phes i Kıbrıs Van Gölü ak Ir D Di Zİ İZİ K e si m Erzincan Muş Nİ ak lırm Kızı ehri N Ankara EN ED A Ka C zur e u Er as fk na kk al İs DE b tan ph EG Sicilya R Zİ Cephe ZA DE Maked zon K Tun Bükreş a Ne hri Tr ab i HA Tİ YA hr esi Rİ Ne ny AD va Ro Sa Ural Nehri Budapeşte ph i ma ehr Ce va N Neh Dra İ S T A N Mekke Yemen Cephesi I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti’nin Savaştığı Cepheler Çanakkale Cephesi: I. Dünya Savaşı içinde Türk ordularının kesin zafer kazandıkları tek cephe Çanakkale cephesidir. İtilaf Devletleri İstanbul ve Boğazları alarak Osmanlı Devleti’ni savaş dışı bırakmayı ve müttefikleri Rusya’ya gerekli olan askerî ve ekonomik yardımı Boğazlar üzerinden ulaştırmak istediler. Osmanlı Devleti’ni savaş dışı bırakmak amacındaydılar. Çanakkale cephesinin açılma sebepleri nelerdir? ? 217 ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi? En kesif orduların yükleniyor dördü beşi, Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya. Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı! Nerde -gösterdiği vahşetle- "Bu bir Avrupalı!" Dedirir: Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi, Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi! Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvâm-ı beşer, Kaynıyor kum gibi... Mahşer mi, hakikat mahşer. Yedi iklimi cihânın duruyor karşısında, Ostralya’yla beraber bakıyorsun: Kanada! Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin; Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin. Yerin altında cehennem gibi binlerce lâğam, Atılan her lâğamın yaktığı yüzlerce adam. Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer O ne müthiş tipidir: Savrulur enkâz-ı beşer... Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el ayak, Boşanır sırtlara, vâdilere, sağnak sağnak. Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmert eller, Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller. Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere, Sürü hâlinde gezerken sayısız tayyâre. Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk; Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk. Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ... Hani, tâ’ûna da zuldür bu rezil istilâ! Ah, o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asil, Ne kadar gözdesi mevcud ise, hakkıyle sefil, Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına; Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına. Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz... Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz. Sonra mel’undaki tahribe müvekkel esbâb, Öyle müthiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb. Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı; Beriden zelzeleler kaldırıyor a’mâkı; Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler... Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler! Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından; Alınır kal’a mı göğsündeki kat kat iman? Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm? Çünkü te’sis-i İlâhî o metin istihkâm. Sarılır, indirilir mevki’-i müstahkemler, Beşerin azmini tevkif edemez sun’-i beşer; Bu göğüslerse Hudâ’nın ebedî serhaddi; "O benim sun’-i bedi’im, onu çiğnetme" dedi. Âsım’ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek: İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmeyecek. Şûhedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar... O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar... Mehmet Âkif ERSOY 1. 2. 3. 4. 5. Şiire göre İtilaf Devletlerinin Çanakkale Boğazı’nı geçme planları nasıldı? Çanakkale Savaşı’nda Türk ordusu kimlerle savaşmıştır? Bu saldırı karşısında Türk ordusunun savunma planı nedir? Çanakkale Savaşı’nın şiddeti hakkında neler söyleyebilirsiniz? Çanakkale Savaşlarında taraflar hangi silahları kullanmışlardır? İtilaf Devletleri Çanakkale’de kazanacakları başarıyı savaşı bitirecek yol olarak görüyorlardı. Bu nedenle önce Çanakkale Boğazı’nı denizden geçmeyi denediler. 19 Şubat 1915’ten itibaren Çanakkale Boğazı’nın iki tarafındaki savunma hatlarını bombalamaya başladılar. 18 Mart 1915 tarihinde de Boğazları yararak geçme girişimi büyük bir başarısızlıkla sonuçlandı. Bu girişim sırasında Nusrat mayın gemisinin Boğaz’a döşediği mayınlar nedeniyle İngiliz ve Fransız donanmaları ağır kayıplar verdiler. Denizden geçemeyeceklerini anlayan İtilaf donanmaları 25 Nisan 1915’te Gelibolu Yarımadası’na asker çıkarıp Boğazları karadan geçmek istediler. Türk topçularından Seyit Onbaşı isabetli atışlarıyla destanlaştı. İtilaf kuvvetleri bu bölgede 19. tümen komutanı Yarbay Mustafa Kemal’in emrindeki Türk ordusu ile karşılaştı. Mustafa Kemal ve Türk askeri Anafartalar, Kireçtepe, Conkbayırı ve Arıburnu cephelerinde büyük zaferler kazandılar. Çanakkale Boğazı’nı karadan da geçemeyeceklerini anlayan İtilaf Devletleri Ocak 1916’da Gelibolu’yu boşalttılar. ? Mustafa Kemal’in Çanakkale Savaşları esnasında emrindeki askerlere: ‘Ben size savaşmayı değil, ölmeyi emrediyorum.’ sözünden yola çıkarak Çanakkale Savaşlarıyla ilgili neler söyleyebilirsiniz? Türk ordusunun Çanakkale Savaşlarını kazanması I. Dünya Savaşı’nın uzamasına yol açtı. İtilaf Devletlerinin yardım götüremediği Rusya’da Bolşevik İhtilali çıktı ve çarlık rejimini yıkan Bolşevikler savaştan çekildi. Bu zafer İtilaf Devletlerine Osmanlı Devleti’nin zannetikleri gibi hasta adam olmadığını gösterdi. İtilaf Devletleri Boğazları geçip İstanbul’u alamadılar. Mustafa Kemal’in bu cephedeki başarıları askeri dehasını ortaya çıkararak Türk Kurtuluş Savaşı’nın lideri olmasında etkili oldu. Çanakkale Zaferi’ni Osmanlı Devleti’nin kazanması Bulgaristan’ın İttifak grubunda yer almasına yol açtı. Ayrıca Osmanlı Devleti’nin eğitimli gençleri bu savaşta şehit oldukları için gelecekte oluşacak kadroların azalmasına yol açtı. Çanakkale Zaferi’nin önemini tartışınız. ? 218 c. Savaşın Sona Ermesi ve Yapılan Antlaşmalar: Savaşın başında tarafsızlığını ilan eden ABD İtilaf Devletlerine silah ve cephane satıyordu. Alman denizaltılarının Amerikan gemilerini batırmaya başlaması üzerine ABD, Nisan 1917’de İtilaf Devletlerinin yanında savaşa girdi. ABD’nin savaşa girmesi savaşın kısa sürede İtilaf Devletlerinin lehine sonuçlanmasına yol açtı. Temmuz 1918’de ABD ve Savaşın Sonucunu İtilaf askerlerinden oluşan kuvvetler Almanya’yı Batı Etkileyen Bazı Gelişmeler Cephesinde yenilgiye uğrattılar. I. Dünya Savaşı sürerken Bu gelişmeler üzerine Bulgaristan savaştan ayrıldı. Bulgaristan’ın savaştan ayrılması ile Osmanlı Devleti’nin savaşın sonucunu etkileyecek birtamüttefikleri ile bağlantısı kesildi. Almanya ve Avusturya- kım olaylar gerçekleşti. İtalya savaş Macaristan’ın da yenilgiyi kabul etmesi üzerine Osmanlı sürerken Nisan 1915’te İttifak Devleti de İtilaf Devletleri ile Mondros Ateşkes Anlaşması’nı grubundan ayrılarak İtilaf grubuna imzalayarak savaştan ayrıldı (30 Ekim 1918). Bu antlaşmaya geçmişti. Çanakkale Savaşı’ndan sonra Rusya’nın Brest Litowsk göre: Antlaşması’yla savaştan ayrılması Ü Boğazlar İtilaf Devletlerine açılacaktı. Ü Türk orduları terhis edilecek, silah ve cephaneleri İtilaf İttifak Devletlerinin savaşı kazanacaklarına dair umutlarını artırdı. Devletlerine teslim edilecekti. Ü Limanlar, tüneller, telgraf ve diğer haberleşme araçları Bulgaristan’ın da İttifak blokunda yer alması dengelerin İtilaf Devletleri İtilaf Devletlerinin kontrolüne verilecekti. Ü İtilaf Devletleri güvenlikleri için tehlikeli gördükleri aleyhine bozulmasına yol açtı. İtilaf Devletleri dengeyi yeniden sağyerleri ve stratejik noktaları işgal edebileceklerdi (7. Madde). Ü Doğu Anadolu’da Vilayatısitte (Erzurum, Van, Harput, lamak için müttefik arayışına girdiler. Diyarbakır, Bitlis ve Sivas)’de bir karışıklık çıkarsa bu iller ABD’nin İtilaf Devletleri yanında işgal edilebilecekti (24. Madde). Adı geçen bu altı ilin işgal savaşa girmesi sonucu belirleyen en edilmesindeki gizli amaç bu bölgede bir Ermeni devleti önemli gelişme oldu. kurmaktı. BİLGİ NOTU I. Dünya Savaşı’nı Bitiren Antlaşmalar Antlaşmalar ve İmzalayan Ülkeler Özellikleri Brest - Litowsk (Birest Litovsk) Antlaşması (3 Mart 1918) Sovyet Rusya ve İttifak Devletleri Ü Sovyet Rusya İtilaf Devletlerinden ayrılarak savaştan çekilmiştir. Ü Kars, Ardahan ve Batum Osmanlı Devleti’ne geri verilecektir. Versailles (Versay) Antlaşması (28 Haziran 1919) Almanya ve İtilaf Devletleri Ü Alsas Loren Fransa’ya verilmiştir. Ü Alman Sömürgeleri İtilaf Devletlerince paylaşılmıştır. Ü Polonya’ya (yeniden kurulan) toprak verilmiştir. Ü Ekonomik ve askerî kısıtlamalara uğratılmıştır. Ü Almanya’nın Avusturya ile birleşmesi yasaklanmıştır. St. Germain (Sen Cermen) Antlaşması (10 Eylül 1919) Avusturya ve İtilaf Devletleri Ü Avusturya - Macaristan İmparatorluğu ayrılarak iki yeni devlet hâline getirilmiştir. Ü Yugoslavya ve Çekoslovakya bu devletin toprakları üzerinde kurulmuştur. Ü Polonya’ya toprak verilmiştir. Ü Ekonomik ve askerî kısıtlamalara uğratılmıştır. Neuilly (Nöyyi) Antlaşması (27 Kasım 1919) Bulgaristan ve İtilaf Devletleri Ü Makedonya’yı Yugoslavya’ya bırakmıştır. Ü Batı Trakya’yı Yunanistan’a bırakmıştır. Ü Askerî ve ekonomik kısıtlamalara uğratılmıştır. Trianon (Triyanon) Antlaşması (4 Haziran 1920) Macaristan ve İtilaf Devletleri Ü Macaristan topraklarının büyük kısmını Çekoslovakya, Romanya ve Yugoslavya’ya bırakmıştır. Ü Askerî ve ekonomik kısıtlamalara uğratılmıştır. Ü Avusturya ile birleşmesi yasaklanmıştır Sevres (Sevr) Antlaşması (10 Ağustos 1920) Osmanlı Devleti ve İtilaf Devletleri Ü Güneydoğu Anadolu, Çukurova ve Suriye Fransa’ya bırakılacaktı. Ü Arabistan ve Irak İngiltere’ye bırakılacaktı. Ü Güneybatı Anadolu İtalyanların egemenliğine bırakılacaktı. Ü Doğu Trakya ve Batı Anadolu, Yunanistan’a bırakılacaktı. Ü Oniki Ada İtalya’ya, diğer Ege Adaları Yunanistan’a verilecekti. Ü Kapitülasyonlar yeniden uygulamaya konacaktı. Ü İstanbul ve Boğazlar İtilaf Devletlerinin yönetimine bırakılacaktı. Ü Doğu ve Güneydoğuda iki devlet kurulacaktı. Ü Osmanlı Ordusu dağıtılarak sayısı sınırlandırılacak ve silahlarına el konulacaktı. 219 Sevr Antlaşması, Türk ulusuna hayat hakkı tanımayan bir antlaşmadır. Sevr Antlaşması ile Osmanlı Devleti’ne Anadolu’da küçük bir toprak parçası bırakılıyor ve bağımsızlığı elinden alınıyordu. Ancak en umutsuz anlarda bile vatanın ve milletin kurtuluşu için bir şeyler yapabileceğine inanan Mustafa Kemal, Anadolu’da Millî Mücadele’yi başlatmış ve bu vatanın sahibinin Türk milleti olduğunu tüm dünyaya göstermiştir. Bu antlaşma Osmanlı Mebusan Meclisi’nde onaylanmadığı için hukuken geçersiz bir antlaşmadır ve hiçbir zaman yürürlüğe girmemiştir. ? Sevr Antlaşması’na göre Osmanlı toprakları nasıl paylaşılmıştır? Türk milletinin bu antlaşmaya duyduğu tepkiler neler olmuştur? O K Y A N U S U FİNLANDİYA NORVEÇ İSVEÇ ESTONYA İR LA ND İNGİLTERE A Moskova H L OL AN SERBEST BÖLGE DA ALMANYA POLONYA A İK LÇ BE Paris FRANSA ÇEK İSVİÇRE OSL UKRAYNA AVA KYA AVUSTURYA M A AC RİS N TA İZ KARADENİZ BULGARİSTAN SIRBİSTAN İT AL YA e Selanik NİSTA UK A K D E N İ Z Kars Sofya Atina Samsun İstanbul rn di E İRAN E İ Y R K T Ü Adana Ankara YUNA VUTL ARNA PO RTE K Madrid İzmir Antakya İRAN IRAK N FAS 220 Bükreş Belgrad ISPANYA HAZAR DENİZİ AZAK DENİZİ ROMANYA YUGOSLAVYA 0 SOVYETLER BİRLİĞİ LİTVANYA Londra A T L A S LETONYA DANİMARKA 440 Km CEZAYİR SURİYE TUNUS AKDENİZ I. Dünya Savaşı’ndan Sonra Avrupa d. Savaş Sonrası (1918 - 1922): I. Dünya Savaşı’ndan sonra İttifak Devletleri ile imzalanan antlaşmalar Avrupa’nın siyasi haritasında değişikliklere sebep oldu. Yenilen devletler üzerinde yaptırımlar uygulanması Avrupa’daki huzursuzluğu daha da artırdı. II. Dünya Savaşı’nın nedenleri böyle bir ortamda oluştu. İngiltere dünya ekonomisinde rakipsiz duruma gelerek savaştan en kârlı ayrılan devlet oldu. Osmanlı Devleti Avusturya-Macaristan İmparatorluğu gibi çok uluslu imparatorluklar yıkıldı. Polonya, Yugoslavya, Letonya, Çekoslavakya ve Türkiye gibi yeni devletler kuruldu. Yeni kurulan devletlerde Cumhuriyet rejimi yaygınlaştı. Savaştan istediklerini elde edemeyen devletlerde yeni rejimler ortaya çıktı. (Rusya’da Komünizm, Almanya’da Nazizm, İtalya’da Faşizm gibi.). Sömürgecilik anlayışı değişerek mandacılık (himayecilik) ortaya çıktı. Osmanlı Devleti’nde, savaş sonrası durum daha da zorlaştı. Mondros Ateşkes Antlaşması’na dayanan İtilaf Devletleri ülke topraklarını işgale başladılar. 28 Ocak1920’de Misakı Milli’nin ilanı sonucu 16 Mart 1920’de İstanbul işgal edildi. Bu haksız işgallere tepki duyan Türk Milleti kurtuluş mücadelesini başlattı. Vatanın kurtuluşu için millî cemiyetler kurdular. Halkın başlattığı bu direnişin başına geçen Mustafa Kemal, arkasına Türk milletini alarak “Ya İstiklâl Ya Ölüm!” parolası ile zaferler kazanarak vatanı kurtardı. 1 Kasım 1922’de Saltanatın Kaldırılması sonucu Osmanlı Devleti resmen tarihe karıştı. 23 Nisan 1920’de TBMM açılmış ve 29 Ekim 1923’te ise Cumhuriyet ilan edilerek devletin yönetim biçimi belirlenmiştir. ? I. Dünya Savaşı’ndan sonra Türk milletinin durumu hakkındaki görüşlerinizi söyleyiniz. 220 ATATÜRK’ÜN KİŞİLİĞİ Korkulmak değil sevilmek, zorla kabul edilmek değil, inanılmak, inandırmak isterdi Atatürk. Bunun için diktatörlükten nefret ederdi. Bilirdi ki öyle toplumlarda baştakine yaranma kaygısı ile ikiyüzlülük vardır. Böyle idareler uzun ömürlü olabilir mi, insanlara mutluluk verebilir mi? Bilimden ve akıldan yana idi Atatürk. Eski kalıpları yıkmış, özgür düşünce ufuklarını, ilerleme ufuklarını açmıştı. Atatürk; akla, bilime, erdeme, düşünce özgürlüğüne dayanan idare şeklinin, demokrasinin en uygun idare şekli olduğuna inanmıştı. Saltanat yerine, padişah idaresi yerine cumhuriyetin kuruluşu bundandı. Halifeliğin kaldırılışı, tekkelerin kapanışı, öğretim birliğinin kuruluşu bundandı. Şeriat hukuku yerine Medeni Kanun’un getirilişi, Şer’iye Mahkemelerinin kaldırılışı, Anayasaya laiklik ilkesinin konuşu, din ile dünya işlerinin birbirinden ayrılışı bundandı. Latin alfabesinin alınışı, medeni kılığın kabul edilişi, Tarih ve Dil Kurumlarının doğuşu bundandı. Yalnız ana çizgilerini söylediğim bu hamlenin adı, “Atatürk Devrimi” idi. Atatürk’ün kişiliğini en iyi gösteren belgelerden biri Nutuk’tur. Nutuk; ulus sevgisi ile dolu, heyecanla çarpan bir kalptir. Nutuk; bir umudun gerçekleşmesi, öldü denen bir ulusun şahlanışının canlı tasviridir. Nutuk; bir ulusun ne istediğini anlamak ve bunu gerçekleştirme yollarını bulabilmek sanatıdır. Nutuk bir mücadeledir. Nutuk, “Büyük Türk milletinin bir ferdi” olmakla övünen Atatürk’ün sesidir. Atatürk kendisindeki özgürlük ve istiklal aşkını şöyle anlatıyordu: “Özgürlük ve istiklal benim karakterimdir. Ben milletimin ve ecdadımın en kıymetli miraslarından olan istiklal aşkı ile doluyum. Bence bir millette şerefin, haysiyetin, namusun ve insanlığın vücut ve beka bulabilmesi mutlaka o milletin özgürlük ve istiklaline sahip olması ile kaimdir. Ben şahsen bu saydığım vasıflara çok önem veririm. Bu vasıfların kendimde varlığını iddia edebilmek için milletimin de aynı vasıflarla bezenmiş olmasını esas şart bilirim. Ben yaşayabilmek için mutlaka bağımsız bir milletin evladı kalmalıyım. Millet ve memleketin menfaatleri gerektirdiği takdirde insanlığı teşkil eden milletlerden her biriyle medeniyetlerinden olan dostluk ve siyaset münasebetini büyük bir hassasiyetle takdir ederim. Ancak benim milletimi esir etmek isteyen herhangi bir milletin bu arzusundan vazgeçinceye kadar amansız düşmanıyım.” Atatürk biliyordu ki özgürlük olmayan bir memlekette ölüm vardır. “Her ilerleme ve kurtuluşun anası özgürlüktür.” Atatürk; vatan kurtarıcı, teşkilatçı, büyük komutandı. Usta politikacı, örnek devrimciydi. Hem hareket adamı hem düşünce adamı idi. Ulusuna yeni ufuklar açmıştı. Bu niteliklerin hepsi Atatürk’te toplanıyordu. Her cephesiyle başarılara ulaşmıştı. Kimsenin yapamadığını yapmıştı. Atatürk gerçekçi idi. Hiçbir işi talihe bırakmazdı. “Biz ilhamlarımızı gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz. Bizim yolumuzu çizen, içinde yaşadığımız yurt, bağrından çıktığımız Türk milleti ve bir de milletler tarihinin bin bir facia ve ıstırap kaydeden yapraklarından çıkardığımız sonuçlarıdır.” “Bizim akıl, mantık, zekâ ile hareket şiarımızdır.” diyordu. Yeni Türk Alfabesinin ilk şekillerini hazırlayan özel komisyon, yeni yazı için, en aşağı beş yıllık bir geçiş için, üç aylık bir süreyi yeter buluyordu. Konuştuğu komisyon üyesi, beş yıl yerine üç ay sözünü duyunca donakalmıştı. “Atatürk’ün söylediği gibi, en kısa zamanda başarı sağlandı. Ama Atatürk bu konu üzerinde yeni düşünmüyordu. İstiklal Savaşı sırasında bile aynı konuya eğilmişti.” Atatürk, başarı sırlarından ikisini de şöyle özetliyordu : “Ben bir işte nasıl muvaffak olacağını düşünmem. O işe neler engel olur diye düşünürüm. Engelleri kaldırdım mı iş kendi kendine yürür.” Atatürk maceracı değildi. Sırasında kendine dur demesini, sınır çizmesini bilirdi. Sakarya Savaşı’ndan sonra, taarruz etmeden bir yıl beklemiştir. Atatürk, içinde yetiştiği, başkumandanı olduğu Türk ordusuna, gönülden bağlı idi. Ona en son defa, son Cumhuriyet Bayramı’nda, hasta yatağından şöyle seslenmişti : “Zaferleri ve geçmişi insanlık tarihiyle başlayan, her zaman zaferle beraber uygarlık nurlarını taşıyan Türk ordusu! Memleketini en buhranlı ve müşkül anlarda zulümden, felaket ve musibetlerden ve düşman istilasından nasıl korumuş ve kurtarmış isen Cumhuriyetin bugünkü feyizli devrinde de askerlik tekniğinin bütün modern silah ve vasıtalarıyla donatılmış olduğun hâlde, görevini aynı bağlılıkla yapacağına şüphem yoktur.” Açık yürekli bir insandı Atatürk. “Ben düşündüklerimi daima halkın huzurunda söylemeliyim. Yanlışım varsa halk yalanlar fakat şimdiye kadar bu açık konuşmamda halkın beni yalanladığını görmedim. Milletimizi şimdiye kadar söylediğim sözlerle, hareketlerimle aldatmamış olmakla iftihar ediyorum. Yapacağım. Yapacağız. Yapabiliriz, dediğimiz zaman, onların gerçekten yapılabileceğine inanıyordum.” diyordu. BİLGİ NOTU E. Faik Üstün, Varlık, 1 Kasım 1963 (Kısaltılmıştır.) 221 ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME A.Ünite ile ilgili aşağıdaki soruları cevaplandırınız. 1. Avrupa Devletlerinin Osmanlı Devleti’ne karşı değişik politikalar uygulamasının nedenleri nelerdir? 2. II. Mahmut eğitim alanında yaptığı ıslahatlarla neleri amaçlamıştır? 3. Fransız İhtilali Osmanlı Devleti’ni toprak bütünlüğü açısından nasıl etkilemiştir? 4. Rusya “Sıcak denizlere ulaşma amacıyla” Osmanlı Devleti’ne karşı hangi politikaları geliştirmiştir? 5. Şark sorunu ile Osmanlı Devleti’ne cephe alan devletlerin amaçları nedir? 6. Tanzimat Fermanı’nın ilanı ile neler amaçlanmıştır? 7. Batılı devletler Kırım Savaşı’nda hangi nedenlerle Osmanlı Devleti’ni desteklediler? Açıklayınız. 8. I.Meşrutiyet’in ilanı ile Osmanlı Devleti’nde yönetim alanında getirilen yenilikler nelerdir? 9. 1877 - 1878 Osmanlı - Rus savaşında, İngiltere’nin Osmanlı Devleti’ne karşı izlediği toprak bütünlüğünü koruma politikası neden değişmiştir? Açıklayınız. 10. Kıbrıs’ın yönetimi niçin İngiltere’ye bırakılmıştır? Adanın İngiltere’ye bırakılmasının sonuçları nelerdir? 11. II. Meşrutiyet’in ilan edilişinin sebep ve sonuçları nelerdir? 12. Osmanlı Devleti’nin iç ve dış borçlanmaya gitmesinin nedenleri ve sonuçları nelerdir? 13. Düyunuumumiye İdaresi ne demektir? Niçin kurulmuştur? 14. Osmanlı Devleti’nde yabancıların birçok yerde okul açmalarının temel nedeni nedir? 15. XIX. yüzyılda Osmanlı toplumunda yaşayan kadınların konumundaki değişimler nelerdir? 16. Osmanlı Devleti’nin I. Balkan Savaşı’nda yenilgiye uğramasının iç sebepleri nelerdir? 17. II.Balkan Savaşı’ndan Osmanlı Devleti nasıl faydalanmıştır? 18. I.Dünya Savaşı’nın ekonomik nedenleri nelerdir? B. Ünite ile ilgili aşağıdaki test sorularını cevaplandırınız. 1. Osmanlı Devleti XIX. yüzyılda âyanların varlığını resmen tanımak zorunda kalmıştır. Bu durum Osmanlılarda aşağıdakilerden hangisine yol açmıştır? A) Padişahın otoritesinin sınırlandırılmasına C) Osmanlı toprak bütünlüğünün korunmasına B) Fransız İhtilali fikirlerinin benimsenmesine D) Osmanlıcılık politikasının başlamasına E) Batı tarzında yeniliklerin yapılmasına 2. Islahat Fermanı; azınlıklarla kaynaşmanın bir aracı olduğu düşünülmesinin dışında, Avrupa devletlerinin Osmanlı üzerindeki ekonomik çıkarlarını pekiştirici bir sonuç doğurmuştur. Islahat Fermanı’nın aşağıdaki ilkelerinden hangisi bu yargıyı kanıtlamaktadır? A) Azınlıkları küçük düşürücü sözlerin yasaklanması B) Dayak, işkence ve angaryanın yasaklanması C) Yabancı uyruklara mal ve mülk edinme hakkının verilmesi D) Bütün vatandaşlara devlet memuru olma hakkının verilmesi E) Askerliğin bedele bağlanması 3. Aşağıdakilerden hangisi Osmanlı Devleti’nde demokratik yönetime geçildiginin kanıtıdır? A) Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılması C) Dışardan borç alınması B) Devşirme Sisteminin kaldırılması D) Mebusan Meclisi’nin açılması E) Avrupa tarzı okulların açılması 4. Aşağıdakilerden hangisi, Tanzimat Fermanı’nın getirdiği yeniliklerden biri değildir? A) Herkesin mal ve mülküne sahip olması B) Herkesten gelirine göre vergi alınması C) Mahkemelerin herkese açık olması D) Askerlik için nakdi bedelin kabul edilmesi E) Rüşvet ve iltimasa karşı önlem alınması 5. XIX. yüzyılda Osmanlı Devleti’ndeki küçük sanayi atölyeleri ortadan kalkmış, işsiz insan sayısı artmıştır. Aşağıdakilerden hangisi bu durumun temel nedenidir? A) Ticaretin azınlıkların elinde olması C) İthalatın üretimi azaltması B) Toprak dağıtımının dengesiz olması D) Eğitilmiş insan sayısının az olması E) Ham madde kaynaklarının Avrupa’ya gönderilmesi 222 SÖZLÜK adaletname aforoz Ahilik akçe amanname antika antikite arpalık arşidük âyan Babıali bac balyos barok bedesten beka berat bilaistisna bono celse cizvit cizye cülus bahşişi çar celp çevgân çıkma darülaceze darülfünun darüşşifa demokrasi derbent despot dirlik dogmatizm A : Osmanlı Devleti’nde kanunların uygulanması ve tebaanın haksızlığa düşmemesi için zaman zaman çıkarılan buyruk. : Hristiyanlık dininde papa ve kiliseye karşı gelenlere kilise tarafından verilen Hristiyanlıktan çıkarma cezası. : Anadolu’da İslam inançları çerçevesinde oluşmuş esnaf yardımlaşma birliği. : Osmanlı Devleti’nin para birimi. : İslam devletlerinde gayrimüslimlere güvenlik içinde olduğunu bildirmek üzere verilen belge. : Eski çağlardan kalma eser veya tarihî değeri olan eski eşya. : Eski Yunan ve Roma sanatına verilen genel ad. : Osmanlılarda askerî sınıfın ileri gelenlerine verilen ilave ödenek ile emekli ya da işten çıkarılma, azledilme maaşı olarak bağlanan gelirlerin ortak adı. : Avusturya’da imparator ailesi prenslerine verilen unvan. : Bir şehrin ileri gelenleri. Osmanlılarda çoğu eşraf ailelerinden oluşan sınıf. B : XVIII. yüzyıldan itibaren Osmanlı hükûmetine ve bürokrasisine verilen isim. : Ticaret yapanlardan alınan bir vergi türü. : Venedik Devleti’ni Osmanlı padişahları nezdinde temsil eden ve Venediklilerin hukuki haklarını gözeten konsolos. : XVI ve XVIII. yüzyıllarda klasik sanatı izleyen resim ve mimarlık uslubu. : Kumaş, mücevher ve benzeri kıymetli şeylerin alınıp satıldığı kapalı çarşı. : Kalıcılık, sonsuzluk. : Bir haktan yararlanmak için devletçe verilen belge : İstisnasız, ayrılıksız, ayrım yapılmadan. : Belirli bir sürenin sonunda, belirli bir paranın, belirli bir kimseye ödeneceğini belirten senet. C : Mahkemede oturum. Aralıksız yapılan toplantı. : Reform hareketlerinden sonra Katolik mezhebini korumak ve yaymak için kurulan Hristiyan dinî tarikatı. : Müslüman olmayanlardan askerlik hizmetine karşılık alınan vergi. : Osmanlı Padişahlarının tahta çıktıkları zaman, askere dağıttıkları para. Ç : Rus krallarına verilen unvan. : Askerlik ödevini yapmaya çağırma. : At üstünde, değnekle takım hâlinde oynanan bir tür oyun. : Edirne, Galata ve İbrahim Paşa Saraylarındaki acemi oğlanların derecelerine göre kapı kulu süvari bölükleriyle sarayın dış hizmetlerine ya da devlet hizmetlerine; saray hizmetlerinde bulunan kimselerin de dış hizmete atanmaları. D : Düşkünlerevi. : Üniversite. : Sağlık yurdu, hastane. : Halkın egemenliği temeline dayanan yönetim şekli. : Osmanlı Devleti’nde, önemli geçitlerin korunması için yapılan karakol ve üsler. : Bizanslılar döneminde Mora’yı yöneten prenslere verilen ad. : Devlet hizmetleri karşılığı (maaş) tahsis edilen gelir kaynağı, belirli miktarda vergi toplanan toprak parçası. : Otoritelerce ileri sürülen düşünce ve prensipleri değişmez kurallar olarak kabul eden görüş şekli. E ekber-erşed sistemi: Osmanlı Devleti’nde tahta en yaşlı ve en tecrübeli şehzadenin geçmesini öngören gelenek. eklektizm : Seçmecilik. 223 ekoloji enderun endülüjans engizisyon eşraf etnik : Çevre bilimi. : Sarayda harem ve hazine dairelerinin bulunduğu yer. Devlet görevlilerini yetiştiren okul. : Katolik Kilisesi’nin günahlardan arınma için halka sattığı afname. : Orta Çağda Hristiyan dünyasında farklı inanç taşıyanları cezalandırmak amacıyla kurulan mahkeme. : Şeref ve itibar sahibi kimseler, ileri gelenler. : Herhangi bir kavme ait, kavimle ilgili. fetret Devri fetva fütüvvet : F : Fıkıh bilimlerinde hüküm verme yetkisi olan kişi. : Tıp ilaçlarının etkilerini ve kullanılışını inceleyen bilim dalı. : Buyruk, emir, irade; yazılı padişah emri. : Osmanlılarda kazanılan zaferlerin ve alınan yerleri komşu hükümdarlara bildirmek için yazılan mektup. : Osmanlı tarihinde 1402’den 1413 yılına kadar süren ve taht kavgaları ile geçen dönem. : Şeyhülislam tarafından verilen şeri hüküm veya karar. Gençlik, yiğitlik, cömertlik, esasları üzerine kurulmuş, teşkilat, dinî özellikte esnaf birliği. ganimet gaza gedik G : Savaş sırasında düşmandan alınan, araç, gereç ve eşyalar. : Din uğruna yapılan savaş. : Esnafa zanaatlarını uygulayabilmeleri için verilen bir tür ayrıcalık. fakih farmakoloji ferman fetihname hümanist: H : Büyük, köklü aile, ocak. : Kültür. : Padişaha özgü işler ve hizmetler. : Hükümdarı korumakla görevli askerî sınıf. : Sahnıseman medreselerinde bir bölüm. : Güzel yazı yazma sanatı. : Padişahın yazılı buyruğu. : Osmanlı Devleti’ne bağlı Mısır’daki yerel yöneticiye verilen ad. : Kunduracılık, duvarcılık, demircilik, marangozluk, dokumacılık ve bunun gibi küçük el sanatlarına verilen genel ad. : İnsancılık, insanları sevme ülküsü. Orta Çağ’ın skolastik düşünüşüne karşı XVI. yüzyıl Avrupa’sında doğan ve gelişen felsefe, bilim ve sanat görüşüdür. : Hümanizme inanan. ırakeyn ıslahat I : İran Irak’ı ve Arap Irak’ını ifade eden ve “İki Irak” anlamına gelen Osmanlıca kelime. : Düzeltme veya iyileştirme işleri. iaşe icazet ikta illüstrasyon iltimas iltizam imaret iskân İ : Yedirip içirme, besleme, bakma, barındırma. : İzin, onay. Bir işin veya mesleğin yapılabilmesi için alınan belge veya diploma. : Belirli ölçülerdeki bir arazinin, hizmet karşılığı olarak bir kimseye verilmesi. : Konu anlatan resim. : Ayrıcalık, kayırma, kollama. : Tımar sisteminin kalkmasından sonra ürün vergilerinin toplanması için kurulan sistem. : Yoksullara, kimsesizlere, medrese öğrencilerine parasız yemek verilen hayır kurumu. : Yerleştirme, yurt sahibi yapma. hanedan hars hassa hassa askeri haşiyeitecrit: hat hattıhümayun hıdiv hirfet hümanizm kadı kadırga kamu kâime kapitalizm kapitülasyon Katoliklik kıstas komünizm K : Kazaların sivil yönetiminden sorumlu olan ve aynı zamanda yargıçlık da yapan görevli. : İki direkli, yelkenli, özellikle Akdeniz’de kullanılmış olan bir savaş gemisi. : Bir ülkedeki halkın bütünü. : Kâğıt para. : Sermayenin, en temel üretim aracı olduğu ekonomik sistem veya üretim tarzı için kullanılan genel terim. : Osmanlı Devleti’nde yabancı tüccarlara verilen imtiyazlar. : Hristiyanlığın mezheplerinden biri. : Ölçüt, bir şeyi ölçü olarak almak. : Kişisel mülkiyeti reddeden ekonomik sistem. 224 kolonizasyon kûfi külliye lejyon liberalizm : Sömürgeleştirme. : Hat sanatında kullanılan düz ve köşeli yazı çeşidi. : Bir caminin çevresinde cami ile birlikte kurulmuş medrese, imaret, sebil, kitaplık ve hastane gibi çeşitli yapıların bütünü. L : Fransız piyade birliği. Yabancılardan oluşan askerî birlik. : Ferdi hürriyetleri konu alan ekonomik ve siyasi görüş. Liberal Demokrasi. M maarif mahzı safa menşur meşrutiyet meşveret mirî muhtesip muhzır muid mukataa mutlakiyet muvacehe müderris mültezim mütevelli : Eğitim ve öğretim sistemi. : Mutluluk sebebi. : Padişah tarafından verilen vezirlik, Beylerbeyilik veya başka bir unvanı gösteren bir ferman türü. : Bir yerden bir yere taşınabilen mallar. : Yolculukta dinlenmek amacıyla durulan yer, konak. : Amerika’da altın ve gümüş madenlerinin bulunmasının ardından,devletlerin esas veya asıl zenginliklerini değerli madenlerden meydana geldiğini savunan ve korumacı bir politikadan yana olan iktisadi öğreti. : Bir hanedanın başta bulunduğu ve meclisinin de görev yaptığı rejim. : Danışma. : Devlete ait olan. : Esnafı denetleyen, ticari hayatın işleyişini kontrol eden kişi. : Mahkemelerde, ilgililerin duruşmada bulunmalarını sağlayan görevli. : Müderris yardımcısı. : Geliri doğrudan hazineye bağlı olan vergi ve gelir kaynakları. : Hükümdarın, siyasi iktidarı kayıtsız şartsız elinde bulundurduğu siyasi rejim. : Yüzleşme, yüz yüze gelme. : Medresede ders veren hoca. : Devlete ait vergilerden birinin tahsilini götürü olarak üzerine alan kişi. : Bir vakfın yönetimi kendisine verilmiş olan kimse. Vakıf yöneticisi. naip narh nas necib nema nezaret N : Küçük yaştaki hükümdarlara vekâlet eden birinin adına idare eden kişi. : Zaruri ihtiyaç maddelerinin azami satış fiyatlarını devletin belirlemesi. : İnsan. : Soylu,soyu temiz. : Büyüme, gelişme, çoğalma. : Bakanlık. menkulat: menzil merkantilizm öşür O-Ö : Daha çok Doğu Avrupa’da yaygın olan ekseriyetle Rum ve Slav topluluklarının bağlı olduğu Hristiyan mezhebi. : Ortodoks olma hâli. : Buyurma, yönetim ve yaptırma gücü. : Kanun olmadığı hâlde, halk tarafından alışkanlık olarak uyulan, bulunulan yere ve hâllerin icabına göre oluşan, akla aykırı olmayan dince kötü karşılanmayan davranış, töre, âdet. : Müslüman çiftçilerden ürün üzerinden onda bire kadar alınan vergi. paratoner parlamento papalık payitaht Pantürkizm protokol P : Yıldırımsavar. : Halk tarafından seçilmiş temsilcilerin devlet işlerini görüşmek üzere toplandığı yer. : Papa’nın hükümran olduğu ülke. : Taht şehri, hükûmet merkezi. Hükümdarın oturduğu şehir. : Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında ortaya atılan ve Türklerin birliğini savunan görüş. : Diplomatik işlerde ve devletler arası ilişkilerde uyulan kurallar. reaya reform risale R : Osmanlı Devleti’nde vergi ödeyen halk. : Bir kurumun işleyişini düzeltmek amacıyla getirilen köklü değişiklik. : Belli bir konuya ayrılmış hacimce küçük kitap, mektup, broşür. Ortodoks Ortodoksluk otorite örf 225 rokoko Rönesans : XVIII. yüzyılın başında Fransa’da çok geçerli olan, kavisli çizgileri bol,gösterişli bir sanat uslubu. : Yeniden doğuş. XVI. yüzyılda İtalya’da başlayan, Yunan ve Roma sanatına dönüş hareketi. Bilim, edebiyat, resim ve müzik gibi alanlarda gelişme ve yenilik yapma. S-Ş saltanat : Hükümdarlığın hanedan ailesine ait olduğu yönetim sistemi. senyör : Orta Çağda Avrupa’da toprağı olan derebeyi. sefaretname : Büyükelçilerin gezi notları. skolastik düşünce : İnanç ve bilgiyi, özellikle Aristo’nun bilimsel sistemini kiliseyle uyumlu bir biçimde birleştirmeye çalışan Orta Çağ felsefesi. softa : Medrese öğrencisi. sosyalizm : Toplumcu ekonomik sistem. sömürge : Bir devletin kendi ülkesi dışında egemenlik kurarak yönettiği veya siyasi ekonomik ve kültürel çıkarlar sağladığı ülke. şevket : Büyüklük, ululuk, heybet. şifayap : Tedavi sonrası iyileşme. şövalye : Orta Çağ Avrupası’nda özel yetiştirilmiş atlı savaşçı. tahrir tekfur terfi tetimme tezhip tiryak T : Osmanlı Devleti’nde yeni fethedilen toprakların yazım işi. : Anadolu’daki Bizans valisi ve beylerine verilen unvan. : Görevde yükselme. : Fatih Sultan Mehmet döneminde öğretime açılan orta dereceli medreseler. : Yaldızla süsleme. Bir yazı veya kitabı yaldız veya boya ile süsleme. : Bitkisel, hayvansal ve madensel maddelerin karışımından yapılan macun, panzehir. U-Ü ulema üs vakanüvis vasi veraset voyvoda : Bilginler. : Harekâtın yürütülebilmesi için gerekli birliklerin, her türlü gereçlerin tamamlandığı, teçhizatın toplandığı ve dağıtıldığı yer. V : Osmanlı Devleti’nde resmî tarih yazarı. : Vekil olma, vekil olarak atanma. : Kalıtım, mirasta hak sahibi olmak. : Eflâk ve Boğdan beylerine verilen unvan. yörük Y : Esnaf birliklerinde disiplin, ham madde dağıtımı ve anlaşmazlıkların giderilmesiyle görevli olan kimse. : Yarı yerleşik Türk toplulukları. zaptiye zımmî Z : Osmanlı Devleti’nde toplum güvenliğini sağlamakla görevli askerî polis kuruluşu. : Osmanlı Devleti’nin hâkimiyeti altında yaşayan gayrimüslim halk. yiğitbaşı 226 KAYNAKÇA AFYONCU, Erhan, Tanzimat Öncesi Osmanlı Tarihi Araştırmaları Rehberi, Yeditepe Yay., İstanbul, 2007. AHMAD, Feroz, İttihat ve Terakki (1908-1914) Kaynak Yay., İstanbul, 1995. AHMED, Refik, Osmanlı Zaferleri, Timaş Yay., İstanbul. AKA, İsmail, Timur ve Devleti, Türk Tarih Kurumu Yay., Ankara, 2000. AKARLI, Engin, “Osmanlılarda Devlet, Toplum ve Hukuk Anlayışı”, XVI. yüzyıldan XVIII. Yüzyıla Çağdaş Kültürün Oluşumu, İstanbul, 1986. AKDAĞ, Mustafa, Türkiye’nin İktisadi ve İçtimaî Tarihi, C 1-2, Barış Kitap Basım Yayın, İstanbul, 1999. AKSÜT, Ali Kemali, Sultan Abdulaziz’in Mısır ve Avrupa Seyehati, A. Saitoğlu Yay.,İstanbul, 1944. AKŞİN, Sina, Jön Türkler ve İttihat ve Terakki, Remzi Kitabevi, İstanbul,1987. AKYÜZ, Yahya, Türk Eğitim Tarihi (MÖ 1000-MS 2004), Pegem A Yay., Ankara, 2004. ÂLİYE, Fatma, Ahmet Cevdet Paşa ve Zamanı, Pınar Yay., İstanbul, 1994. ARMAOĞLU, Fahir, 19. Yüzyıl Siyasi Tarihi (1789-1914), Türk Tarih Kurumu Yay., Ankara, 1997. ARNOLD, T. W, İntişar-ı İslam Tarihi, Türk Kültürüne Hizmet Vakfı, İstanbul, 1992. ARSLANTÜRK, Zeki, Naima’ya Göre XVII. Yüzyıl Osmanlı Toplum Yapısı, Ayışığı Kitapları, İstanbul, 1997. ASLANAPA, Oktay, Türk Sanatı, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1989. ATSIZ, Nihal, Aşıkpaşaoğlu Tarihi, T.A.O Yay., İstanbul, 1949. ATSIZ, Nihal, Âşık Paşaoğlu Tarihi, Ötüken Neşriyat ATSIZ, Nihal, Oruç Bey Tarihi, Ötüken Neşriyat AYBET, Gülgün Üçel, Avrupalı Seyyahların Gözünden Osmanlı Dünyası ve İnsanları (1530 - 1699), İletişim Yay., İstanbul, 2003. AYDEMİR, Şevket Süreyya, Enver Paşa, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1970. AYVAZOĞLU, Beşir, Güller Kitabı, Kapı Yay., İstanbul, 2006. BALTACI, Cahit, XV-XVI. Asırlarda Osmanlı Medreseleri, İrfan Matbaası, Ankara, 1974. BANARLI, Nihad Sami, Resimli Türk Edebiyatı Tarihi II, M.E.B Basımevi, İstanbul, 1987. BATUTA, İbni, Büyük Dünya Seyahatnamesi, Yeni Şafak Kültür Armağanı BAYKAL, Bekir Sıtkı, Yeni Zamanda Avrupa Tarihi, II. Cilt 1. kitap: Otuz Yıl Savaşı Devri,1988. BAYUR, Yusuf Hikmet, Türk İnkılabı Tarihi, Türk Tarih Kurumu Yay., İstanbul, 1940. BIYIKTAY, Halis, Timurlular Zamanında Hindistan Türk İmparatorluğu, Türk Tarih Kurumu Yay., Ankara, 1991. BİLKAN, Ali Fuat, Hayriname’ye Göre XVII. Yüzyılda Osmanlı Düşünce Hayatı, Akçağ Yay., Ankara, 2002. BİLİM, Cahit, Aydınlanma Çağı, Açık Öğretim Fakültesi Yay., Eskişehir, 2000. BOSTAN, İdris, Osmanlılar ve Deniz, Küre Yay., İstanbul, 2007. CEZAR, Mustafa SERTOĞLU, Mithad, Mufassal Osmanlı Tarihi, C 1-6, İstanbul, 1958-1972. ÇAKIR, Serpil, Osmanlı Kadın Hareketi, Metis Yay., İstanbul, 1996. ÇAVDAR, Tevfik, Türkiye’nin Demokrasi Tarihi (1839-1950), İmge Kitabevi, Ankara, 1999. DANIŞMAN, Zuhuri, Osmanlı İmparatorluğu Tarihi, Zuhuri Danışman Yay., İstanbul, 1966. DANIŞMAN, Zuhuri, Koçibey Risalesi, M.E.B Yayınları, İstanbul 1993. DEANE, Phyllis, İlk Sanayi İnkılabı, çev: Prof. Dr. Tevfik GÜRAN, Türk Tarih Kurumu Yay., Ankara, 1994. DEFTERDAR Sarı Mehmet Paşa, Devlet Adamlarına Öğütler, Kültür ve Turizm Yay.,Ankara, 2000. ENGELHARDT, Tanzimat ve Türkiye, Kaknüs Yay., İstanbul, 1999. ERCAN, Yavuz, Osmanlı Yönetiminde Gayrimüslimler Kuruluştan Tanzimat’a Kadar Sosyal, Ekonomik ve Hukuki Durumları, Ankara, 2001. ERCAN, Yavuz, Osmanlı İmparatorluğunda Bazı Sorunlar, Millî Eğitim Basımevi, Ankara, 2002. ERGENÇ, Özer, XVI. Yüzyılın Sonlarında Bursa, Türk Tarih Kurumu Yay,. Ankara, 2006. ERGİN, Osman, Türk Maarif Tarihi, Eser Matbaası, İstanbul, 1977. FRANÇOIS, Georgeon, Osmanlı - Türk Modernleşmesi (1900 - 1930), Çeviren: Ali Berktay, Yapı Kredi Yay., İstanbul, 2006. GÜLTEKİN, Eşref, Dünden Bugüne Adalet, 2005. GRENERD, Fernand, Asya’nın Yükselişi ve Düşüşü, Millî Eğitim Bakanlığı Yay., İstanbul, 1992. HALAÇOĞLU, Yusuf, XIV - XVII. Yüzyıllarda Osmanlılarda Devlet Teşkilatı ve Sosyal Yapı, Türk Tarih Kurumu Yay., Ankara, 1991. HALAÇOĞLU, Yusuf, OsmanlıToprak Düzeni ve İskân Politikası, Türklerde İnsani Değerler ve İnsan Hakları, 2. Kitap, Akçay Yay., İstanbul, 1982. HAMMER, Osmanlı Tarihi, C I - II, Millî Eğitim Bakanlığı Yay., İstanbul, 1991. HANİOĞLU, Şükrü, Bir Siyasal Örgüt Olarak Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti ve Jön Türklük, İletişim Yay., İstanbul, 1989. HAYTA, Necdet, Uğur Ünal, Osmanlı Devleti’nde Yenileşme Hareketleri (XVII. Yüzyıl Başlarından Yıkılışa Kadar), Gazi Kitabevi, Ankara, 2003. HOCA SAADETTİN EFENDİ, Tacü’t- Tevarih, Kültür Bakanlığı Yayınları, ESKİŞEHİR İHSANOĞLU, Ekmeleddin, Osmanlılar ve Bilim, Nesil Yay., İstanbul, 2003. IMBER, Colin, Osmanlı İmparatorluğu 1300-1650, Bilgi Üniversitesi Yay., İstanbul, 2006. 227 İNALCIK, Halil, Osmanlı İmparatorluğu Klasik Çağ (1300 - 1600), çev.: Ruşen Sezer, Yapı Kredi Yay., İstanbul, 2003. İNALCIK, Halil, Osmanlı Uc’undaki Ahiler ve Fakılar, Osmanlı Ansiklopedi, C I, İz Yay. İstanbul, 1996. İNALCIK, Halil, Doğu-Batı Makaleleri, C I, Doğu Batı Yay., Ankara, 2006. İPŞİRLİ, Mehmet, Naîmâ Mustafa Efendi, Târih-i Naimâ, C I - IV, Türk Tarih Kurumu Yay., Ankara, 2007. İslam Ansiklopedisi, Millî Eğitim Bakanlığı Yay., İstanbul, 1978. İslam Ansiklopedisi, Türkiye Diyanet Vakfı Yay., İstanbul, 1988. KANSU, Aykut, 1908 Devrimi, İletişim Yay., İstanbul, 1995. KARABEKİR, Kâzım, Birinci Cihan Harbine Neden Girdik, Emre Yay., İstanbul, 1995. KARABEKİR, Kâzım, İttihat ve Terakki Cemiyeti 1896 - 1909, Emre Yay., İstanbul, 1995. KARAL, Enver Ziya, Osmanlı Tarihi, C V - IX, Türk Tarih Kurumu Yay., Ankara, 2003. KARPAT, Kemal, Osmanlı Modernleşmesi - Toplum, Kuramsal Değişim ve Nüfus, Çevirenler: Akile Zorlu Durukan, Kaan Durukan, İmge Kitabevi Yay., Ankara, 2002. KARPAT, Kemal, Türk Demokrasi Tarihi, İstanbul Yay., İstanbul, 1967. KENNEDY, Paul, Büyük Güçlerin Yükseliş ve Çöküşleri, Türkiye İş Bankası Yay., İstanbul, 2006. KIRAY, Emine, Osmanlı’da Ekonomik Yapı ve Dış Borçlar, İletişim Yay., İstanbul, 1995. KÖSE, Osman, 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması, Türk Tarih Kurumu Yay., Ankara, 2006. KURAN, Ercüment, Türk Çağdaşlaşması, Akçay Yay., İstanbul, 2000. KURAN, Ahmed Bedevî, İnkılâp Tarihimiz ve Jön Türkler, Tan Matbaası, İstanbul,1945. KURAN, Ahmed Bedevî, Osmanlı İmparatorluğu’nda İnkılâp Hareketleri ve Millî Mücadele, Çeltüt Matbaası, İstanbul, 1959. KURAN, Ahmed Bedevî, İnkılâp Tarihimiz ve İttihat ve Terakki, Tan Matbaası, İstanbul,1948. LAMARTİNE, Alphonse De, Osmanlı Tarihi, Çeviren: Serhat Bayram, Toker Yay., İstanbul, 1991. LEE, Stephen J., Avrupa Tarihinden Kesitler (1494 - 1789), Dost Kitabevi Yay., Ankara, 2004. LEWIS, Bernard, Modern Türkiye’nin Doğuşu, TTK Yay., Ankara, 1998. MANTRAN, Robert, XVI. XVII. Yüzyıllarda Osmanlı İmparatorluğu, İmge Yay., 2001. MANTRAN, Robert, Osmanlı İmparatorluğu Tarihi, C II, İmge Yay., 2001. MARDİN, Şerif, Jön Türklerin Siyasi Fikirleri (1895 - 1908), İletişim Yay., İstanbul, 1994. MCCARTY, Justin, Ölüm ve Sürgün, İnkılap Yayınları, 1998. MC NEILL, William, Dünya Tarihi, çev: Alâeddin Şenel, İmge Kitabevi Yay., Ankara, 2001. MENEMENCİOĞLU AHMED BEY, Menemencioğulları Tarihi, Yayına Hazırlayan: Yılmaz Kurt, Akçağ Yay., Ankara, 1997. MİZANCI MURAD BEY, Mizancı Murad Bey’in Meşrutiyet Dönemi Hatıraları, Marifet Yayınları, İstanbul NECİPOĞLU, Gülru, 15 - 16. Yüzyılda Topkapı Sarayı Mimarî, Tören ve İktidar, Yapı Kredi Yay., İstanbul, 2007. O.B.BUSBECG, Türkiye’yi Böyle Gördüm, Tercüman Yayınları. On Beş ve On Altıncı Asırları Türk Asrı Yapan Değerler, İSAV, İstanbul, 1999. ORTAYLI, İlber, Osmanlı Toplumunda Aile, Pan Yay., İstanbul, 2000. ORTAYLI, İlber, İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı, İletişim Yay., İstanbul, 2001. Osmanlı Ansiklopedisi, İz Yay., İstanbul, 1996. Osmanlı Ansiklopedisi, Yeni Türkiye Yay., C 1-12, Ankara, 1999. Osmanlı Devleti Tarihi, Editör: Ekmeleleddin İhsanoğlu, Feza Gazetecilik Yay., İstanbul, 1999. Osmanlı Özel Sayısı, Cogito, Yapı Kredi Yay., İstanbul, 1999. OSTROGORSKY, George, Bizans Devleti Tarihi, (çev.: Fikret Işıltan), Türk Tarih Kurumu Yay., Ankara, 2006. Osmanlı İmparatorluğu’nun Ekonomik ve Sosyal Tarihi (1300 - 1600), Ed. Halil İNALCIK, QUATAERT Donald, C 1, Eren Yay., İstanbul, 2000. Osmanlı İmparatorluğu’nun Ekonomik ve Sosyal Tarihi (1600 - 1914), Ed. Halil İNALCIK, QUATAERT Donald, C 2, Eren Yay., İstanbul, 2004. ÖZ, Mehmet, Osmanlı’da “Çözülme” ve Gelenekçi Yorumcuları, Dergâh Yay., İstanbul, 2005. ÖZKAYA, Yücel, Osmanlı İmparatorluğunda Âyanlık, Türk Tarih Kurumu Yay., Ankara, 1994. ÖZYILMAZ, Ömer, Osmanlı Medreselerinin Eğitim Programları, T.C. Kültür Bakanlığı Kültür Eserleri, Ankara, 2002. PALMER, Alan, Osmanlı İmparatorluğu, Bir Çöküşün Yeni Tarihi, Sabah Kitapları, İstanbul,1995. PAMUK, Şevket, Osmanlı-Türkiye İktisadi Tarihi (1500 - 1914), Gerçek Yay., İstanbul, 1993. PARMAKSIZOĞLU, İsmet, Hoca Saadettin Efendi, Tacü’t Tevarih, Hazırlayan: C I - V Kültür Bakanlığı Yay., Ankara, 1992. PEÇEVİ, İbrahim Efendi, Peçevi Tarihi, Kültür Bakanlığı Yay., İstanbul, 1999. PIERCE, Leslie, Harem-i Hümayun Osmanlı İmparatorluğu’nda Hükümranlık ve Kadınlar, İstanbul, 1993. SAKAOĞLU, Necdet, Osmanlı’dan Günümüze Eğitim Tarihi, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yay., İstanbul, 2003. SANDER, Oral, Siyasi Tarih (İlkçağlardan 1918’e), İmge Kitabevi Yay., Ankara, 1998. SARAY, Mehmet, Osmanlı Devletiyle Türkistan Hanlıkları Arasında Siyasi Münasebetler, Türk Tarih Kurumu Yay., Ankara, 1994. SARI, Djilali, Hoşgörünün Simgesi İstanbul, Türklerde İnsani Değerler ve İnsan Hakları, 2. Kitap, Akçay Yay., İstanbul, 1982. 228